İddia her zaman aynı kesinlikle kurulur. Popüler anlatımlarda sıfatlar biraz değişse de kalıp aynıdır: A grubu titiz ve kaygılıdır, B grubu yaratıcı ve bildiğini okur, 0 grubu lider ve girişkendir, AB grubu ise entelektüel ve biraz mesafelidir. Tarif bu kadar net olunca insan doğal olarak “bunun bir dayanağı olmalı” diye düşünüyor. Üstelik iddia zararsız görünür: kimseye hastalık atfetmez, kimseyi damgalamaz, sohbeti kolaylaştırır. Oysa bu iddia ölçülmüştür — hem de alışılmadık ölçüde büyük örneklemlerle — ve çıkan sonuç, iddianın kendisi kadar net.
İddia nereden geldi?
Kan grubu ile kişilik arasında ilişki arayan ilk istatistiksel çalışma, Japon eğitim psikoloğu Takeji Furukawa’nın 1927 tarihli incelemesidir. Küçük örneklemlerden yola çıkıyordu ve sonraki araştırmalar bulgularını tutarlı biçimde doğrulamadı. Sonraki on yıllarda konuyu ele alan çalışmalar oldu; kimi zaman tek tük fark bildirildi, ama tablo hiçbir zaman kararlı hâle gelmedi.
Bugünkü biçimi yaygınlaştıran şey ise bilimsel bir çalışma değil, bir kitaptır. 1971’de Masahiko Nomi adlı, tıp ya da psikoloji eğitimi olmayan bağımsız bir yazar konuyu popüler bir kitapta ele aldı; kitap Japonya’da büyük ilgi gördü ve oğlu tarafından sürdürülerek 1988’de İngilizceye taşındı. Dört gruba ayrı mizaç özellikleri atfetme fikri Nomi ile başlamadı — Furukawa da bunu yapmıştı. Ama bugün dolaşan şemayı yeniden popülerleştiren ve bugünkü biçimini büyük ölçüde belirleyen bu kitaplardır. Yani sıralamayı yaygınlaştıran bir laboratuvar değil, bir yayın başarısıdır.
Bu ayrım önemli, çünkü “bilimsel olarak gösterildi” cümlesi ile “yaygın olarak inanılıyor” cümlesi çok farklı şeylerdir ve bu konuda ikincisi doğru, birincisi değildir.
Büyük örneklemler ne buldu?
Kan grubu iddiasının bir avantajı var: kan grubu, ilke olarak laboratuvarda kesin biçimde belirlenebilen bir değişkendir. Bu, alanın alışılmadık ölçüde geniş verilerle sınanmasını kolaylaştırdı.
En kapsamlı çalışma Kengo Nawata’nın 2014’te The Japanese Journal of Psychology’de yayımladığı çözümlemedir. Nawata, rastgele örneklemeyle toplanmış büyük ölçekli toplum araştırmalarının verisini yeniden analiz etti: Japonya’dan iki veri seti (2004 ve 2005) ve Amerika Birleşik Devletleri’nden bir veri seti (2004), toplamda on binden fazla kişi.
Sonuç şöyle: incelenen 68 maddenin 65’inde kan grupları arasında anlamlı fark çıkmadı. Kalan üçünde çıkan farklar ise kişiliğin kan grubuna göre değiştiğini söyleyecek büyüklükte değildi — etki büyüklükleri binde üçün altındaydı. Yani üç maddede görülen fark, o kadar küçüktü ki hiçbir pratik anlam taşımıyordu.
Aynı sonuç Japonya dışında da tekrarlandı. Avustralya’da yürütülen ve yerleşik bir kişilik ölçeği kullanan bir çalışma da kan grupları arasında ilişki bulamadı. Bu ikinci nokta önemli: bulgu yalnızca Japon örneklemlerine özgü değil. Çalışma kültürel beklentiyi ayrıca ölçmediği için beklentinin rolünü tek başına dışlamaz; ama sonucun tek bir ülkenin inanç ortamından doğduğu açıklamasını da zayıflatır.
Peki hiç bulgu çıkmadı mı?
Çıktı — ve ne çıktığına bakmak, bu tartışmanın en öğretici kısmı.
2015’te yayımlanan bir çalışma, 1.427 sağlıklı Japon katılımcının kan grubunu beyana değil genetik çözümlemeye dayandırarak belirledi ve yerleşik bir mizaç ve karakter envanteriyle karşılaştırdı. Çalışmanın çıkış noktası da rastgele değildi: ABO geninin, sinir sistemindeki bir enzimin geniyle yakın konumda olabileceği yolunda bir varsayım öne sürülmüştü. Yani araştırmacılar bir mekanizma adayı ellerinde olduğu için baktılar. Bir alt ölçekte — sebat boyutunda — gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu.
Buradaki asıl bilgi, farkın varlığı değil büyüklüğü. Çalışmanın bildirdiği kısmi etki büyüklüğü, altı genetik grup karşılaştırıldığında 0,010, dört kan grubu karşılaştırıldığında 0,006’ydı. Bu değerler, kan grubunun sebat puanlarındaki değişkenliğin ancak çok küçük bir bölümüyle ilgili olduğu anlamına gelir. Popüler iddia ise bundan bambaşka bir şey vaat ediyor: insanları dört kutuya ayırıp birinin içine koyabileceğinizi. Bu büyüklükteki etkiler, kutuları kurmaya yetmez.
Bu ayrım kişilik ölçümü tartışmasının tamamında geçerlidir (bkz. “Her Kişilik Testi Bilimsel midir? (MBTI ve Beş Faktör)”). Bir farkın istatistiksel olarak var olması ile o farkın insanları sınıflandırmaya yetmesi ayrı sorulardır (bkz. “İki Şeyin Birlikte Görülmesi Neden Neden-Sonuç Değildir?”).
Bulgular bu kadar zayıfsa, inanç neden sürüyor?
Bu sorunun genel cevabı ayrı bir yazının konusudur: kişiye özel gibi duran ama aslında herkese uyan tarifler, insanın kendi hakkındaki beklentisini doğrulaması ve tutarlı görünen izlenimin geçersiz olabilmesi (bkz. “Burç Yorumları Kişiye Özel midir?”).
Kan grubu iddiasının kendine özgü bir avantajı var ama: burç gibi soyut bir şeye değil, tıbbi bir gerçeğe yaslanıyor. Kan grubu gerçekten vardır, kalıtsaldır, laboratuvarda ölçülür ve bazı sağlık durumlarıyla ilişkilidir. Bu gerçeklik iddiaya ödünç bir bilimsellik veriyor. Ama “kan grubu biyolojik bir gerçektir” cümlesinden “kan grubu kişiliği belirler” cümlesine geçmek, mevcut kanıtın taşıyabileceğinin çok ötesine geçen bir adımdır.
Üçüncü bir etken de dilin kendisinde. Kan grubu iddiası Türkçede tıbbi bir dille dolaşır — grup, tip, belirlemek — ve bu sözcükler bir ölçüm yapıldığı izlenimini taşır. Oysa ölçülen tek şey kandaki bir yüzey işaretidir. Bir de şu var: dört kategori insanı rahatlatır. Kişiliğin ne olduğu ve nasıl ölçüldüğü karmaşık bir konudur (bkz. “Mizaç, Huy, Karakter ve Kişilik Aynı Şey midir?”); dört harf ise anında kullanılabilir.
Sonuç
Soruya doğrudan cevap: hayır. On binden fazla kişiyi kapsayan ve iki ülkede yürütülen çözümleme, altmış sekiz kişilik maddesinin altmış beşinde kan grupları arasında fark bulamadı; kalan üçündeki farklar da pratikte anlamsız kalacak kadar küçüktü. Genetik yöntemle çalışan bir araştırmada tek bir boyutta çıkan küçük fark ise, popüler iddianın vaat ettiği dört tipli sınıflandırmayı taşıyamaz. Bugünkü popüler biçimin yaygınlaşmasında belirleyici olan şey bir araştırma programı değil, yarım yüzyıl önce yazılmış popüler bir kitaptır ve inancın yaygınlığı onu doğru yapmaz. Kan grubunuz sağlığınız açısından bilinmesi gereken bir bilgidir; kişiliğinizi belirlemek ya da güvenilir biçimde öngörmek için ise kullanılabilecek bir bilgi sağlamaz.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı ya da değerlendirme yerine geçmez. Kan grubu, kan nakli ve gebelik takibi gibi konularda gerçekten önemli tıbbi bir bilgidir ve buradaki anlatılanlar bu önemi azaltmaz; yalnızca kişilik iddiasını konu alır. Kan grubunuza dayanarak beslenme, egzersiz ya da yaşam düzeni değişikliği öneren içeriklere temkinli yaklaşın ve böyle bir değişikliği yapmadan önce bir hekime ya da diyetisyene danışın. İnternette dolaşan kan grubu kişilik testleri geçerli bir değerlendirme sağlamaz.
İleri okuma / kavramsal kaynaklar: İddianın istatistiksel olarak ilk kez sınandığı çalışma için Takeji Furukawa’nın 1927 tarihli incelemesi; bugünkü popüler biçimin yaygınlaşmasında dönüm noktası olan kaynak için Masahiko Nomi’nin 1971’de yayımlanan kitabı; büyük örneklemli sınama için Kengo Nawata’nın 2014’te The Japanese Journal of Psychology’de yayımlanan çözümlemesi; Japonya dışında bir sınama için Rogers ve Glendon’ın 2003 tarihli çalışması; kan grubunun genetik çözümlemeyle belirlendiği inceleme için Shoko Tsuchimine ve arkadaşlarının 2015’te PLOS ONE’da yayımlanan çalışması.




