İçeriğe geç
Gelişim Psikolojisi

Çocuğa “Aferin” Demek Zarar Verir mi?

"Aferin demeyin, çocuğu bozar" uyarısı kanıtın taşıdığından fazlasını söylüyor: ölçülen fark övgünün varlığında değil neyi işaret ettiğinde; sözlü övgü somut ödülle aynı tabloda değil, bildirilen etkiler küçük ve hiçbir tek cümle bir çocuğu tek başına kurmuyor ya da bozmuyor.

Podcast

Bu yazıyı dinle

Podcast metnini göster

Bu bölümde çocuğa aferin demenin gerçekten zararlı olup olmadığına dair güncel kaynakları çok hızlıca özetliyoruz. Eğer çocuğunuz elinde bir resimle koşup geldiğinde acaba aferin dersem çocuğu bozar mıyım diye donup kalıyorsanız asıl sorunun övmek ya da övmemek değil kelimelerimizin aslında neye işaret ettiği olduğunu duymak sizi epey rahatlatacak. Birincisi çocuğun kişiliğini değil kesinlikle yöntemini övmeliyiz. Yani çok akıllısın demek koruması inanılmaz zor, düşmesi çok kolay bir etiket aslında. Çocuk sırf bu etiketi kaybet etmemek için zor işlerden kaçıp kolaya kaçabiliyor. Ama çabayı övmek mi? İşte o çocuğun cebine bir sonraki sefere de kullanabileceği harika bir araç koymak demek. Bunu çözmek için üç farklı yol denemişsin dediğinizde çocuk çok daha dirençli oluyor. Peki yöntemi övmek bu kadar işe yarıyorsa neden yıllardır övgü içsel motivasyonu öldürür diye duyup duruyoruz? İşte burada ikincisi devreye giriyor. Ödül ve sözlü övgünün ayrımı. Ta 1970'lerden kalan o ödül ilgiyi öldürür kralı var ya o aslında çıkartma gibi baştan vaat edilen somut Rüşvetler için geçerli. Şimdi ama bir dakika. Aferin demekte ağzımızdan çıkan soyut bir çıkartma bir tür rüşvet değil mi diyebilirsiniz. İnanın kesinlikle değil. Somut ödül işi tamamen bir kazanç kapısına çevirirken içten bir sözlü övgü çocuğun ilgisini gerçekten besliyor. E madem sözlü övgü motivasyonu öldürmüyor, ebeveynlerin düştüğü asıl gizli tuzak ne o zaman? Son olarak asıl tehlike övgünün kendisinde değil sıcaklık ve ilginin koşullu hale gelmesinde. Çocuk sadece iyi bir şey yaptığında onay görüyorsa o masum aferin ağır bir içsel baskıya dönüşür. Sorun kendinize çocuğunuz o resmi getirdiğinde ona bir öğretmen gibi not mu veriyorsunuz yoksa onunla gerçekten ilgileniyor musunuz? İnanın bana çocuğa buranın en zor kısmı neresiydi diye sormak ona not vermekten çok ama çok daha kıymetli. Kısacası aferin demek son derece masumdur. Asıl mesele çocuğa sabit bir kimlik dayatmamak ve sevginizi onun performansına kesinlikle bağlamamaktır.

Bu podcast, yazının içeriği temel alınarak yapay zekâ ile oluşturulmuş ve yayımlanmadan önce editoryal olarak gözden geçirilmiştir. Ayrıntılar için Yapay Zekâ Kullanım Politikası sayfasını inceleyin.

Çocuk resmi getiriyor, masaya koyuyor, bekliyor. Ağzınıza gelen ilk şey belli: “Aferin, çok güzel olmuş.”

Sonra bir yerde okuduğunuz cümle aklınıza düşüyor: aferin demeyin, çocuğu bozar. Elinizdeki resimle birlikte kalakalıyorsunuz.

Soru yanlış kurulmuş

Alanyazının sorduğu soru “övmeli mi, övmemeli mi” değil. Övgü tek bir davranış değil; ne söylendiğine göre farklı işler yapan bir aile. Ölçülen fark, övgünün varlığında değil neyi işaret ettiğinde.

Türkçede bu sorunun ayrı bir ağırlığı var. “Aferin” hem bir onay hem de bir not; öğretmenden de duyulur, evde de. Sözcüğün kendisi tartışılırken çoğu zaman iki ayrı şey — sıcaklık göstermek ile performans değerlendirmek — tek kelimenin içinde eriyip gidiyor.

En çok çalışılmış ayrım şu: övgü çocuğun kendisine mi, yoksa yaptığı şeye mi bakıyor? “Çok akıllısın” ile “bu kısmı çözmek için üç farklı yol denemişsin” aynı cümleler değil. Birincisi sabit bir özelliği ödüllendiriyor, ikincisi değiştirilebilir bir davranışı.

Deneylerde bu farkın sonucu ölçülebiliyor. Bir işi başardıktan sonra yeteneği övülen çocuklar, ardından kolay işi seçmeye daha yatkın oluyor; zorda kaldıklarında daha erken bırakıyor, işten aldıkları keyif azalıyor ve başarısızlığı kendilerine dair bir kanıt gibi okuyor. Bazı çalışmalarda bu çocuklar başarılarını olduğundan iyi göstermeye de daha yatkın çıktı. Çabası ya da yöntemi övülenlerde bu örüntü zayıflıyor.

Mantığı da anlaşılır. “Akıllısın” bir sıfat veriyor ve sıfatın korunması gerekiyor; zor iş o sıfatı riske atıyor. “Şu yolu denemen işe yaramış” ise korunacak bir şey vermiyor, tekrarlanacak bir şey veriyor.

Buradaki incelik, çabanın kendisinin övülmesi değil. “Çok çalıştın” cümlesi, iş yolunda gitmediğinde bir teselli ödülüne dönüşebiliyor ve çocuk bunu fark ediyor. Ayrımı taşıyan şey çaba değil, yöntem: neyin denendiği, neyin işe yaradığı, bir sonraki sefere neyin taşınabileceği.

Ödül meselesi: yaygın anlatı fazla geniş

İkinci tartışma daha sık çarpıtılıyor. 1970’lerde yapılan bir dizi çalışma, zaten severek resim yapan çocuklara resim yaptıkları için ödül verildiğinde, ödül kalktıktan sonra daha az resim yaptıklarını gösterdi. Buradan popüler bir kural çıktı: ödül içsel ilgiyi öldürür.

Bu bulgu gerçek ve adı da var: dışarıdan gelen bir gerekçe, içeriden gelen ilginin yerine geçiyor. Ama popüler kuralın “ödül” dediği şey fazla geniş.

Yüz yirmi sekiz deneyi birleştiren bir meta-analiz, ayrımın nerede olduğunu gösteriyor. Önceden vaat edilmiş somut ödüller içsel güdülenmeyi azaltıyor — üstelik yalnızca işin niteliğinden bağımsız olanlar değil; işe katılmak, işi bitirmek ya da belirli bir performansı tutturmak karşılığında verilenler de. Buna karşılık sözlü övgü ters yönde çalışıyor: aynı analizde olumlu geri bildirim hem ilgiyi hem de kişinin o işi kendi isteğiyle sürdürmesini artırıyor.

İki uyarı gerekiyor. Birincisi, bu tablo çocuklarda erişkinlerdekiyle aynı değil: somut ödülün zararı çocuklarda daha belirgin, sözlü övgünün yararı ise daha zayıf çıkıyor. İkincisi, bu alan uzlaşmış değil — büyük ölçüde aynı araştırma birikimini farklı biçimde ayrıştıran başka bir meta-analiz hattı, zararın çok daha sınırlı olduğunu savundu ve iki taraf birbirine yayımlanmış yanıtlar verdi. Tartışma bugün de kapanmış sayılmaz.

Yani “aferin demek çocuğu bozar” cümlesi, ödül araştırmalarından çıkarılmış ama tam da onların dışladığı durumu tarif ediyor. Sözlü övgü bu tablonun sorunlu tarafında değil. Bir çocuğa her resim için çıkartma vermekle, resmine bakıp bir şey söylemek arasındaki fark buradan geliyor: birincisi işi bir kazanç kapısına çeviriyor, ikincisi çevirmiyor.

Peki sorun nerede? Övgünün denetim aracına dönüştüğü yerde. Bakım verenin tepkisinin davranışı pekiştirdiği bu sitede daha önce ele alınmıştı (bkz. “Çocuklarda Öfke Nöbetleri (Tantrum) Şımarıklık mıdır?“). Övgü de pekiştireç olarak işlev görebilir — ama otomatik olarak değil: bir tepkinin pekiştireç sayılması, ardından geldiği davranışı artırmasına bağlı ve övgü bunu her çocukta, her bağlamda yapmıyor. Aynı cümle bilgi verebilir (“şu işe yaradı”) ya da yönlendirebilir (“benim istediğimi yaptığın için memnunum”). İkinci biçimde çocuk yaptığı işe değil, karşısındakinin tepkisine bakmayı öğreniyor. Oyunun kendisinin taşıdığı güdülenme bu sitede daha önce ele alınmıştı (bkz. “Çocuğun Oyunu “Boş İş” midir?“); övgü o güdülenmeyi hem besleyebiliyor hem gölgeleyebiliyor.

Koşullu onay

Üçüncü katman en az konuşulanı ve muhtemelen en önemlisi. Övgünün içeriği değil, yokluğunun ne anlama geldiği.

Bir çocuk günde kaç kez “aferin” duyduğunu saymaz. Ama ilgiyi ne zaman gördüğünü fark eder. İlgi ve sıcaklık yalnızca iyi bir şey yapıldığında geliyorsa, “aferin”in kendisi bir sorun olmaktan çıkıp bir koşula dönüşüyor. Bu koşulu algılayan çocuklarda bildirilen örüntü şu: davranış sürüyor, ama bir isteğin değil bir iç baskının ürünü olarak; ve tabloya ebeveyne yönelik bir kırgınlık, ilişkide bir mesafe eşlik ediyor. Buradaki mesele övgünün miktarı değil, sevginin performansa bağlanmış görünmesi. Dikkat çekici olan, olumlu koşullu onayın — yani yalnızca iyi davranışta gösterilen sıcaklığın — cezalandırıcı olmadığı halde benzer bir izle birlikte anılması.

Bu bulguların çoğu ilişki düzeyinde: birlikte görülüyorlar, ama hangisinin hangisini doğurduğu gösterilmiş değil. Zaman içinde izleyen çalışmalar okun iki yöne de işleyebileceğini düşündürüyor — çocuğun kendi değerini başarısına bağlaması, ebeveynin koşullu davranışını da besliyor olabilir.

Bu, suçluluk ile utanç arasındaki farkın çocukluktaki karşılığı: yaptığı şeyin değerlendirildiğini duyan çocukla, kendisinin değerlendirildiğini duyan çocuk aynı şeyi öğrenmiyor (bkz. “Suçluluk ile Utanç Aynı Şey midir?“).

Tezi zayıflatan bulgular

Üçünü kaydetmek gerekiyor, çünkü bu alan popüler yazıda olduğundan çok daha kesin anlatılıyor.

Birincisi, yetenek övgüsü deneylerinin çoğu küçük örneklemli ve etki büyüklükleri iddia edildiği kadar büyük değil. Bu alanda yineleme sorunları tartışılıyor ve kimi sonraki çalışmalar özgün örüntüyü aynı güçte bulamadı. Popüler bir bulgunun kaynağından kopup kesin bir kurala dönüşmesi tanıdık bir örüntü (bkz. “10.000 Saat Kuralı Doğru mu?“); övgü tartışması da aynı yoldan geçti.

İkincisi, övgünün etkisi çocuğa göre değişiyor. Abartılı övgünün — “inanılmaz güzel bir resim” — özellikle kendine güveni düşük çocuklarda ters çalışabildiği, onları zor işten kaçınmaya ittiği bildiriliyor. Aynı cümle kendine güveni yüksek bir çocukta bu sonucu vermiyor. Övgünün, kendini değerlendirme üzerinde tek yönlü ve garantili bir etkisi yok (bkz. “Olumlamalar (Affirmations) Öz Saygıyı Artırır mı?“).

Üçüncüsü, övgü çocuğun gelişiminde tek başına belirleyici bir kaldıraç değil. Övgü biçimini değiştirmek ölçülebilir bir fark yaratabiliyor, ama övgü, çocuğun gelişimini belirleyen etkenlerden yalnızca biri. Bir ebeveynin cümlelerini düzeltmesi, ilişkiyi düzeltmesinin yerine geçmiyor.

Sonuç

“Aferin” demek zarar vermiyor. Sorunlu sonuçlar, övgünün çocuğa sabit bir kimlik dağıttığı ya da sevginin performansa koşullu göründüğü yerlerde birlikte görülüyor.

Pratikte ayrım şuna iniyor: cümleniz çocuğun ne olduğunu mu söylüyor, ne yaptığını mı? “Çok yeteneklisin” birincisi; “burayı sen düzeltmişsin, uğraşmışsın” ikincisi. İkincisi çocuğa tekrarlayabileceği bir şey bırakıyor.

Bir de şu: övgü, ilginin tek biçimi değil. Çocuğun getirdiği resme bakıp ne yaptığını sormak — burayı neden böyle yaptın, en zor kısmı neresiydi — çoğu zaman ona verilecek nottan daha çok şey söylüyor. Değerlendirme değil, ilgi taşıyor; ve çocuğun anlatacak bir şeyi kalıyor.

Ve ölçülü olmakta fayda var. Bu alanın bulguları gerçek ama küçük; hiçbir cümle bir çocuğu kurmuyor ya da bozmuyor. Masaya konan resme “çok güzel olmuş” demek bir hata değil. Yalnızca söylenebilecek tek şey de değil.


Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır ve bir ebeveynlik protokolü sunmaz. Burada aktarılan bulgular grup ortalamalarıdır; tek bir çocuğun neye nasıl tepki vereceğini önceden söylemezler ve hiçbir cümlenin tek başına belirleyici olduğu anlamına gelmezler. Çocuğunuzun okulda, uykusunda, yemesinde ya da yakın ilişkilerinde belirgin bir değişiklik görüyorsanız — özellikle sürüp gidiyorsa ya da gündelik işleyişini bozuyorsa — bunu övgü diliyle açıklamaya çalışmak yerine bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurmak daha güvenilir bir yoldur. Belirgin bir işlev kaybı varsa beklemek için bir süre şartı yoktur.

İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Yeteneğe yönelik övgü ile sürece yönelik övgünün çocukların sonraki iş seçimini, güçlükte direncini ve başarısızlığı yorumlama biçimini nasıl değiştirdiğini bildiren Claudia Mueller ve Carol Dweck’in deneyleri ile bu bulguların etki büyüklüğüne ve yinelenmesine yöneltilen sonraki tartışmalar; beklenen ve somut ödülün içsel ilgiyi aşındırabildiğini gösteren Mark Lepper, David Greene ve Richard Nisbett’in erken çalışması; aynı alanyazını birleştirirken ödülün türü ve koşuluna göre sonucun değiştiğini, sözlü övginin ise içsel güdülenmeyi genellikle azaltmadığını bildiren Edward Deci, Richard Koestner ve Richard Ryan ile Judy Cameron ve David Pierce’ın birbirine yanıt veren meta-analizleri; ebeveynin sıcaklığını çocuğun davranışına bağlamanın — olumlu biçiminde bile — iç baskı ve kırgınlıkla ilişkilendiğini bildiren Avi Assor, Guy Roth ve Deci’nin çalışmaları; ve abartılı övginin özellikle kendine güveni düşük çocuklarda zor işten kaçınmayla ilişkili çıktığını gösteren Eddie Brummelman ve arkadaşlarının deneyleri.