İçeriğe geç
Kişilik ve Benlik

Kişilik Bozuklukları Nedir, Nasıl Anlaşılır?

Kişilik bozukluğu, birinin zor biri olduğunu söylemenin klinik bir yolu değildir; uzun süredir devam eden, hayatın farklı alanlarına yayılan ve kişiye gerçek sıkıntı yaşatan örüntüleri tanımlar. Bu yazıda özellik ile bozukluğun farkını, tanının neden bir yazıyla konulamayacağını ele alıyoruz.

Podcast

Bu yazıyı dinle

Podcast metnini göster

Bu bölüm kişilik bozuklukları gerçeği hakkında bilmeniz gereken her şeyi süzerek sunan hızlı bir özettir. Şöyle ki zor bir patrona veya tartıştığımız o eski sevgiliye anında kişilik bozukluğu etiketini yapıştırmak artık günlük bir alışkanlığımız haline gelse de aslında bu durum yardıma asıl ihtiyacı olanları damgalayarak meselenin o gerçek klinik boyutunu ve çözümünü gözden kaçırmamıza neden oluyor. Birincisi kişilik özelliğiyle bozukluk aynı şey değil. Peki sadece zor bir insan olmakla klinik bir tanı arasındaki o ince çizgi nerede başlar? Bir özelliğin gerçekten bozukluk sayılabilmesi için tam dört şartı karşılaması lazım. Hayatın her alanına yayılmalı, durumlara göre esneyip değişmemeli. Ta ergenlikten beri sürüyor olmalı ve kişiye ciddi anlamda zarar verip işlev kaybı yaşatmalı. İkincisi, internetten iki tıkla okuduğumuz o yazılarla kendimize veya başkalarına şıp diye tanı koyamayız. Çünkü özellikleri bilmek tanı koymaya yetmez. Evet. Çatışma anlarında karşı tarafı hemen kategorize etmek Çok kolay ama hastalar durumlarını bir hastalık gibi değil ya ben zaten böyleyim diyerek deneyimliyor. Düşünsenize eğer sorun kişinin dünyayı algılayış biçimi ise kendi gözlüğündeki çiziği içeriden bakarak nasıl görebilir ki? İşte tam da bu yüzden tanı, travma veya depresyon gibi diğer ihtimalleri eleyebilmek için sadece uzmanlar tarafından ve kesinlikle zamana yayılarak konulmalı. Son olarak bu konudaki en büyük ve yıkıcı efsaneye gelelim. Kişilik bozukluklarının değişmez, kalıcı bir kader olduğu inancı. İnanın bana Bu asla bir ömür boyu hapis cezası değil. Uzun süreli izlem çalışmaları bize gösteriyor ki diyalektik davranışçı terapi veya şema terapi gibi özel yaklaşımlarla bu durum gerçekten iyileşebiliyor ve kişiler zamanla tanı kriterlerini artık karşılamıyor. Kısacası kişilik bozukluğu anlaşamadığımız insanları suçlamak için kullanacağımız bir silah değil. Doğru uzman desteğiyle değişimi mümkün olan, gerçek ve üzerinde çalışılabilir bir durumdur.

Bu podcast, yazının içeriği temel alınarak yapay zekâ ile oluşturulmuş ve yayımlanmadan önce editoryal olarak gözden geçirilmiştir.

Bugün “kişilik bozukluğu” ifadesi, klinik bir kavram olmaktan çıkıp gündelik bir yakıştırmaya dönüşmüş durumda. Zor bir patron, tartıştığımız bir akraba, ayrıldığımız bir sevgili — hepsi kolayca bir etiketle anılıyor.

Bu kullanımın iki sorunu var. Birincisi, çoğu zaman yanlış. İkincisi ve daha ağırı: Gerçekten bu tabloları yaşayan, çoğu ciddi bir sıkıntı içinde olan insanları hem yanlış anlaşılmış hem de damgalanmış bırakıyor.

Peki kişilik bozukluğu gerçekte ne demek — ve dürüst olalım, gerçekten “anlaşılabilir” mi?

Kişilik özelliği ile bozukluk aynı şey değildir

Hepimizin bir kişilik yapısı var. Kimimiz temkinli, kimimiz atılgan; kimimiz düzen sever, kimimiz esnek. Bunlar bozukluk değil, insan çeşitliliği (bkz. “Mizaç, Huy, Karakter ve Kişilik Aynı Şey midir?”).

Bir kişilik özelliğinin klinik bir tabloya dönüşmesi için tek başına “belirgin” olması yetmez. Belirleyici olan şu dört nitelik:

Yaygınlık. Örüntü tek bir ilişkide ya da tek bir dönemde değil, hayatın farklı alanlarında görülür: işte, arkadaşlıklarda, ailede.

Esneksizlik. Kişi, durum değişse de aynı tepkiyi verir. Herkes zaman zaman alıngan ya da mesafeli olabilir; buradaki fark, davranışın koşullara göre ayarlanamamasıdır.

Süreklilik. Örüntü uzun süredir vardır; genellikle ergenlik ya da genç yetişkinlikten beri sürer. Bir kayıp, ayrılık ya da travmanın ardından ortaya çıkan geçici değişimler bu tanıma girmez.

Sıkıntı ya da işlev kaybı. Ve belki de en önemlisi: Bu örüntü kişiye ya da yaşamına gerçekten zarar verir. Rahatsız edici bulunmak yetmez; ortada gerçek bir zorlanma olmalıdır.

Bu dört ölçüt bir arada okunduğunda görülür ki, “zor insan” ile “kişilik bozukluğu” arasında geniş bir mesafe vardır.

Peki “nasıl anlaşılır?”

Bu sorunun dürüst cevabı, muhtemelen aradığın cevap değil: Bir yazı okuyarak anlaşılmaz. Ne kendinde, ne bir başkasında.

Bunun somut nedenleri var.

Bu tablolar kişinin kendisine genellikle “hastalık” gibi gelmez; “ben zaten böyleyim” gibi gelir. Kişilik örüntüleri, bir belirti gibi dışarıdan gelip yerleşmez; kişinin kendini deneyimleme biçiminin bir parçasıdır. Bu yüzden içeriden bakışla ayırt etmek son derece güçtür.

Ayrıca benzer görünen tablolar birbirinden çok farklı olabilir. Uzun süreli travma sonrası gelişen zorlanmalar, süregiden bir depresyon, bir duygudurum bozukluğu, madde kullanımı ya da bedensel bir durum — hepsi dışarıdan benzer örüntüler üretebilir. Bunları ayırmak, tek bir görüşmeye bile sığmayan bir değerlendirme gerektirir.

Klinik değerlendirme genellikle şunları içerir: ayrıntılı bir yaşam öyküsü, örüntünün ne zaman başladığı ve nasıl seyrettiği, farklı alanlardaki işleyiş, başka tabloların dışlanması ve çoğu zaman zaman içinde yapılan birden fazla görüşme.

Kısacası cevap şu: Kişilik bozuklukları, yalnızca bir ruh sağlığı uzmanı tarafından, zamana yayılan ayrıntılı bir değerlendirmeyle tanınabilir.

Neden başkasına tanı koymak özellikle sorunlu?

Kendimize tanı koymak riskli; başkasına koymak ise neredeyse her zaman yanıltıcıdır.

Çünkü birine bu etiketi yakıştırdığımız anlar, genellikle onunla çatıştığımız anlardır. Bir davranışı açıklamak yerine kişiyi kategorize etmek kolay ve rahatlatıcı gelir: Anlaşmazlık, karşı tarafın bozukluğuna bağlanır ve mesele kapanır.

Ama bunun bedeli ağır. Etiket, kişiyi bir bütün olarak görmeyi engeller; sorunun konuşularak çözülebilecek kısmını da kapatır. Üstelik damgalama, gerçekten yardıma ihtiyacı olan insanları yardım aramaktan alıkoyar (bkz. “Narsisizm Sadece Kendini Beğenmek midir?”).

Bir insanın davranışının seni incittiğini söylemek için ona tanı koymana gerek yok. “Bu davranış bana zarar veriyor” cümlesi hem daha doğru hem daha işe yarar.

Tartışmalı bir alan olduğunu da bilelim

Şunu da eklemek gerekiyor: Bu alan, ruh sağlığı içinde en çok tartışılan başlıklardan biri.

Kişiliği birbirinden ayrı kategorilere bölen sınıflandırma yaklaşımı uzun süredir eleştiriliyor. İnsanların çoğu bu kategorilere tam oturmuyor; sınırlar iç içe geçiyor. Bu nedenle son yıllarda, kişilik zorluklarını ayrı kutular yerine dereceli boyutlar üzerinden ele alan yaklaşımlar öne çıktı ve uluslararası sınıflandırmalar bu yöne kaydı.

Yani “hangi kutuya giriyor?” sorusu, uzmanlar arasında bile mutlak bir cevabı olan bir soru değil. Bu da tanının neden gelişigüzel kullanılmaması gerektiğinin bir başka nedeni.

En önemli kısım: Değişmez değildir

Kişilik bozuklukları hakkındaki en yaygın ve en yıkıcı inanış, bunların “kalıcı” ve “tedavi edilemez” olduğudur.

Bu doğru değil.

Uzun süreli izlem çalışmaları, bu tanıyı alan pek çok kişinin zamanla ölçütleri karşılamaz hâle geldiğini gösteriyor. Ayrıca bu alanda özel olarak geliştirilmiş ve etkinliği gösterilmiş psikoterapi yaklaşımları var; özellikle duygu düzenleme ve ilişki örüntüleri üzerine çalışan yapılandırılmış terapiler belirgin iyileşme sağlayabiliyor.

Yani “kişilik bozukluğu” bir kader tanımı değil. Zor, uzun soluklu ama üzerinde çalışılabilir bir alandır.

Sonuç

Kişilik bozukluğu, birinin kötü ya da zor biri olduğunu söylemenin klinik bir yolu değildir. Uzun süredir devam eden, hayatın farklı alanlarına yayılan, koşullara göre esneyemeyen ve kişiye gerçek bir sıkıntı yaşatan örüntüleri tanımlar.

“Nasıl anlaşılır?” sorusunun cevabı ise net: Bir yazıdan, bir testten ya da bir tartışmanın ardından değil; yalnızca bir uzmanın zamana yayılan değerlendirmesiyle.

Ve unutmamak gerekir: Bu tanıyı taşıyan insanlar, etiketlerinden çok daha fazlasıdır. Doğru destekle değişim mümkündür — üstelik sanılandan çok daha sık gerçekleşir.


Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı ya da tedavi yerine geçmez ve kimseye — kendinize ya da bir başkasına — tanı koymak için kullanılamaz. Kişilik bozuklukları yalnızca bir ruh sağlığı uzmanı tarafından, ayrıntılı ve zamana yayılan bir değerlendirmeyle tanınabilir; internette yer alan testler bu değerlendirmenin yerini tutmaz. Kendinizde ya da bir yakınınızda süregiden bir zorlanma olduğunu düşünüyorsanız bir uzmana başvurun. Bir ilişkide örselendiğinizi ya da güvende olmadığınızı hissediyorsanız, bunu bir tanı sorusuna dönüştürmeden, güvendiğiniz birinden ve bir uzmandan destek alın.

İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Kişilik bozukluklarının tanımında yaygınlık, esneksizlik, erken başlangıç ve süreklilik ile klinik olarak anlamlı sıkıntı ya da işlev kaybı ölçütleri; kişilik özelliği ile bozukluk arasındaki sınırın belirsizliği; bu örüntülerin kişiye çoğunlukla ego-sintonik (kendine ait ve doğal) gelmesi ve bunun tanıyı güçleştirmesi; travma sonrası tablolar, duygudurum bozuklukları ve madde kullanımının ayırıcı tanıdaki yeri; kategorik sınıflandırmaya yönelik eleştiriler ve ICD-11 ile DSM’nin alternatif modelinde benimsenen boyutsal yaklaşım; uzun süreli izlem çalışmalarında tanı ölçütlerinin zamanla karşılanmaz hâle gelmesi (Zanarini ve arkadaşlarının çalışmaları gibi); diyalektik davranışçı terapi, şema terapi ve zihinselleştirme temelli terapinin etkililiğine ilişkin bulgular; damgalamanın yardım arama davranışı üzerindeki etkisi.

Bir soru sor veya yorum bırak

E-posta adresiniz yayımlanmaz. Yorumlar onaylandıktan sonra görünür.