İçeriğe geç
Duygular

Can Sıkıntısı Zararlı mıdır?

Can sıkıntısı ne onarılması gereken bir arıza ne de yaratıcılık üreten bir makinedir; en çok anılan çalışmanın yineleme denemesi tutmadı, alanın kendi ölçümleri iki klişeyi de desteklemiyor ve zarar bulgularının önemli bölümü tek tek sıkılma anlarına değil, sık ve yoğun sıkılma eğilimine ait.

Podcast

Bu yazıyı dinle

Podcast metnini göster

Bu bölüm can sıkıntısının ardındaki bilimi ve gerçekten yaratıcılığı tetikleyip tetiklemediğini incelediğimiz hızlı bir kaynak özetidir. Çoğumuz can sıkıntısını ya tam bir zaman kaybı ya da yaratıcılığa giden gizli bir kapı sanırız. Ama son araştırmalar zihnimizin aslında çok daha ilginç çalıştığını gösteriyor. Birincisi can sıkıntısı bir boşluk falan değil. Bas bayağı zihnimizden gelen bir bildirimdir. Tembellik değil. Bir şeyle meşgul olmayı isteyip de Olamadığımız o sinir bozucu gerilim halidir. Arabanızdaki uyarı ışığı gibi çalışır. Size mevcut işin sarmadığını ve acilen harekete geçmeniz gerektiğini söyler. İyi de yanıp sönen bir uyarı ışığının bizi sihirli bir şekilde yaratıcılığa götürmesini neden bekliyoruz ki? İkincisi, o meşhur can sıkıntısı yaratıcılık getirir efsanesi resmen çürütüldü. 2014'te Mann ve Cadman'ın araştırması yaratıcılığı artırdığını iddia etmişti. Ama sıkılmakla hayal kurmayı fena halde karıştırmışlardı. 2023'te Nettinga ve ekibinin 197 kişiyle yaptığı çok daha güvenilir çalışma arada hiçbir bağ bulamadı. Hatta sıkkın olanlar pes edip görevleri erkenden bıraktı. Eğer can sıkıntısı bizi yaratıcı yapmıyorsa asıl tehlike nerede başlıyor? Üçüncüsü sıradan bir halle kalıcı bir eğilim arasındaki o kritik fark. Öğleden sonra sıkılmak gayet zararsız bir haldir. Ancak asıl sorun sürekli sıkılma eğilimidir. Sıkılmaya yatkın kişiler meşgul olmak isterler ama bunu eyleme dönüştüremezler. Bu durum üretime falan dönüşmez. Aksine risk alma veya kumar gibi zarar verici davranışlara yol açar. Yani sıkıcı bir pazar günü geçirdik diye panik yapmayalım ama sıkılmışlık varsayılan kişiliğimiz haline gelmişse o uyarı ışığını kesinlikle ciddiye almalıyız. Kısacası can sıkıntısı ne onarılması gereken bir arıza ne de yaratıcılık üreten bir makinedir. Yalnızca eyleme geçmemiz için bizi uyaran tarafsız bir sinyaldir.

Bu podcast, yazının içeriği temel alınarak yapay zekâ ile oluşturulmuş ve yayımlanmadan önce editoryal olarak gözden geçirilmiştir. Ayrıntılar için Yapay Zekâ Kullanım Politikası sayfasını inceleyin.

Can sıkıntısı üzerine iki karşıt söz aynı kesinlikle dolaşır. Yaygın olanı onu bir kayıp sayar: boşa geçen zaman, doldurulması gereken bir aralık, tembelliğin kibar adı. Son yıllarda yükselen tersi ise onu bir kaynak sayar — çocuğunuzu sıkılmaya bırakın, yaratıcılık oradan doğar. İkisi de can sıkıntısını bir şeyin nedeni olarak kuruyor; biri zararın, öteki yaratıcılığın. Ölçümler ikisini de desteklemiyor, ama vardıkları yer ikisinden de ilginç.

Boşluk değil, bildirim gibi

Alanın yerleşik tanımı can sıkıntısını bir eksiklik değil, bir gerilim olarak tarif eder: kişi bir şeyle meşgul olmayı ister, ama bu isteği karşılayamaz. Bu, dinginlikten de tembellikten de farklıdır — dingin insan meşgul olmak istemez, sıkılan insan ister ve olamaz. İşlevsel yaklaşımlar bu tanımdan bir adım daha atar: can sıkıntısı bir arıza değil, bir bildirim gibi çalışır. Bu görüşe göre, yapılan işin kişiyi tutmadığını haber verir ve harekete geçmeye çağırır. Bunun tanımın zorunlu sonucu değil, bir kuramsal yorum olduğunu belirtmek gerekir. Bu, sıkılmanın modern hayatın dikkatimizi bozmasından doğduğu yolundaki yaygın anlatıdan ayrı bir iddiadır (bkz. “Dikkat Süremiz Gerçekten Kısaldı mı?”).

Buraya kadarı, son on yılda popülerleşen “sıkılmak aslında iyidir” söyleminin dayandığı zemindir. Sorun, o zeminden çıkarılan sonuçta başlıyor.

En çok anılan çalışma ne diyor?

Yaratıcılık iddiasının en çok anılan deneysel dayanaklarından biri, Sandi Mann ve Rebekah Cadman’ın 2014’te Creativity Research Journal’da yayımlanan çalışmasıdır. Katılımcılara telefon rehberinden numara kopyalatıldı, ardından sıradan bir nesne için olabildiğince çok kullanım üretmeleri istendi. İki deney seksen ve doksan kişiyle yürütüldü ve sonuç olumlu bildirildi.

Çalışmanın iki yapısal sorunu var. Karşılaştırma grubuna ayrı bir ruh hâli verilmedi; o gruba hiçbir şey yaptırılmadı. Daha önemlisi, yaratıcılık puanları sıkılırken hayal kurduğunu bildiren katılımcılar üzerinden incelendi — yani etkinin sıkılmaktan mı yoksa hayal kurmaktan mı geldiği ayrıştırılamıyor.

2023’te Jamie Nettinga, Roy Gutglick ve James Danckert kısmî bir yineleme yürüttü. Örneklem iki katından fazlaydı; yüz doksan yedi kişi. Bu kez karşılaştırma grubu boş bırakılmadı, onlara ilgi çekici bir belgesel bölümü izletildi. Sonuç: iki grup arasında yaratıcılık görevinde anlamlı fark yok. Dahası, ölçüm öncesinde daha sıkkın olduğunu bildirenler görevde daha düşük puan aldı. Yüz kırk sekiz kişiyle yürütülen ikinci deney bambaşka bir görev kullandı: katılımcılar basit karelerden şekiller üretip beğendiklerini kaydediyordu. Burada da sıkkınlık ile üretilen şekillerin özgünlüğü arasında ilişki çıkmadı.

Kritik ayrıntı sayıda. Yineleme ekibi, özgün çalışmadaki ilgili karşılaştırma için etki büyüklüğünü 0,08 olarak aldı — çok küçük bir değer. Kendi hesaplarına göre bu büyüklükte bir etkiyi güvenle yakalamak yaklaşık üç bin kişilik bir örneklem gerektirirdi; yakalansa bile pratikte anlamsız kalırdı. Julia Haager, Christof Kuhbandner ve Reinhard Pekrun’un 2018 tarihli çalışması daha da ilginç bir tablo çizdi. Katılımcılar aynı yaratıcılık görevinin ardışık bloklarını yaparken hem sıkkınlıkları hem ürettikleri fikir sayısı arttı. Ama ayrıntılı çözümleme, fikir artışının sıkkınlıktan değil göreve alışmaktan kaynaklandığını gösterdi; alıştırma hesaba katıldığında sıkkınlık fikir sayısını olumsuz yordadı. İddianın dolaşım yolu da dikkate değer. “Sıkılın, yaratıcı olun” cümlesi alanyazında değil, popüler kitaplarda ve gazete yazılarında yerleşti; yineleme çalışmasının yazarları bunu açıkça not ediyor. Ünlü bir bulgunun neden tek başına yeterli olmadığı ayrı bir yazının konusudur (bkz. ”Psikolojinin “Replikasyon Krizi” Nedir?“).

Bildirim, ne yapılacağını söylemez

Asıl kısım burası. Can sıkıntısı harekete geçmeye çağırıyor olabilir; ama hangi harekete geçileceğini belirlemez. Ölçümler bunu iki yönde birden gösteriyor: kimi çalışmalarda sıkılan kişilerde yardım etme eğilimi artıyor, kimilerinde risk alma davranışı artıyor, bir başkasında sıkkınlık zarar verici davranışla ilişkilendiriliyor. Çağrı aynı, cevap değişiyor. Yineleme çalışmasının ikinci deneyinde buna uyan bir tablo çıktı: görev sonunda daha yüksek sıkkınlık bildirenler daha fazla şekil kaydetmiş, daha çok şekil kümesi kullanmış ve görevi daha erken bırakmıştı. Yani daha yüksek sıkkınlık bazı görev davranışlarıyla birlikte görüldü; ürettikleri şekillerin özgünlüğüyle birlikte görülmedi.

“Sıkılmak yaratıcılık getirir” cümlesinin hatası tam olarak burada. Bir uyarı ışığı arabayı tamir etmez; yalnızca bir şeye bakılması gerektiğini söyler. Yaratıcı bir çıktı için yaratıcı bir pratik gerekir ve sıkılmak o pratiği kurmaz. Tersi yön daha akla yakın görünüyor: hâlihazırda yaratıcı bir uğraşı olan kişi, sıkıldığında ona dönerek sıkıntıdan çıkabilir.

Asıl soru hâl değil, eğilim

Burada birbirine karıştırılan iki şey var. Bir öğleden sonra sıkılmak bir hâldir; sık ve yoğun biçimde sıkılmak bir eğilimdir. Uzun süreli olumsuz sonuçlara dair bulguların önemli bölümü ikincisinden gelir. Ama ayrım mutlak değildir: yukarıda anılan risk alma ve zarar verici davranış bulguları anlık sıkkınlıkla ilgilidir.

Sıkılmaya yatkın kişilerde tekrar tekrar görülen tablo şudur: yaratıcı olabileceğine inanç düşüktür ve gündelik yaratıcı uğraşlara katılım azdır. Araştırmacıların “harekete geçememe” dediği durum budur — meşgul olma isteği vardır, eyleme dönüşmez. Sıkılmaya yatkınlığı doğrudan inceleyen bir çalışma, bu eğilimin merakı yordadığını ama yaratıcılıkla ilişkili olmadığını bildirmişti; yani sıkılgan kişi yeni şeyleri merak edebilir, bu merakı bir üretime çevirmesi ayrı bir iştir. Bazı çalışmalarda aynı eğilim madde kullanımı ve kumarla da ilişkilendirilmiştir. Bunların ilişki bulguları olduğunu ve nedensellik göstermediğini vurgulamak gerekir; sıkılganlığın bu davranışlara yol açtığını gösteren tasarımlar değildirler. Kanıt düzeyleri de eşit değildir ve kullanılan sıkılganlık ölçüsüne göre değişir.

Yön sorusu ciddidir. Salgın döneminde yürütülen bir çalışmada, gündelik yaratıcı işlerle uğraşanlar hem daha iyi ruh sağlığı bildirdi hem de sıkılmaya daha az yatkındı. Bu tabloyu “yaratıcı uğraş sıkılganlığı azaltır” diye de “sıkılganlık yaratıcı uğraşı engeller” diye de okumak mümkün ve veri ikisini ayırmıyor. Sıkıntıdan kaçmak için yapılanların uzun vadede sıkıntıyı nasıl beslediği ise ayrı bir mekanizmadır (bkz. “Kaçınmak Kaygıyı Neden Büyütür?”).

Sonuç

Can sıkıntısı ne onarılması gereken bir arıza ne de yaratıcılık üreten bir makinedir. İşlevsel yaklaşımlara göre bir bildirim gibi çalışır ve söylediği şey dardır: şu an yapılan iş kişiyi tutmuyor. Tek bir sıkılma hâli tek başına bir bozukluk ya da kalıcı zarar göstergesi değildir; sorun, o bildirime verilen cevabın hep aynı ve hep dar olmasında ortaya çıkar. Bir de tek bir sıkkın öğleden sonra ile yıllara yayılan bir sıkılganlık aynı soru değildir; uzun süreli olumsuz sonuçlara dair bulguların önemli bölümü ikincisinden gelir. Dolayısıyla “sıkılmak kötüdür, hemen doldurulmalı” cümlesi de, “sıkılmaya bırakın, yaratıcılık gelir” cümlesi de ölçümlerde karşılık bulmuyor. Hoş olmayan bir duygunun işlevli olması, onun iyi bir şey olduğu anlamına gelmiyor — yalnızca bir bilgi taşıdığı anlamına geliyor (bkz. “Öfke Kötü Bir Duygu mudur?”).


Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı ya da değerlendirme yerine geçmez. Burada anlatılanlar grup düzeyinde ölçümlerdir ve kimsenin kendi durumu hakkında karar vermesi için ölçüt sağlamaz; sıkılmaya yatkınlıkla anılan bulguların çoğu ilişki bulgusudur ve nedensellik göstermez. Sürekli bir boşluk hissi, hiçbir şeyin ilgi çekmemesi ya da eskiden keyif veren şeylerin artık tutmaması hâli sürüyorsa ve işinizi, eğitiminizi ya da ilişkilerinizi belirgin biçimde daraltıyorsa, bunu “sıkılgan bir yapı” sayıp beklemek yerine bir ruh sağlığı uzmanına başvurun; bu tablo başka durumların da belirtisi olabilir ve ayrımı ancak bir uzman yapar. İnternette dolaşan sıkılganlık ölçekleri geçerli bir değerlendirme sağlamaz.

İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Can sıkıntısının “meşgul olamayan zihin” olarak tanımı için John Eastwood ve arkadaşlarının 2012 tarihli çalışması; işlev tartışması için Bench ve Lench’in 2013 ve 2019 tarihli çalışmaları ile Andreas Elpidorou’nun kuramsal yazıları; yaratıcılık iddiasının özgün kaynağı için Sandi Mann ve Rebekah Cadman’ın 2014’te Creativity Research Journal’da yayımlanan çalışması; yineleme denemesi için Jamie Nettinga, Roy Gutglick ve James Danckert’in Journal of Boredom Studies’te 2023’te yayımlanan çalışması; alıştırma etkisi açıklaması için Julia Haager, Christof Kuhbandner ve Reinhard Pekrun’un 2018 tarihli çalışması; sıkılmaya yatkınlık ve “harekete geçememe” çerçevesi için Mugon, Struk ve Danckert’in 2018 tarihli çalışması ile James Danckert ve John Eastwood’un Harvard University Press’ten çıkan kitabı.