Aceleci, rekabetçi, sabırsız, işine fazla bağlı insanların kalbini riske attığı fikri yarım yüzyıldır dolaşımda. Fikir gündelik dile de yerleşti: bugün hâlâ insanlar kendilerini “ben A tipiyim” diye tanıtıyor ve bunu hem bir övgü hem bir uyarı olarak kullanıyor. Oysa bu fikir bir dergi köşesinden değil, dönemin en iyi tasarlanmış izlem çalışmalarından birinden çıktı ve resmî olarak kabul gördü. Sonra bir şey oldu: iddia, kurulduğu kadar sağlam kalmadı. Bu yazı o iddianın kendi hikâyesini izliyor, çünkü asıl öğretici olan şey iddianın doğru ya da yanlış olması değil, nasıl daraldığı.
Ne iddia edilmişti
Örüntüyü 1950’lerde iki kardiyolog, Meyer Friedman ile Ray Rosenman tanımladı. A tipi davranış örüntüsü bir kişilik testi puanı değildi; rekabetçilik, zaman baskısı, acelecilik ve saldırganlıkla tanımlanan bir davranış bütünüydü ve yapılandırılmış bir görüşmeyle değerlendiriliyordu — kişinin ne söylediği kadar nasıl söylediği, sözünü kesip kesmediği, hızlı konuşup konuşmadığı sayılıyordu. Bu ayrım önemli, çünkü sonraki yıllarda aynı örüntüyü soru listeleriyle ölçen araçlar da geliştirildi ve alanın kanıtı tek bir ölçme biçiminden gelmiyor.
Bir örüntünün gerçekten ayrı bir “tip” olup olmadığı, bu yazının değil başka bir yazının sorusu (bkz. “Yüksek Hassasiyet (HSP) Ayrı Bir Kişilik Tipi midir?”). Buradaki soru daha dar: bu örüntünün kalp hastalığına yol açtığı gösterildi mi? Bir sınır da baştan konmalı: bu yazıda kalp hastalığı derken kastedilen, çalışmaların incelediği koroner kalp hastalığıdır — damar tıkanıklığına bağlı tablo. Kalp yetersizliği ya da ritim bozuklukları bu kanıtın konusu değil.
Kurucu çalışma
İddianın omurgası 1960’ta başlayan Western Collaborative Group Study. Kaliforniya’da on şirkette çalışan, 39-59 yaş arası, başlangıçta kalp hastalığı olmayan 3.154 erkek sekiz buçuk yıl izlendi. 1975’te yayımlanan son raporda A tipi olarak sınıflanan erkeklerde kalp hastalığı görülme oranı B tipine göre yaklaşık iki kat çıktı ve bu fark tansiyon, kolesterol ve sigara hesaba katıldıktan sonra da duruyordu. Sekiz buçuk yıl içinde başlangıçta sağlıklı olan bu gruptan 257 kişide kalp hastalığı gelişti ve elli kişi kalp hastalığından öldü. O yıllarda bu, alanın elindeki en güçlü kanıttı — ve yalnız değildi; aynı yönde bulgu veren başka bir büyük izlem çalışması daha vardı. ABD Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü’nün topladığı bir uzman paneli 1978’in sonunda eldeki kanıtı değerlendirdi ve 1981’de yayımlanan raporunda A tipi davranış örüntüsünün çalışan orta yaşlı Amerikalılarda koroner kalp hastalığı için bağımsız bir risk etkeni olduğu sonucuna vardı; panelin ifadesiyle etkinin büyüklüğü sigara ve kolesterol gibi yerleşik etkenlerinkine benziyordu.
Buna karşılık izlem çalışması bir deney değildir: A tipi davranışın kalp hastalığına yol açtığını değil, ikisinin birlikte görüldüğünü gösterir (bkz. “İki Şeyin Birlikte Görülmesi Neden Neden-Sonuç Değildir?”). Panel de bunu biliyordu; kararını eldeki en iyi kanıta dayandırdı, deneye değil.
Beklenmedik devam
Sonraki yıllarda beklenen olmadı: kurucu bulgu büyük ileriye dönük çalışmalarda güvenilir biçimde yinelenmedi. 2001’de 1998 sonuna kadarki bütün ileriye dönük çalışmaları birleştiren bir meta-analizde, A tipi örüntü ile kalp hastalığı arasındaki toplam ilişki 74.326 kişilik veride pratikte sıfır çıktı. Aynı çözümlemede düşmanlık için bulunan ilişki istatistiksel olarak anlamlıydı ama son derece küçüktü.
Asıl bilgi aynı kohortun devamından geldi. David Ragland ve Richard Brand, 1988’de o sekiz buçuk yıl içinde kalp hastalığı gelişen 257 erkeğin sonraki yıllarını inceledi. İlk yirmi dört saati atlatan 231 kişide tablo beklenenin tersi çıktı: A tipi olarak sınıflanan 160 kişide kalp hastalığına bağlı ölüm hızı binde 19,1 iken, B tipi 71 kişide binde 31,7’ydi. Öteki risk etkenleri ve izlem süresi hesaba katıldığında A tipi olanların ölüm hızı B tipinin yaklaşık yarısı kadardı (0,58; güven aralığı 0,35-0,96). Yazarlar bu sonucu şaşırtıcı buldu ve doğrulanması gerektiğini yazdı; kesin olarak söyledikleri şuydu: kalp hastalığı olan A tipi hastalar, sonraki ölüm bakımından daha yüksek risk altında değil.
Kim ödedi
Bu alanın kaydında bir ayrıntı daha var ve kanıtın nasıl okunacağını doğrudan ilgilendiriyor. Mark Petticrew, Kelley Lee ve Martin McKee 2012’de tütün şirketlerinin iç yazışmalarını çözümledi ve tütün endüstrisinin bu araştırma alanının önemli finansörlerinden biri olduğunu belgeledi; seçilmiş sonuçlar, sigara ile sağlık arasındaki ilişkiye dair kaygıları karşılamak için kullanılmıştı. Aynı çalışma bir de açıklama sunuyor: alanda önce umut verici, sonra olumsuz sonuçların gelmesi örüntüsünün bir bölümü bu katılımla açıklanabilir.
Bu, iddianın baştan uydurulduğu anlamına gelmez ve yazı öyle bir şey söylemiyor. Söylediği şu: bir alanın kimin parasıyla büyüdüğü, o alandan çıkan sonuçların dağılımını etkileyebilir ve bu, kanıtı okurken hesaba katılacak bir bilgidir. Çözümlemenin ne yaptığına da dikkat etmek gerekiyor: belgeler üzerinden finansmanın kaydını çıkarıyor, tek tek çalışmaların geçerliliğini denetlemiyor. Yani bu, “o çalışmalar yanlıştı” demenin bir yolu değil; alanın nasıl şekillendiğine dair ayrı bir bilgi. Bir bulgu kümesinin zaman içinde zayıflaması psikolojide başka alanlarda da görüldü (bkz. “Psikolojinin “Replikasyon Krizi” Nedir?”).
Geriye ne kaldı
İddia çökmedi, daraldı. Örüntünün bütünü değil ama bir bileşeni — öfke ve düşmanlık — kendi başına izlendiğinde hâlâ bir ilişki gösteriyor. Yoichi Chida ve Andrew Steptoe’nun 2009’da yayımladığı derlemede, başlangıçta sağlıklı gruplar için yirmi beş, kalp hastalığı olan gruplar için on dokuz çalışma belirlendi. Yeterli veri sunanların birleştirilmesiyle hesaplanan değerler şunlardı: sağlıklı gruplarda öfke ve düşmanlık kalp olaylarıyla ilişkiliydi (tehlike oranı 1,19; güven aralığı 1,05-1,35), kalp hastalığı olan gruplarda daha kötü gidişle ilişkiliydi (1,24; güven aralığı 1,08-1,42). Bunlar küçük ilişkiler; “öfkeli insanlar kalp krizi geçirir” cümlesini taşımazlar, ama sıfır da değiller. Derlemenin kendi ayrıntısı tabloyu daha da yumuşatıyor: sigara, kilo, fiziksel etkinlik ve sosyoekonomik durum gibi davranışsal etkenler tam olarak hesaba katıldığında ilişki istatistiksel anlamlılığını yitiriyor. Yazarların bundan çıkardığı yorum, bağlantının büyük bölümünün doğrudan duygudan değil, duyguya eşlik eden davranışlardan geçiyor olabileceği.
Yani elli yılın sonunda geriye kalan şey bir kişilik tipi değil, dar bir duygusal boyut ve mütevazı bir ilişki. Stresin bedene etkisinin her zaman zararlı olmadığı ayrıca tartışılmıştır (bkz. “Stres Her Zaman Zararlı mıdır?”); başarı çabasının kendisinin bir kusur sayılıp sayılamayacağı da öyle (bkz. “Mükemmeliyetçilik Bir Erdem midir?”).
Sonuç
“A tipi kişilik kalp hastalığına yol açar mı?” sorusunun bugünkü cevabı şu: örüntünün bütününün kalp hastalığına yol açtığı gösterilmiş değil ve bağımsız bir risk etkeni olduğu desteklenmiyor. Ama bu, “baştan beri saçmalıktı” demek değil. İddia dönemin en iyi yöntemleriyle kuruldu, güçlü bir bulguya dayandı, resmî kabul gördü, sonra sonraki büyük çalışmalarda güvenilir biçimde yinelenmedi ve aynı kohortun devamında beklenenin tersi bir sonuç verdi ve alanın finansman kaydı bulguların dağılımına dair ayrı bir soru açtı. Geriye örüntünün bütünü değil, dar bir bileşeni kaldı. Bir iddianın çürütülmesiyle daralması arasındaki fark budur ve ikisini karıştırmak, bilimden çıkan haberleri okumanın en yaygın yollarından biri. Kendinizi bu tabloya göre sınıflandırmanın da bugün bir karşılığı yok: bu ayrımın kalp hastalığı riskini belirleyen yerleşik bir tıbbi sınıflandırma olarak geçerliliği kalmadı.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır ve tıbbi değerlendirmenin yerine geçmez. Burada anlatılanlar kalp sağlığınıza ilişkin bir değerlendirme ya da öneri değildir; anlatılan şey, belirli bir davranış örüntüsünün bağımsız bir risk etkeni olarak kurulup sonraki kanıtta daralmasıdır. Kalp hastalığının bilinen ve üzerinde uzlaşılmış risk etkenleri vardır ve bu yazı onların hiçbirini hafifletmez. Kullandığınız bir ilacı ya da hekiminizin önerdiği bir takibi bu yazıya dayanarak değiştirmeyiniz. Göğüs ağrısı, nefes darlığı ya da benzer belirtileriniz varsa bunları kişilik özellikleriniz üzerinden yorumlamak yerine vakit kaybetmeden bir hekime başvurunuz; acil bir durumda acil yardım çağırınız. Öfke ve düşmanlık gündelik yaşamınızı, ilişkilerinizi ya da işinizi belirgin biçimde daraltıyorsa bir ruh sağlığı uzmanına başvurabilirsiniz.
İleri okuma / kavramsal kaynaklar: A tipi davranış örüntüsü 1950’lerde Meyer Friedman ile Ray Rosenman tarafından tanımlanmıştır; kurucu izlem çalışmasının sekiz buçuk yıllık son raporu Ray Rosenman ve arkadaşlarının 1975’te Journal of the American Medical Association dergisinde yayımladığı yazıdır. Aynı kohorttaki hastaların sonraki yıllarını inceleyen çalışma David Ragland ile Richard Brand’in 1988 tarihli New England Journal of Medicine yayınıdır. İleriye dönük çalışmaların tamamını 1998 sonuna kadar birleştiren meta-analiz Myrtek’in 2001 tarihli International Journal of Cardiology yayınıdır. Alanın finansman kaydını tütün endüstrisi belgeleri üzerinden çözümleyen çalışma Mark Petticrew, Kelley Lee ve Martin McKee’nin 2012’de American Journal of Public Health dergisinde yayımladığı incelemedir. Öfke ve düşmanlığın kalp hastalığıyla ilişkisini derleyen meta-analiz Yoichi Chida ile Andrew Steptoe’nun 2009 tarihli Journal of the American College of Cardiology yayınıdır.




