Bir tartışma olur. Sonra sessizlik başlar.
Sorulara tek kelimeyle cevap verilir ya da hiç verilmez. Aynı evde yaşanır ama göz göze gelinmez. Karşı taraf ne olduğunu anlamaya çalışır, tahmin yürütür, açıklama arar. Saatler, bazen günler böyle geçer.
Gündelik dilde buna “küsmek” denir: küsülür, sonra barışılır. Susan kişi bunu bir olgunluk göstergesi gibi de savunabilir — “bağırmıyorum ya, sadece konuşmuyorum.”
Peki bu gerçekten bir iletişim yöntemi mi?
Sessizlik de bir mesajdır
Buradaki temel yanılgı, sessizliğin “hiçbir şey yapmamak” olduğunu sanmak.
Oysa bir ilişkide sessizlik boşluk gibi yaşanmayabilir: karşı taraf onu bir mesaj gibi okur, ama ne anlatıldığını bilemeyebilir. Az sayıda ve çoğu öz bildirime dayanan çalışmayı bir araya getiren yakın tarihli bir derlemeye göre insanlar farklı nedenlerle susabiliyor: zor duyguları düzenlemek, olumsuz bir ilişki deneyiminden kaçınmak ya da karşı tarafı yönlendirmek ve güç kurmak. Dışarıdan bakınca hangisinin olduğu her zaman anlaşılmaz.
Üstelik sessizlik, sözlü bir tartışmadan farklı bir şey daha yapabilir: gerekçesi açıklanmadığında karşı tarafı tahmin yürütmeye zorlar — ne olduğu söylenmez, ama düzeltilmesi beklenir. Bu yüzden cezalandırıcı biçimde kullanılan sessizlik bir şey iletse bile, sorunu açıklayan ve birlikte çözmeyi sağlayan bir konuşmanın yerine geçmez; konuşmayı durdurup yerine bir yük bırakır.
Neden bu kadar acıtıyor?
Görmezden gelinmenin neden bu kadar rahatsız edici olduğunu inceleyen çalışmalar benzer bir tablo çiziyor: Dışlanmak, insanlarda hızla ve güçlü biçimde olumsuz bir tepki üretiyor — kısa süreli ve tamamen yabancı kişilerle yapılan deneylerde bile.
Bu deneyler gündelik ilişkiye birebir taşınamaz. Ama yalnız kalmakla, birinin yanında olup yok sayılmak aynı şey değildir; ikincisinde kişiyi görmezden gelen, en yakınındaki biridir.
Bu yüzden “ben ona kötü bir şey söylemedim ki” savunması tek başına yeterli değildir: Sert bir söz söylenmemiş olması, zarar verilmediği anlamına gelmez.
Üç farklı sessizlik
Birbirine benzeyen ama farklı üç durum var.
1. Tıkanma. Tartışma yoğunlaştığında bazı insanlar kilitlenir: kalp hızlanabilir, düşünmek zorlaşır, söz bulunamaz. Bu bilinçli bir ceza değildir; kişi o an konuşabilecek durumda olmayabilir. Çift araştırmalarında bu bunalma hâline “taşkınlık” (flooding) deniyor; kasıtlı olmaması etkisiz olduğu anlamına gelmiyor: bir çalışmada partnerlerden en az birinin kendini yüksek düzeyde taşkın hissettiğini bildirdiği çiftlerin bir sorun çözme konuşmasında daha az etkili olduğu bulundu. Gottman’ın çalışmalarında ise etkileşimden çekilme — “duvar örme” — ilişkinin sonraki seyriyle ilişkili bulunan davranışlar arasında sayılır (bkz. “Bir İlişkiyi Ne Bitirir? Mahşerin Dört Atlısı“).
2. Sağlıklı ara. Kişi konuşamayacak durumda olduğunu fark eder ve bunu söyler: “Şu an çok gerginim, bir saat sonra konuşalım.” Sonra da gerçekten döner.
3. Cezalandırıcı sessizlik. Burada sessizlik yalnızca bir tepki değil, aynı zamanda bir araç olarak kullanılır: Karşı tarafın rahatsız olması, pes etmesi ya da özür dilemesi için sürdürülür. Süresi belirsiz kalabilir, gerekçesi açıklanmayabilir ve bitişi susan kişinin kararına bağlı olabilir.
İlk ikisi bilinçli bir ceza değildir. Sorunlu olan üçüncüsüdür — ve bu yazıda “küsmek” denince kastedilen budur.
Ayırt etmeye yardım edebilecek bir soru: Sessizlik kendini korumak için mi, yoksa karşı tarafı hizaya getirmek için mi sürüyor?
Neden işe yarıyor gibi görünüyor?
Cezalandırıcı sessizliğin neden sürdüğüne dair öne sürülen açıklamalardan biri, kısa vadede sonuç verebilmesidir.
Karşı taraf huzursuz olabilir, yaklaşabilir, açıklama isteyebilir ve kimi zaman — haklı olsun olmasın — özür dileyebilir. Sessizlik biter, gerginlik dağılır.
Öğrenme kuramı açısından bakılırsa, sessizliğin ardından istenen şey olursa — ilgi, özür ya da gerginliğin bitmesi — susmak pekişebilir ve bir sonraki anlaşmazlıkta daha kolay başvurulan bir yol hâline gelebilir. Aynı döngüde özür dileyen tarafın davranışı da pekişebilir, çünkü sessizliği bitirmiştir. Bu kuramsal bir açıklamadır.
Ne var ki bu çözüm değil, ertelemedir. Asıl mesele konuşulmamıştır; yalnızca üstü örtülmüştür. Tekrarlandıkça karşı tarafta kırgınlık ve tetikte olma hâli birikebilir.
Döngü nasıl büyüyebilir?
Bir taraf sustukça diğeri daha çok üstüne gidebilir: sorar, şikâyet eder, değişiklik ister, ısrar eder. Bu ısrar susan kişiye daha da bunaltıcı gelebilir ve daha çok geri çekilebilir.
İlişki araştırmalarında bir partnerin değişiklik isteyip eleştirmesi, ötekinin bundan kaçınmasıyla süren bu örüntüye “talep–geri çekilme” deniyor ve daha düşük ilişki doyumuyla ilişkili bulunuyor (bkz. “Tartışmayan Çiftler Daha mı Mutludur?“). Ama bu ilişki her çiftte aynı değil: ABD’de gelir düzeyi görece düşük çiftlerle yapılan iki çalışmanın analizleri, kadının talebi ile kocanın geri çekilmesinin kadının ilişki doyumuyla bağlantısının çiftlerin sosyal ve ekonomik koşullarına göre değişebildiğini gösterdi. Yani her geri çekilme aynı sonucu doğurmuyor — ve her geri çekilme cezalandırıcı sessizlik de değil. Kimse kötü niyetli olmasa bile böyle bir döngü kurulabilir.
Nerede sınır aşılıyor?
Burada dikkatli bir ayrım gerekiyor.
Bir tartışmanın ardından bir süre gerginlik ve mesafe olması tek başına bir zarar işareti değildir. Ama kısa sürmesi bir sessizliği zararsız yapmaz; uzun sürmesi de tek başına bir denetim niyetini göstermez.
Dikkat edilmesi gereken yalnızca süre değil, sessizliğin nasıl kullanıldığıdır: karşı taraf sürekli bir belirsizlik ve korku içinde yaşıyorsa, ne zaman biteceği tamamen tek kişinin kararına bağlıysa ve sessizlik kişiyi korkutmak, cezalandırmak ya da istenen davranışa yöneltmek için tekrar tekrar kullanılıyorsa — saatler de sürse günler de — artık bir çatışma biçiminden çok bir denetim biçiminden söz edilebilir. Bunlar bir test değil; düşünmeyi kolaylaştırmak için.
Böyle bir sessizlik yalıtma, tehdit ya da korkutma gibi başka denetleyici davranışlarla birlikte görülüyorsa ve kişi kendini sürekli tetikte hissediyorsa, konu yalnızca bir iletişim güçlüğü olarak ele alınmamalıdır; önce güvenlik gelir (bkz. “Toksik İlişki Nedir, Ne Değildir?“).
Peki ne yapmalı?
Susmak isteyen taraf için: Sessizliği bir araç olmaktan çıkarmanın yolu, onu duyurmak ve sınırlamak. Bunun için üç parça işe yarayabilir: ne hissettiğini söylemek, ne kadar süre gerektiğini belirtmek, dönmeyi taahhüt etmek. “Şu an konuşamayacak kadar gerginim. Bir saat sonra bunu konuşalım.” Ara verip gerçekten geri dönmek de bunun parçasıdır.
Sessizliğe maruz kalan taraf için: Belirsiz süreli bir sessizliğin peşinden koşmak yerine, hazır olduğunu bir kez söyleyip beklemek denenebilir: “Konuşmaya hazırım, hazır olduğunda buradayım.” Sonra da hayatına devam etmek.
Ve sakin bir zamanda — tartışmanın ortasında değil — bu örüntünün kendisi konuşulabilir: “Küstüğümüzde ne olduğunu anlamıyorum ve bu bana zor geliyor. Bunun yerine ara verip sonra konuşmayı deneyelim mi?”
Bu öneriler, kişinin kendini güvende hissettiği ilişkiler içindir. Sessizlik korkutma, tehdit ya da denetimle birlikte geliyorsa öncelik örüntüyü konuşmak ya da karşı tarafın dönmesini beklemek değil, kendi güvenliğini sağlamak ve destek almaktır.
Sonuç
Cezalandırıcı biçimde küsmek bir iletişim yöntemi değil, konuşmanın durdurulmasıdır. Bir şey iletse bile sorunu birlikte çözmenin yerine geçmez; karşı taraftan telafi etmesini, kimi zaman da özür dilemesini bekler.
Sessizliğin kendisi kötü değildir; sağlıklı bir ara, konuşmayı bırakmak değil, ona daha sakin dönmenin bir yolu olabilir. Sağlıklı bir arayı cezadan ayırmaya yardım eden üç şey vardır: söylenmiş olması, süresinin belli olması ve geri dönülmesi.
Sessizlik bu üçünü taşımıyor ve karşı tarafı cezalandırmak ya da yönlendirmek için sürdürülüyorsa, bir mola değil; sessizce sürdürülen bir baskıdır.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı ya da değerlendirme yerine geçmez ve bir kontrol listesi olarak ya da kimseye — kendinize veya bir başkasına — etiket koymak için kullanılamaz. İlişkinizdeki tekrarlayan bir örüntü belirgin bir sıkıntı veriyor ya da günlük yaşamınızı, işinizi veya ilişkilerinizi zorlaştırıyorsa bir ruh sağlığı uzmanından ya da çift terapistinden destek almaktan çekinmeyin. İlişkinizde kendinizi sürekli tetikte, korkmuş ya da baskı altında hissediyorsanız, bu yalnızca bir iletişim güçlüğü olarak ele alınmamalıdır; güvendiğiniz birinden ve bir uzmandan destek alın — böyle bir durumda çift terapisi uygun bir başlangıç olmayabilir; önce güvenlik gelir. Güvenliğiniz şu anda tehlikedeyse ya da şiddet görüyorsanız 112 aranır. Şiddetle ilgili danışmanlık ve bildirim için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ALO 183 hattına (7 gün 24 saat, ücretsiz) başvurulabilir; kadına yönelik şiddette Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) ve KADES uygulaması da bakanlığın gösterdiği başvuru yolları arasındadır. 112, ambulans, polis, jandarma, itfaiye ve AFAD çağrılarının tamamının karşılandığı tek acil çağrı numarasıdır, ücretsizdir ve 7 gün 24 saat hizmet verir.
İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Dışlanmanın ve görmezden gelinmenin kısa süreli deneysel koşullarda bile güçlü olumsuz tepkiler ürettiğini gösteren çalışmalar (Kipling Williams’ın ostrasizm araştırmaları); yakın yetişkin ilişkilerinde sessiz muamelenin nedenlerini ve sonuçlarını derleyen sistematik derleme (Avni Dubey ve arkadaşları); John Gottman’ın çift etkileşimlerinde tanımladığı duvar örme (stonewalling) ve fizyolojik taşkınlık (flooding) kavramları; çatışma sırasında yaşanan duygusal taşkınlığın sorun çözmeyle ilişkisini inceleyen çalışma (Jill Malik ve arkadaşları); talep–geri çekilme (demand–withdraw) örüntüsünün ilişki doyumuyla ilişkisi ve bu ilişkinin çiftlerin ekonomik ve sosyal koşullarına göre değişebildiğini gösteren boylamsal çalışmalar (Jaclyn M. Ross ve arkadaşları); cezalandırıcı sessizliğin sürmesini pekiştirme kavramıyla açıklayan kuramsal açıklamalar; duyurulmuş ve süresi belirli molaların (time-out) çatışma yönetimindeki işlevi; sessiz muamelenin süreklilik ve denetim amacıyla kullanıldığında psikolojik şiddet (duygusal istismar) kapsamında değerlendirilmesine ilişkin tartışmalar.




