İçeriğe geç
Kişisel Gelişim

Erteleme Tembellik midir?

Erteleyen insan işi yapmak istemez değil; yapmak ister, planlar ve yapmadığı için kendini kötü hisseder — bu yüzden erteleme bir tembellik ya da zaman yönetimi sorunu değil, görevin uyandırdığı olumsuz duyguyla baş etme biçimidir; çözümü de ajandada değil, o duyguyla kurulan ilişkide aranır.

Podcast

Bu yazıyı dinle

Podcast metnini göster

Bu yayın erteleme davranışının ardındaki gerçek psikolojiye dair kaynakların hızlı bir özetidir. İncelediğimiz kaynak işleri kendi zararımıza olacağını bile bile neden geciktirdiğimizi açıklıyor ve bunun bir irade veya zaman yönetimi meselesi olduğu efsanesini çürüterek hepimizi o devasa suçluluk duygusundan resmen kurtarıyor. Peki neyle karşı karşıyayız? İlk olarak şunu netleştirelim. Erteleme kesinlikle tembellik falan değildir. Bakın tembel insan işi yapmak istemez ve yapmadığı için de zerre rahatsız duymaz, değil mi? Ama erteleyen kişi yani bizler işi yapmayı gerçekten isteriz, planlarız ama o niyetle eylem arasındaki devasa boşluğu bir türlü kapatamayız. Kendinize şunu bir sorun. Gerçekten tembel olsaydınız o raporu yazmaktan kaçarken kalkıp saatlerce mutfak dolaplarını pırıl pırıl düzenler miydiniz? İmkanı yok. Demek ki erteleme hareketsizlik değil. Bildiğiniz bir yer değiştirme durumu. O zaman bu neden oluyor? İkinci olarak bilmeniz gereken şu. Bu bir zaman yönetimi sorunu değil. Aslında tamamen bir duygu düzenleme meselesi. Bir işi düşünmek bizde kaygı, can sıkıntısı veya yetersizlik hissi yaratıyorsa onu anında öteliyoruz. Yani erteleme bir zaman hırsızı değil aslında bir ağrı kesicidir. O anki huzursuzluğunuzu şıp diye keser ama sorunu asla çözmez. Üstelik şu ben baskı altında daha iyi çalışırım. Efsanesini de unutalım artık. O son gece hissettiğiniz şey başarı değil. Sadece kaçışın bitmesinin verdiği rahatlamadır. Peki bunu nasıl çözeceğiz? Son olarak çözüm doldurmak veya iradeyi zorlamak değil, kendini affetmek ve atılacak ilk adımı küçültmektir. Kendinizi suçlamak kaçtığımız o olumsuz duyguları büyüterek erteleme döngüsüne yakıt taşıyor. Hedefinizi raporu bitirmek yerine gülünç derecede küçülterek sadece belgeyi açmak olarak belirleyin. Yarın çalışacağım demek yerine de sabah 9'da masaya oturacağım diyerek niyeti somutlaştırın. Kendinize kızmak hiçbir zaman işe yarar bir yöntem değildir. Asıl strateji o işten tam olarak hangi olumsuz duyguyu hissettiğiniz için kaçtığınızı bulmak ve eyleme geçmektir.

Bu podcast, yazının içeriği temel alınarak yapay zekâ ile oluşturulmuş ve yayımlanmadan önce editoryal olarak gözden geçirilmiştir.

Tembellik suçlaması genellikle dışarıdan gelir. Erteleme suçlaması içeriden.

Sahne tanıdık: Yarın teslim edilecek iş açık duruyor. Üç saat geçiyor, belge hâlâ boş. Ama o üç saat boş geçmiyor — bulaşıklar yıkanmış, bir dolap düzenlenmiş, telefonda yirmi dakika erimiş, bir arkadaşa uzunca bir mesaj yazılmış. Akşam olduğunda kişi hem yorgun hem suçlu.

Bu tabloya bakan çoğu insan tek bir kelime kullanıyor: tembellik. Bunu en sık kullanan da kişinin kendisi oluyor.

Ama tembellik bu tabloyu açıklamıyor. Çünkü tembel bir insan o üç saatte dolap düzenlemez.

Önce tanım: erteleme nedir?

Alanyazında oldukça net bir tanım var. Erteleme, kişinin bunun kendi zararına olacağını bile bile bir işi gönüllü olarak geciktirmesidir.

Tanımın üç parçası da önemli. Gönüllü: kimse engellemiyor, kişi yapabilecek durumda. Kendi kararına rağmen: yapmaya niyetlenmiş, hatta planlamış. Zararına olduğunu bilerek: sonucun kötüleşeceğini önceden görüyor.

Bu tanım bir şeyi dışarıda bırakıyor: beklemek her zaman ertelemek değildir. Eksik bilgi varken kararı geciktirmek, yorgunken zor bir işe girişmemek, sırayı bilinçli değiştirmek — bunlar stratejik gecikmedir ve çoğu zaman iyi karardır. Erteleme, kişinin kendi aklına rağmen yaptığı gecikmedir. Fark, dışarıdan bakınca değil içeriden bakınca görülüyor.

Tembellikle farkı ne?

Aradaki fark tek bir yerde toplanıyor: isteme.

Tembel sayılan bir kişi işi yapmak istemez ve yapmadığı için de rahatsız olmaz. Ortada bir çatışma yoktur.

Erteleyen kişide durum tam tersidir. İşi yapmak ister. Yapmayı planlar. Yapacağı saati belirler. Yapmadığında kendini kötü hisseder — çoğu zaman işin kendisinden daha ağır bir şey hisseder. Yani ortada bir istememe değil, niyetle davranış arasında kapanmayan bir boşluk vardır.

İkinci fark daha da açıklayıcı: Erteleyen insan genellikle başka bir şey yapıyordur. Erteleme çoğu zaman hareketsizlik değil, yer değiştirmedir. Bu yüzden dışarıdan bakan biri “ama bütün gün bir şeylerle uğraştı” der ve haklıdır.

Asıl mesele zaman değil, duygu

Son yirmi yılın en işe yarar bulgusu şu: Erteleme bir zaman yönetimi sorunu değil, bir duygu düzenleme sorunudur.

İşleyiş şöyle: Bir işi düşünmek olumsuz bir duygu üretiyor — sıkılma, kaygı, yetersizlik hissi, nereden başlayacağını bilmemenin verdiği belirsizlik, kötü bir sonuç alma korkusu. Kişi işten kaçtığında bu duygu anında hafifliyor. Sonra da olan şu: Rahatlama hemen geliyor, bedel sonra geliyor. Ve hemen gelen şey davranışı pekiştiriyor.

Yani erteleme, kişinin zamanla değil, o anki huzursuzlukla kurduğu bir pazarlıktır.

Benzetmeyle: Erteleme bir zaman hırsızı değil, bir ağrı kesicidir. Ağrıyı gerçekten kesiyor — sorun şu ki etkisi kısa, faturası uzun ve ağrının nedenine hiç dokunmuyor.

Bu çerçeveyi destekleyen klasik bir bulgu var. Öğrencilerle yürütülen boylamsal bir çalışmada, erteleyenler dönem başında diğerlerinden daha az stres bildirdi. Dönem sonunda tablo tersine döndü: daha yüksek stres, daha çok sağlık şikâyeti ve daha düşük notlar. Erteleme işe yarıyor — sadece yanlış zaman diliminde.

“Ama ben baskı altında daha iyi çalışırım”

Bu cümle çok sık kuruluyor ve neredeyse her zaman aynı şeyi gizliyor.

İtirazın kendisi anlaşılır: Son gece gerçekten yoğun bir odaklanma yaşanır, iş biter, üstelik kısa sürede biter. Buradan “demek ki baskı bana iyi geliyor” sonucu çıkarılır.

Sorun karşılaştırmada. Kişi son gecede ürettiği işi, hiç üretmemiş hâliyle karşılaştırıyor — planlı çalışıp ortaya koyabileceği hâliyle değil. İkinci hâl hiç var olmadığı için kıyaslamaya girmiyor.

İkinci sorun, hissedilen şeyin ne olduğu. Son gecedeki o keskinlik büyük ölçüde rahatlama duygusudur: Kaçış nihayet bitmiştir, belirsizlik kalkmıştır, yapılacak tek bir şey kalmıştır. Bu iyi hissettirir; ama iyi hissettirmesi işin daha iyi olduğu anlamına gelmiyor. Yukarıdaki çalışmada erteleyenlerin dönem sonu notları daha düşüktü — üstelik kendilerini böyle tarif edenler dahil.

Baskının gerçekten yaptığı şey, seçenekleri azaltmak. Bunu ertelemeden de yapmak mümkün: daha kısa süre, daha küçük iş, daha yakın bir ara teslim.

Peki ajanda neden işe yaramıyor?

Erteleyen çoğu insanın planlama becerisi eksik değildir. Aksine, pek çoğu ayrıntılı listeler yapar, uygulama indirir, haftalık program çıkarır. Sonra o programı da erteler.

Bunun nedeni artık anlaşılır: Araç doğru kapıya yanlış anahtarla giriyor. Zaman yönetimi teknikleri “ne zaman yapacağım?” sorusunu çözer. Oysa takılan yer orası değil; takılan yer “bunu düşününce ne hissediyorum?” sorusu.

Aynı sebep, motivasyonla ilgili çözümlerin de neden kısa ömürlü olduğunu açıklıyor (bkz. “Motivasyon Videoları Neden Kalıcı Değildir?”). Coşku o duyguyu bir süreliğine bastırır, ortadan kaldırmaz.

Mükemmeliyetçilik payı — ama hangi mükemmeliyetçilik?

“Mükemmeliyetçiler erteler” cümlesi yaygın ve kısmen doğru. Kısmen.

Araştırmalar mükemmeliyetçiliğin iki farklı yüzünü ayırıyor. Biri yüksek standart koymak ve peşinden gitmek; bunun erteleme ile ilişkisi neredeyse yok, hatta bazı çalışmalarda ters yönde. Diğeri değerlendirilme kaygısı: hata yapma korkusu, başkalarının beklentilerini karşılayamama endişesi, kendi gözünde düşme ihtimali. Erteleme ile ilişkili olan bu ikincisi.

Mekanizma basit ve acımasız: İş bitmediği sürece yargılanmıyor. Kötü bir sonuç almaktansa hiç sonuç almamak, kısa vadede daha az acıtıyor. Üstelik iş son ana kalırsa hazır bir bahane de doğuyor: “Zaten hiç vaktim yoktu.”

Bu, yeterince iyi olmadığını düşünen insanlarda özellikle görünür bir örüntü (bkz. “Impostor Sendromu (Sahtekârlık Hissi) Bir Hastalık mı?”).

Gelecekteki ben, bir yabancı gibi

Bir bileşen daha var. İnsanlar yakın zamandaki maliyetleri, uzaktakilerden orantısız biçimde büyük hissediyor.

İlgi çekici bulgu şu: Kişinin gelecekteki kendisini ne kadar “kendisi” gibi hissettiği, bugün verdiği kararlarla ilişkili görünüyor. Gelecekteki benle bağ zayıfsa, işi ona devretmek kolaylaşıyor — çünkü bedeli ödeyecek olan sanki başka biri.

Cumartesi sabahı için söz verilen şeylerin cuma akşamı bu kadar kolay verilmesinin nedeni bu. Sözü veren ben ile ödeyen ben aynı kişi gibi hissedilmiyor.

“İrade” açıklaması nerede duruyor?

“Sen sadece iradesizsin” cümlesi hem işe yaramıyor hem de dayandığı zemin sanıldığı kadar sağlam değil (bkz. “İrade Gücü Tükenen Bir Yakıt mıdır?”).

Daha önemlisi, bu açıklamanın pratikte tek bir sonucu oluyor: kişi kendini daha çok suçluyor. Ve tam burada, ters yönde işleyen bir döngü başlıyor.

Ne işe yarıyor?

En şaşırtıcı bulgudan başlayalım.

Kendini affetmek. Bir sınav için çalışmayı erteleyen öğrencilerle yapılan çalışmada, ertelediği için kendini affedebilenlerin bir sonraki sınava daha az erteleyerek hazırlandığı görüldü. Sebep anlaşılır: Suçluluk ve utanç da olumsuz duygudur, ve erteleme zaten olumsuz duygudan kaçma davranışıdır. Kendini dövmek yakıtı artırıyor. Bu bir hoşgörü çağrısı değil, mekanizma bilgisi.

Duyguyu adlandırmak. İşe başlamadan önce tek bir soru: “Bunu düşününce tam olarak ne hissediyorum?” Sıkılma mı, korku mu, belirsizlik mi, bıkkınlık mı? Cevap çoğu zaman farklı bir ilk adım gösteriyor.

İlk adımı gülünç derecede küçültmek. “Raporu yaz” kaçınılacak bir iştir; “belgeyi aç ve başlığı yaz” değildir. Amaç bitirmek değil, başlamak. Erteleme büyük ölçüde başlama eşiğinde yaşanıyor; iş bir kez başlayınca o duygu genellikle sanıldığı kadar büyük çıkmıyor.

Niyeti somutlaştırmak. “Yarın çalışacağım” bir niyet değildir. “Yarın 09.00’da masaya oturup ilk bölümü yazacağım” bir niyettir. Koşulu ve anı belirtilen niyetlerin davranışa dönüşme oranı belirgin biçimde daha yüksek.

Ortamı değiştirmek. Telefonu başka odaya koymak, iradeye güvenmekten hem daha ucuz hem daha güvenilir.

Ne zaman bu “erteleme” değildir?

Bir ayrım daha gerekiyor, çünkü aynı görüntü başka bir şeyin işareti olabilir.

Erteleme yaygındır, herkes yapar ve tek başına bir bozukluk değildir. Şu durumlarda ise başka bir açıklama düşünmek gerekiyor:

Yorgunluk baskınsa ve dinlenmeyle geçmiyorsa — bu bir isteksizlik değil, tıbbi olarak araştırılması gereken bir tablo olabilir (bkz. “Kronik Yorgunluk: Tembellik mi, Gerçek Bir Durum mu?”).

İsteme duygusunun kendisi kaybolduysa, yani “yapmak istiyorum ama yapamıyorum” değil “hiçbir şey istemiyorum” hâli varsa (bkz. “Depresyonda Önce Hareket mi Gelir, Motivasyon mu?”).

Erteleme çocukluktan beri süregelen, hemen her alanı kapsayan bir örüntüyse ve yanında dikkatini toplayamama, dağınıklık ve zamanı kestirememe varsa — dikkat sorunları değerlendirilmeye değer.

Ve en pratik ölçüt: Erteleme işini, sağlığını ya da ilişkilerini gözle görülür biçimde daraltıyorsa, bu artık bir alışkanlık tartışması olmaktan çıkmıştır.

Sonuç

Erteleme tembellik değil. Tembellikte istek yoktur; ertelemede istek fazlasıyla vardır — eksik olan, o isteği harekete çeviren yolun üzerindeki duyguyla baş edebilmektir.

Bu ayrım işe yarıyor, çünkü çözümün yerini değiştiriyor. Tembellik teşhisi tek bir reçete yazar: daha çok zorla. Erteleme, kaçılan şeyin ne olduğunu sorar.

Ve şunu da söylemek gerekiyor: Erteleyen insanların çoğu, kendilerine dışarıdan kimsenin söylemeyeceği kadar sert konuşuyor. O sertlik bir disiplin aracı gibi görünüyor ama değil — ertelemeyi besleyen duyguyu büyütmekten başka bir işe yaramıyor.

Belki de en kullanışlı cümle bu: Kendine kızmak bir yöntem değil. Yöntem, neden kaçtığını bilmek.


Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı ya da değerlendirme yerine geçmez. Erteleme çok yaygın bir davranıştır ve tek başına bir ruhsal bozukluk belirtisi değildir. Ancak erteleme sürekli hâle geldiyse, işinizi, eğitiminizi, sağlığınızı ya da ilişkilerinizi belirgin biçimde daraltıyorsa veya yanında uzun süren isteksizlik, keyif alamama, dinlenmeyle geçmeyen yorgunluk ya da dikkatini toplayamama gibi durumlar varsa, bunu bir “karakter zayıflığı” sayıp beklemek yerine bir ruh sağlığı uzmanına başvurun. İnternetteki erteleme testleri geçerli bir değerlendirme sağlamaz.

İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Ertelemenin “kişinin kendi zararına olacağını bilerek gönüllü olarak geciktirmesi” biçimindeki tanımı ve Piers Steel’in bu alandaki kapsamlı meta-analizi ile stratejik gecikmenin bu tanımın dışında bırakılması; ertelemenin zaman yönetimi becerisinden çok kısa vadeli duygu onarımıyla açıklandığını öne süren Fuschia Sirois ve Timothy Pychyl’in duygu düzenleme çerçevesi; Dianne Tice ve Roy Baumeister’ın öğrencilerle yürüttüğü, ertelemenin dönem başında stresi azaltıp dönem sonunda hem stresi hem sağlık şikâyetlerini hem de akademik maliyeti artırdığını gösteren boylamsal çalışma; mükemmeliyetçiliğin erteleme ile ilişkisinin değerlendirilme kaygısı içeren biçiminde görüldüğüne, başarı odaklı biçiminde görülmediğine ilişkin meta-analitik bulgular; Michael Wohl ve arkadaşlarının kendini affetmenin sonraki sınavda ertelemeyi azalttığını gösteren çalışması ve öz-şefkat ile erteleme arasındaki ilişkiye dair sonraki araştırmalar; Peter Gollwitzer’ın uygulama niyetleri (implementation intentions) kavramı ve niyet-davranış boşluğu üzerine çalışmaları; Hal Hershfield’ın gelecekteki benlikle kurulan süreklilik duygusunun bugünkü kararlarla ilişkisine dair araştırmaları; ertelemenin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, depresyon ve tükenmişlik tablolarından ayrılmasına ilişkin klinik tartışma.

Bir soru sor veya yorum bırak

E-posta adresiniz yayımlanmaz. Yorumlar onaylandıktan sonra görünür.