İçeriğe geç
Kişisel Gelişim

Günlük Tutmak Gerçekten İyi Gelir mi?

Laboratuvarda ölçülen şey gündelik günlük tutma alışkanlığı değil, belirli bir sıkıntı üzerine sınırlı sayıda oturumda yapılan ifade edici yazmadır; ortalama etkisi küçük ve koşulları istikrarsızdır, bir çalışmada ise başlangıçta ruminasyonu yüksek katılımcılar yazma koşulunda daha kötü sonuç bildirmiştir.

Podcast

Bu yazıyı dinle

Podcast metnini göster

Bu günlük tutmanın psikolojimize gerçekten iyi gelip gelmediğini inceleyen araştırmaların çok kısa bir özetidir. Popüler kültürde sürekli övülen o meşhur her gün günlük tut tavsiyesinin arkasındaki ta 1986'dan günümüze uzanan yüzlerce deneyi inceliyor, sıradan bir deftere yazı yazmanın neden herkes için sihirli bir değnek olmadığını bilimsel gerçeklerle konuşuyoruz. Birinci çıkarımızla başlayalım. Bilim insanlarının test ettiği şey o bildiğimiz sevgili günlük rutini değil, ifade edici yazma denen çok özel bir yöntem. 1986'daki ilk çalışmada katılımcılar sadece 4 gün 15'er dakika olguları ve duygularını birlikte yazmışlar. Peki bu kafamızda olumsuzlukları kurup durduğumuz o ruminasyon krizlerinden farksız değil mi diyebilirsiniz. Aslında hiç de değil. Ruminasyon dipsiz bir kuyuyken yazmak bu karmaşık deneyimi bir hikayeye dönüştürüp düşüncelerinize net bir sınır çeker. İkinci olarak bu Yöntemin etkisi sandığımızdan çok daha küçük ve kesinlikle duruma bağlı. 2006 ve 2018'deki devasa meta-analizler gösteriyor ki yazmanın travma sonrası stres veya depresyon üzerinde anlamlı bir faydası yok. Bu küçük etki şu anlama geliyor. Yöntem bir kişide işe yararken diğerinde hiçbir şey değiştirmiyor. Yani sonuçlar tamamen kişiye özel. Son olarak bu işin görünmez risklerini bilmeliyiz. Çünkü evet yazmak bazen kanatabilir. Sarsıcı bir olayı deşmek kısa vadede ruh halinizi daha da kötüleştirebilir. Özellikle eşini yeni kaybedenlerde hiçbir iyileşme sağlamadığı hatta hastaneye başvuruları arttırdığı bile görülmüş. Yani travmayı tek başınıza kağıda dökmek, iyileşmeyi hızlandırmak yerine acıyı tekrarlatabilir. Çünkü bir duygunun sadece adını koymakla o duyguyu işlemek çok farklı şeyler. Sonuç olarak asıl sormamız gereken soru günlük tutmak iyi gelir mi? Değil. O deftere ne yazıyorsunuz? Ne kadar süreyle yazıyorsunuz? Ve aslında tam olarak neyin peşindesiniz? Olmalıdır.

Bu podcast, yazının içeriği temel alınarak yapay zekâ ile oluşturulmuş ve yayımlanmadan önce editoryal olarak gözden geçirilmiştir. Ayrıntılar için Yapay Zekâ Kullanım Politikası sayfasını inceleyin.

Sitede yayımlanan bir yazı, aynı şeyi tekrar tekrar düşünmenin iyileştirmediğini anlatıyor (bkz. ”Ruminasyon: Aynı Şeyi Düşünmek Neden İyileştirmez?“). Öyleyse aynı şeyi tekrar tekrar yazmak neden farklı olsun? Günlük tutmanın iyi geldiği o kadar sık söylenir ki sorunun kendisi tuhaf kaçar. Ama laboratuvarda ölçülen şey “günlük tutmak” değildir; çok daha dar bir şeydir ve sonuçları da o kadar dar.

Ölçülen şey hangi defter?

Araştırmaların dayandığı yöntem 1986’da yayımlanan bir deneye kadar gider. Kırk altı üniversite öğrencisi dört gün üst üste, on beş dakika boyunca yazdı. Bir grup yaşadığı sarsıcı olayın yalnızca olgularını yazdı, bir grup yalnızca duygularını, bir grup ikisini birden, bir grup da sıradan bir konuyu. Sonraki haftalarda sağlık merkezine başvuruları azalan tek grup ikisini birden yazan gruptu. Bulgunun ayrıntısı bugün de önemlidir: ne olduğunu anlatmak tek başına, ne hissettiğini dökmek de tek başına yetmedi.

Bu yöntemin adı ifade edici yazmadır ve gündelik anlamda günlük tutmakla aynı şey değildir. Belirli bir sıkıntı üzerine, sınırlı sayıda oturumda, olayı anlamlandırmaya dönük yazmadır. Deneylerin çoğunda katılımcı ne yazacağını seçmez, yazdığını kimseyle paylaşmaz ve birkaç gün sonra bırakır. “Her akşam gününü yaz” alışkanlığı ölçülen şey değildir; onun kendi kanıtı bu literatürde yoktur. İnsanların defterden bekledikleriyle araştırmanın ölçtükleri de aynı değildir: aynı meta-analizde katılımcıların yazma deneyimini olumlu ve anlamlı bulduğu tutarlı biçimde görülüyor, ama bu değerlendirme ile ölçülen sağlık ve ruh sağlığı sonuçları ayrı kalemlerdir. Bir şeyin iyi hissettirmesi, ölçülen bir iyileşme üretmesiyle aynı şey değildir.

Etki ne kadar büyük?

2006’da yayımlanan bir meta-analiz, o güne dek yapılmış yüz kırk altı rastgele atamalı çalışmayı ve on bin dokuz yüzden fazla katılımcıyı bir araya getirdi. Ortalama etki anlamlıydı ama küçüktü; psikolojik sağlık ölçümlerinde daha da küçüktü ve travma sonrası stres belirtileri için anlamlı çıkmadı. Aynı analizde çalışmaların dörtte birinin etkisi ters yöndeydi. On iki yıl sonra yayımlanan, otuz dokuz rastgele atamalı çalışmayı toplayan ve yalnızca depresif belirtilere bakan bir başka meta-analiz ise bedensel olarak sağlıklı yetişkinlerde uzun vadeli anlamlı bir etki bulamadı; yazarlar kısa ve kendi kendine yapılan ifade edici yazmanın depresif belirtileri azaltan bir yöntem sayılmaması gerektiğini yazdı.

Yani “işe yaramaz” değil, “az ve koşullu” doğru cevaptır. Küçük bir ortalama etki, tek tek insanlar için sonucun değişken olduğu anlamına gelir: aynı yöntem birinde işe yarar, ötekinde hiçbir şey yapmaz, bir başkasında geri teper. Küçük etkilerin zamanla daha da küçülmesi psikolojide tanıdık bir örüntüdür ve nedenleri de bilinir (bkz. ”Psikolojinin “Replikasyon Krizi” Nedir?“).

Peki yazmak ruminasyondan neden farklı?

Cevap “yazmanın sihri” değil; notun sorduğu soru bu ve karşılığı üç somut farkta duruyor. Üçü de ölçülmüş şeylerdir ve üçü de koşulludur.

Birincisi biçim: yazma, dağınık bir yaşantıyı baştan sona giden bir anlatıya dizmeye zorlar. Yazdıklarının dili incelendiğinde, en çok fayda görenlerin metinlerinde zaman içinde nedensellik ve içgörü bildiren sözcüklerin arttığı görülmüştür. İkincisi sınır: ruminasyonun tanımı gereği sonu yoktur, ifade edici yazmanın oturum sayısı ve süresi bellidir. Üçüncüsü yönerge: aynı meta-analizde, daha yönlendirici — somut sorular ve örnekler içeren — yönergelerin daha büyük etkilerle ilişkili olduğu bulundu. Bu bir mekanizma kanıtı değil, çalışmalar arası bir ilişkidir.

En doğrudan kanıt 2006 tarihli bir çalışmadan gelir. Depresyona yatkın üniversite öğrencileri üç gün üst üste yazdı; altı ay sonra depresif belirtileri düşen grup, duygularını bastırma eğilimi yüksek olanlardı. Bu alt gruptaki farka istatistiksel olarak aracılık eden değişken, ruminasyonun kara kara düşünme boyutundaki azalmaydı; yansıtıcı düşünme boyutundaki değişim değil. Aracılık analizi bir mekanizmayı kanıtlamaz; gösterdiği şey, o alt gruptaki farkın kara kara düşünmedeki değişimle istatistiksel olarak bağlantılı olduğudur. Ters yönde bir bulgu da var: yeni ayrılmış doksan yetişkinle yapılan bir çalışmada, başlangıçta ruminasyonu yüksek olanlar ifade edici yazma koşulunda kontrol grubundan daha kötü duygusal sonuçlar bildirdi. Bu iki bulgu birlikte, ruminasyonun yazmanın sonucuyla ilişkili olabileceğini düşündürüyor — ama “azalırsa işe yarar, azalmazsa zarar verir” biçiminde bir eşik göstermiyor.

Kimde, ne zaman, hangi konuda?

Bazı meta-analizlerde etkinin nerede büyüdüğü de görüldü — ama bunlar birer reçete değil, çalışmalar arasında gözlenen ilişkilerdir ve hepsi sonraki analizlerde tekrarlanmadı: daha çok oturum, en az on beş dakikalık oturumlar, konunun belirli olması. Oturum aralığı ise tutarsız bir kalemdir: 1998 tarihli erken bir analizde oturumların daha uzun bir zaman dilimine yayılması daha büyük genel etkilerle ilişkiliydi, 2006 analizinde günlük ile haftalık arasında anlamlı bir fark çıkmadı, 2023’te otuz bir çalışmayı toplayan meta-analiz ise bir ile üç günlük kısa aralıklar lehine sonuç verdi. Aynı analiz bir başka şeyi de gösterdi: sağlıklı ve eşik altı örneklemlerde depresyon, kaygı ve stres birlikte ele alındığında küçük ama anlamlı bir etki çıkıyor; değişim puanı analizleri bu etkinin hemen sonrasında değil izlem ölçümlerinde ortaya çıkabileceğini düşündürüyor. Bu tablo aynı zamanda popüler tavsiyenin neden boş kaldığını açıklar: “günlük tut” cümlesi bunların hiçbirini taşımaz. Etkinin kimde çıktığı da değişiyor, ama bu konudaki bulgular tek bir çalışmadan öteye pek geçmiyor ve analizler arasında çelişiyor.

Ters yön de kayıtlıdır. Sarsıcı bir olayı yazmak yazdıktan hemen sonra kısa süreli olarak ruh hâlini kötüleştirir; bu, yöntemin bilinen bir maliyetidir. Travma sonrası stres bozukluğu tedavisi gören küçük bir grupta yazmanın hastalıkla ilgili doktor başvurularını artırdığı bulunmuştur. Eşini kaybeden kişilerle yapılan bir çalışmada ise yazanlar kontrol grubuna göre hiçbir iyileşme göstermemiştir. Yalnızca olumlu yanları yazma yönergeleri de her zaman daha iyi sonuç vermez; olumlu bir yaşantıyı fazla çözümlemek onu tadından edebilir (bkz. ”Olumlu Düşünmek Her Zaman İyi midir? (Toksik Pozitiflik)“).

Bir ayrım da şudur: duyguyu adlandırmak ile bir yaşantıyı yazarak işlemek aynı şey değildir; adlandırmanın kendi kanıtı ve kendi koşulları vardır (bkz. ”Bir Duyguyu Adlandırmak Onu Güçlendirir mi?“). Aynı biçimde, her sabah aynı cümleleri deftere geçirmek de bu literatürün konusu değildir (bkz. ”Olumlamalar (Affirmations) Öz Saygıyı Artırır mı?“).

Sonuç

“Günlük tutmak iyi gelir mi?” sorusunun cevabı, hangi deftere baktığımıza bağlı. Sınırlı sayıda oturumda, belirli bir sıkıntı üzerine, olayı anlamlandırmaya dönük yazmanın ortalama etkisi küçük ama gerçektir; depresif belirtiler söz konusu olduğunda bu etki bir meta-analizde uzun vadede gösterilememiştir. Yazmanın ruminasyonla ilişkisi tek yönlü değildir: bir çalışmada kara kara düşünmedeki azalma faydaya aracılık etmiş, başka bir örneklemde başlangıç ruminasyonu yüksek olanlar daha kötü sonuçlar bildirmiştir; genel bir mekanizma gösterilmiş değildir. Ve yöntemin bilinen bir maliyeti vardır: sarsıcı bir konuyu yazmak kısa vadede kötü hissettirir. Yani soruyu “iyi gelir mi” diye değil, “ne yazdığımda, ne kadar süreyle ve neyin peşinde” diye sormak gerekir. Defterin kendisi bir şey yapmaz; yapılan şeyi taşır.


Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır ve klinik değerlendirmenin ya da tedavinin yerine geçmez. Burada anlatılan yazma yöntemi bir araştırma yöntemidir, kendi kendine uygulanan bir tedavi değildir; bir ruhsal sağlık sorununun tedavisinin yerine kullanılmamalıdır. Sarsıcı bir olay üzerine yazmak kısa süreli olarak kötü hissettirebilir. Yazarken belirgin biçimde kötüleşiyorsanız, yazdıklarınız sizi olaya geri sürüklüyor ve bırakamıyorsanız ya da bu his birkaç saat içinde geçmiyorsa ara vermeniz uygun olur. Travmatik bir yaşantınız varsa, bunun üzerine tek başınıza çalışmak yerine bir ruh sağlığı uzmanıyla çalışmanız daha güvenlidir; travmaya yönelik yapılandırılmış yazma uygulamaları uzman eşliğinde yürütülür. Sıkıntınız işinizi, ilişkilerinizi ya da günlük yaşamınızı belirgin biçimde daraltıyorsa ya da yazmak bu tabloyu değiştirmiyorsa, bir ruh sağlığı uzmanına başvurun.

İleri okuma / kavramsal kaynaklar: İfade edici yazma yöntemini kuran çalışma James Pennebaker ile Sandra Beall’in 1986’da Journal of Abnormal Psychology’de yayımlanan deneyidir. Alanın en kapsamlı derlemesi Joanne Frattaroli’nin 2006’da Psychological Bulletin’de yayımlanan meta-analizidir; depresif belirtilere odaklanan meta-analiz ise Maren Reinhold, Paul-Christian Bürkner ve Heinz Holling’in 2018’de Clinical Psychology: Science and Practice’te yayımlanan çalışmasıdır. Ruminasyonla ilişkiyi doğrudan sınayan çalışma Eva-Maria Gortner, Stephanie Rude ve James Pennebaker’ın 2006’da Behavior Therapy’de yayımlanan araştırmasıdır; kara kara düşünme ile yansıtıcı düşünme ayrımı, Susan Nolen-Hoeksema ile Jannay Morrow’un ruminasyon ölçeğinin Wendy Treynor, Richard Gonzalez ve Nolen-Hoeksema tarafından 2003’te yapılan faktör analizinden gelir. Ters yöndeki bulgu David Sbarra ve arkadaşlarının 2013’te Clinical Psychological Science’ta yayımlanan çalışmasıdır. Uzun izlemli çalışmaları toplayan 2023 tarihli meta-analiz Lin Guo’nun British Journal of Clinical Psychology’de yayımlanan çalışmasıdır.