İçeriğe geç
İlişkiler

Kıskançlık Sevginin Kanıtı mıdır?

"Kıskanmıyorsa sevmiyordur" cümlesi kıskançlığı sevginin ölçüsü sayıyor. Oysa kıskançlıkla en tutarlı biçimde birlikte giden şey sevginin gücü değil, kişinin kendini ne kadar güvende hissettiği. Gerçek bir tehdide verilen tepkiyle, ortada bir şey yokken süren kuşkuculuk da aynı şey değil.

Podcast

Bu yazıyı dinle

Podcast metnini göster

Kısa ve net de bugünkü konumuz kıskançlık ve sevgi yanılgısı. Hani şu dilimize pelesenk olmuş kıskanmıyorsa sevmiyordur inancı var ya işte bunun ilişkilerimizi nasıl zehirlediğini ve kıskançlığın aslında sevginin değil tamamen kendi içsel güvensizliğimizin bir ölçütü olduğunu konuşacağız. İlk olarak şu kavram karmaşasını bir çözelim. Haset başkasında olanı istemektir. Ama kıskançlık elinizdeki ilişkiyi bir başkasına kaybetme korkusudur. Yani o kıskançlık krizleri Büyük aşkınızın falan değil, bas baya bağlanma kaygınızın ve kırılganlığınızın bir göstergesi. Kıskançlığı böyle ilişkinin sıcaklığını ölçen bir sevgi termometresi gibi görmeyi bırakmamız lazım. Çünkü o sadece içsel güvenliğimizin durduk yere çalan bozuk bir alarm sistemidir. İkinci olarak işin şüphe boyutuna gelelim. Madem bu bir güvenlik alarmı, peki ya ortada hiçbir tehlike yokken çalarsa ne olur? Kafada kurduğumuz o kuşkucu kıskançlık var ya cidden çok yıpratıcı bir döngü. Bir taraf sürekli onay istiyor, diğeri bunalıp duvar örüyor. E peki partnerden sürekli güvence istemek kaygıyı dindirmez mi diye sorabilirsiniz ama maalesef hiç işe yaramıyor. Çünkü dışarıdan gelen o rahatlatıcı cevabın raf ömrü çok kısa ve karşı tarafın o bıkkın sessizliği şüpheyi iyice körükleyip kişiyi tam da korktuğu sona sürüklüyor. Son olarak bu sonu gelmez şüphe döngüsünün nasıl bir kontrol mekanizmasına dönüştüğüne bakmalıyız. Birini sürekli takip etmek sevgi falan değil bildiğiniz denetimdir. Şunu hiç unutmayalım. Sınır insanın kendine koyduğu, denetim ise ötekinin hayatına koyduğu şeydir. Yani ama onu korumak için çok sevdiğimden yapıyorum bahanesini artık çöpe atmalıyız. Çünkü gerçek sevgi kontrol değil düpedüz güven gerektirir. Unutmadan bu kontrol arzusunun şiddete vardığı o karanlık noktalarda Alo 183 gibi destek hatlarının varlığı da hayati önem taşıyor. Kısacası kıskançlık ilişkinizin ne kadar derin olduğunu değil sadece ne kadar güvensiz hissettiğinizi gösterir ve gerçek sevgi kontrolle değil güvenle inşa edilir. İlişkinizin en kırılgan yerini bir erdem sanmaktan vazgeçtiğiniz an gerçek sevgiye yer açarsınız.

Bu podcast, yazının içeriği temel alınarak yapay zekâ ile oluşturulmuş ve yayımlanmadan önce editoryal olarak gözden geçirilmiştir. Ayrıntılar için Yapay Zekâ Kullanım Politikası sayfasını inceleyin.

“Kıskanmıyorsa sevmiyordur” cümlesi, kıskançlığı bir ölçü aletine çeviriyor: ibre ne kadar yükselirse sevgi de o kadar büyük sayılıyor. Bu okuma o kadar yerleşik ki, kıskanılmamak çoğu zaman ilgisizlik gibi yaşanıyor. Oysa kıskançlığın şiddetiyle en tutarlı biçimde birlikte hareket eden şey sevginin şiddeti değil.

Üç kişilik bir duygu

Kıskançlık ile haset gündelik Türkçede aynı sözcüğe sığıyor, ama yapıları farklı. Haset iki taraflıdır: karşınızdakinde olan bir şeyi istersiniz. Kıskançlık ise üç taraflıdır: elinizde olan bir ilişkiyi üçüncü birine kaptırma ihtimaline karşı verilen bir tepkidir. Birinde eksiklik duygusu, ötekinde kaybetme korkusu vardır. Bu yazı ikincisini konu ediyor.

Yapı böyle olduğunda ölçtüğü şey de değişiyor. Kıskançlık, ilişkinin ne kadar değerli olduğunu değil, ilişkinin ne kadar güvende hissedildiğini izliyor. Aynı sevgi düzeyindeki iki kişiden kendini daha kırılgan hisseden daha çok kıskanıyor. Çocuklukta kardeşe duyulan kıskançlığın da benzer bir mantığı vardır — orada da mesele sevginin miktarı değil, yerin sağlamlığıdır (bkz. “Kardeş Kıskançlığı Normal midir?”).

İbre neyi gösteriyor?

Kıskançlıkla en tutarlı biçimde ilişkilendirilen etkenler ilişkinin sıcaklığına değil, kişinin kendi güvenlik duygusuna bakıyor: bağlanma kaygısı, ilişki güvensizliği ve bazı çalışmalarda düşük öz saygı. Bağlanma kaygısı yüksek kişilerde kıskançlığın daha sık ve daha yoğun bildirilmesi, bu alanın en tekrarlanan bulgularından (bkz. “Bağlanma Stilleri İlişkilerimizi Belirler mi?”).

Bunun pratik sonucu şu: kıskançlığın artması ilişkinin daha derinleştiğini değil, kişinin kendini daha az güvende hissettiğini gösterebiliyor. “Beni kıskanıyor demek ki seviyor” cümlesi, ibreyi yanlış kadranda okuyor.

Bu okumanın kullanışlı bir yanı da var. Kıskançlık bastırdığında sorulacak soru “beni yeterince seviyor mu?” değil, “neyi kaybetmekten korkuyorum ve bu korku bu ilişkiye mi ait, bana mı?” olabilir. İkinci soru karşıdan bir kanıt istemiyor; kişinin kendi zeminine bakıyor. Cevabı her zaman rahatlatıcı olmuyor ama en azından başkasının davranışına bağlı değil.

Her kıskançlık aynı şey değil

Alanyazın kıskançlığı tek bir tepki olarak ele almıyor; farklı biçimlerini ayıran birden fazla model var. Yaygın olanlardan biri ikili bir ayrım yapıyor. Bir yanda tepkisel kıskançlık var: gerçekten olmuş bir olaya — bir yakınlaşmaya, bir gizlemeye — verilen yanıt. Bu biçim olağan sayılıyor ve ilişkiye verilen değerle bir miktar birlikte gidiyor. Öte yanda kuşkucu kıskançlık var: ortada somut bir olay yokken süren tetikte olma, kafada senaryo kurma, kanıt arama. İlişki sonuçlarıyla olumsuz ilişkilendirilen biçim ağırlıkla bu ikincisi. Başka bir sınıflama ise üç boyut ayırıyor: tepkisel, kaygılı ve sahiplenici kıskançlık. Hangi model kullanılırsa kullanılsın, bu boyutlar aynı kişide farklı düzeylerde birlikte bulunabiliyor.

Ayrım önemli, çünkü “kıskançlık kötüdür” demek de en az “kıskançlık sevgidir” demek kadar kaba. Bir duygunun kendisi hatalı olmaz; sorulacak soru onun ne yaptırdığıdır. Aynı mantık öfke için de geçerlidir (bkz. “Öfke Kötü Bir Duygu mudur?”).

Kanıt arayan döngü

Kuşkucu kıskançlığa çoğu zaman güvence arama ve partneri izleme davranışları eşlik ediyor: “Sen beni gerçekten seviyor musun?”, “Onunla neden konuştun?”, art arda sorulan sorular, tekrar tekrar istenen açıklamalar. Bu ilişkiyi gösteren çalışmalar kesitsel; hangisinin ötekini beslediğini söyleyemiyorlar.

Güvence arama üzerine daha genel yazın ise döngünün neden kendini beslediğini gösteriyor: kaygıyı çözmüyor; kaygının azalmasını dışarıdan gelen bir cevaba bağlıyor ve o cevabın raf ömrü kısalıyor (bkz. “Sürekli Güvence İstemek Kaygıyı Gerçekten Azaltır mı?”).

İlişki tarafında bir bedel de olabiliyor. Israrlı sorgulama bazı çiftlerde talep-geri çekilme örüntüsüne dönüşüyor: bir taraf daha çok soruyor, öteki daha az konuşuyor. Konuşmanın azalması ise kuşkuyu doğrular gibi yorumlanabiliyor. Bunun kanıtlanmış tek yönlü bir zincir olmadığını eklemek gerekir; ama talep-geri çekilme örüntüsünün kendisi çift araştırmalarında iyi bilinen bir bulgu. Eleştirinin ve savunmaya geçmenin bir ilişkiyi nasıl aşındırdığı ayrıca ele alındı (bkz. “Bir İlişkiyi Ne Bitirir? Mahşerin Dört Atlısı”).

Kontrol sevgi değildir

Duygu ile davranış ayrı şeyler. Kıskançlık hissetmek olağan; hissedilen şeyin denetim davranışına dönüşmesi ayrı bir konu. Kimlerle görüşüleceğine karar vermek, kılık kıyafete karışmak, nerede olunduğunu her an bilmekte ısrar etmek, hesap istemek — bunlar ilişkiyi koruma çabası diye anlatılsa da literatürde ilişki doyumuyla olumlu değil olumsuz ilişkilendiriliyor.

Kıskançlığın bu biçimi kültürel olarak fazlasıyla mazur görülüyor; “kıskanıyorum çünkü seviyorum” cümlesi denetimi sevginin diline çeviriyor. Oysa sevginin gerektirdiği şey erişim değil güven. Sınır ile denetimi ayırmanın kaba bir ölçütü var: sınır kişinin kendisi için koyduğu şeydir, denetim ise ötekinin hayatı için. Ama tek bir cümleye bakmak yetmiyor; ayırt edici olan süreklilik, ısrar, zorlama, korku yaratma ve kişinin hareket alanının sistematik biçimde daraltılması (bkz. “Toksik İlişki Nedir, Ne Değildir?”).

Burada bir sınır da eklemek gerekiyor. Kıskançlık üzerine yapılan çalışmaların büyük bölümü Batı ülkelerinde yürütüldü; ilişkinin nasıl kurulduğu, kimin neye karışmasının olağan sayıldığı ve kıskançlığın nasıl ifade edildiği kültürden kültüre değişiyor. Türkiye’de yürütülen çalışmalar da kıskançlığın ve bazı denetleyici davranışların sevgi ya da koruma diliyle anlamlandırılabildiğini gösteriyor. Bunun başka toplumlara göre daha yaygın olup olmadığı ise doğrudan karşılaştırmalı veri olmadan söylenemez.

“Kadınlar duygusal, erkekler cinsel kıskanır” doğru mu?

Çok tekrarlanan bir iddia bu. Arkasındaki bulgunun büyük bölümü, katılımcıya “hangisi seni daha çok rahatsız ederdi?” diye sorulup iki seçenekten birini seçmeye zorlandığı çalışmalardan geliyor. Aynı kişilere iki durum ayrı ayrı ve derecelendirmeli olarak sorulduğunda ise tablo değişiyor: her iki cinsiyet de her iki durumu yüksek düzeyde rahatsız edici buluyor ve aradaki fark belirgin biçimde küçülüyor. Yani fark, ölçüm biçiminin kendisinden önemli ölçüde etkileniyor.

Sonuç

Kıskançlık sevginin güvenilir bir ölçüsü değil. Gerçek bir tehdide verilen tepkisel kıskançlık ilişkiye verilen değerle bir miktar birlikte değişebiliyor; ama kuşkucu biçimi ilişkinin derinliğini değil, kişinin ne kadar güvensiz hissettiğini izliyor. İbre düştüğünde sevginin azaldığı sonucu da çıkmaz. Gerçek bir olaya verilen tepkisel kıskançlıkla, ortada bir şey yokken süren kuşkuculuk aynı şey değil; ikincisi güvence arama döngüsünü ve denetim davranışını besliyor ve çoğu zaman korktuğu şeye yaklaştırıyor. “Kıskanmıyorsa sevmiyordur” cümlesinin sorunu yanlış olması değil yalnızca; ilişkinin en kırılgan yerini bir erdem gibi göstermesi.


Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır ve bireysel bir değerlendirmenin yerini tutmaz. Kıskançlık hissetmek başka, sürekli denetim altında yaşamak başkadır: kiminle görüşeceğinize karışılması, nerede olduğunuzun sürekli takip edilmesi, yakınlarınızdan uzaklaştırılmanız ya da tehdit — bunlar bir ilişki anlaşmazlığı değil, destek gerektiren bir örüntüdür. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ALO 183 hattından şiddet konusunda 7/24 danışmanlık ve yönlendirme alabilirsiniz; acil durumlarda 112’yi arayın. Kıskançlık kendi ilişkinizde sizi yıpratıyorsa bir ruh sağlığı uzmanına başvurmak yerinde olur.

İleri okuma / kavramsal kaynaklar:

Kıskançlık ile haset yaşantılarının deneysel ayrımı için W. Gerrod Parrott ve Richard Smith’in çalışmaları; sosyal karşılaştırma bağlamı için Peter Salovey ve Judith Rodin’in incelemeleri. Tepkisel ile kuşkucu kıskançlık ayrımı için Robert Rydell ve Robert Bringle; tepkisel, kaygılı ve sahiplenici boyutları ayıran üçlü sınıflama için Bram Buunk. Bağlanma kaygısı ile kıskançlık arasındaki ilişki için yetişkin bağlanma yazını ve romantik kıskançlığın yordayıcılarını derleyen incelemeler. Cinsiyet farkı iddiasının ölçüm biçimine duyarlılığı için zorunlu seçim ile sürekli ölçek yöntemlerini karşılaştıran çalışmalar, özellikle Christine Harris’in bu literatürü yöntem açısından değerlendiren derlemesi. Denetim davranışının ilişki doyumuyla ilişkisi için zorlayıcı denetim yazını.