İçeriğe geç
Kişilik ve Benlik

Savunma Mekanizmaları Her Zaman Zararlı mıdır?

Gündelik dilde "savunma mekanizması yapıyorsun" bir suçlama. Oysa on yıllar süren bir izleme çalışması tersini gösterdi: mizah, öngörü ve özgecilik gibi olgun savunmalar, iyi bir hayatın en güçlü yordayıcıları arasındaydı. Soru hangisini kullandığınız — kullanıp kullanmadığınız değil.

Podcast

Bu yazıyı dinle

Podcast metnini göster

Bu bölümde savunma mekanizmaları hakkındaki kaynakların en can alıcı noktalarının hızlıca üzerinden geçiyoruz. Gündelik tartışmalarda birbirimizi suçlamak için kullandığımız savunma yapıyorsun lafının ardındaki bilimsel gerçeğe bakacağız. Çünkü inanın bana zihnimizin bu otomatik kalkanları aslında sağlıklı ve mutlu yaşlanmanın o gizli formülü olabilir. Birinci olarak bu mekanizmalar öyle bilinçli kurduğumuz kaçış planları falan değil. Zorlayıcı duyguları yönetmek için zihnimizin kullandığı otomatik ayarlamalardır. Psikiyatrist George Vaillant'ın 10 yıllar süren ünlü araştırması bize bu mekanizmaların seviyeleri olduğunu gösteriyor. En altta gerçekliği büken inkar, ortada nevrotik düzey, en üstte ise mizah gibi olgun savunmalar var. Şöyle düşünün. Kötü bir haber alıyorsunuz ve aniden saatlerce evi temizlemeye başlıyorsunuz. İşte bu bir karar değil. Zihninizin o taşıyamadığı duyguyu elle tutulur bir işe çevirme refleksidir. İkinci olarak 50 yaşından önce bu Olgun savunmaları kullanmayı başaranlar 70'li yaşlarında ruh sağlığı ve yaşam doyumunda inanılmaz öne geçiyor. Burada bilinç dışı olan bastırma ile bilinçli yapılan baskılama arasındaki o ince çizgi gerçekten çok kritik. Yani kendimize şunu sormamız lazım. Acıyı tamamen unutmak mı daha sağlıklı yoksa bunu bu akşam düşüneceğim deyip bilinçli bir erteleme yapmak mı? Kesinlikle ikincisi. Çünkü baskılama eğer sonunda yüzleşmeyle bitiyorsa harika ve çok işlevsel bir araçtır. Üçüncü olarak Bir kalkanın zararlı olup olmadığını adı değil esnekliği ve size ödettiği bedel belirler. Örneğin bir cenazede yapılan ufak bir şaka o ağır günü atlatmanızı sağlayabilir, değil mi? Ama her acıda sadece mizaha sığınırsanız bu sizi hayatta taşımaz. Asıl sorun kalkanın kendisinde değil o kalkanın aranıza örülen kalıcı bir duvara dönüşmesindedir. Kısacası zihninizin bu savunma mekanizmaları düzeltilmesi gereken hatalar değil tam tersine harika hayatta kalma araçlarıdır. Yeter ki tek bir aracın esiri olup hayatı kaçırmayın.

Bu podcast, yazının içeriği temel alınarak yapay zekâ ile oluşturulmuş ve yayımlanmadan önce editoryal olarak gözden geçirilmiştir. Ayrıntılar için Yapay Zekâ Kullanım Politikası sayfasını inceleyin.

Bir tartışmanın ortasında duyulan cümle: “Sen şu an savunma mekanizması yapıyorsun.” Genellikle son sözü söylemek için kullanılır ve karşı tarafı zor durumda bırakır — çünkü itiraz ederseniz bu da savunma sayılır.

Terim gündelik dile bir suçlama olarak yerleşti: gerçeği görmemek, kaçmak, kendini kandırmak. Oysa kavramın kendisi bunu söylemiyor. Oysa alanın en uzun soluklu izleme çalışmalarından birinin verisi, savunmaların bir kısmının yalnızca zararsız olmadığını, iyi yaşlanmanın yordayıcıları arasında olduğunu gösteriyor.

Kavram ne demek?

Savunma mekanizması, zorlayıcı bir duygu ya da düşünceyle karşılaşıldığında zihnin devreye soktuğu düzenleme biçimidir. Çoğu otomatik işler: karar verilerek yapılmaz, çoğu zaman fark bile edilmez.

Bir örnek: kötü bir haber aldıktan sonra kendinizi saatlerce evi toplarken bulmak. Kimse buna karar vermez; zihin, taşınamayan bir duyguyu elle tutulur bir işe çevirir. Aynı gün akşam o haberi arkadaşınıza gülerek anlatmanız da başka bir savunmadır — ve ikisi aynı ağırlıkta değildir.

Kavramı ilk kez sistemli biçimde derleyip sınıflandıran, 1936’da Anna Freud oldu. Ama liste o günden bu yana çok değişti ve asıl dönüşüm klinik gözlemden değil, uzun süreli izleme çalışmalarından geldi.

Bir ayrımı baştan yapmak gerekiyor: savunma ile baş etme aynı şey değil. Baş etme stratejileri bilinçli olarak seçilir — bir listeye bakıp “şunu deneyeyim” denebilir. Savunmaların çoğu ise seçilmez, olur; bu yüzden bir savunmayı “bırakmak” da kolay değildir, önce fark edilmesi gerekir.

Ama sınır keskin değil. Özellikle olgun savunmaların bir kısmı — az sonra göreceğimiz baskılama ve öngörü gibi — kısmen bilinçli işleyebiliyor. Çağdaş sınıflandırmalar da bu ikisinin, yani savunma ile bilinçli baş etmenin, uçlarda örtüştüğünü kabul ediyor.

Hepsi aynı şey değil

George Vaillant, on yıllar boyunca aynı insanları izleyen bir çalışmanın verisiyle savunmaları düzeyler hâlinde sıraladı. En kabaca dört basamak:

En altta gerçekliği ciddi biçimde çarpıtan savunmalar var. Onun üstünde olgunlaşmamış olanlar: inkâr, yansıtma, edilgen saldırganlık, hayale sığınma. Sonra nevrotik düzey: entelektüelleştirme, yer değiştirme, karşıt tepki kurma. En üstte ise olgun olanlar: mizah, yüceltme, özgecilik, öngörü.

Çalışmanın merkezî bulgusu şu: elli yaşından önce ağırlıklı olarak olgun savunma kullananlar, yetmişli-seksenli yaşlarda ruh sağlığı, ilişkiler ve yaşam doyumu ölçütlerinde belirgin biçimde daha iyi durumdaydı. Yaşlılığında “mutlu ve sağlıklı” gruba düşenlerin yaklaşık üçte ikisi bu savunmaları kullanmıştı; “mutsuz ve hasta” gruptakilerin ise yalnızca onda biri.

Karşılaştırma tarafı da ilginç: aynı çözümlemede çocukluktaki toplumsal sınıf, anlamlı bir yordayıcı çıkmadı. Ama bunu genişletmemek gerekiyor — bulgu psikososyal yaşlanmayla ilgili.

Yani soru “savunma yapıyor musun” değil; **hangisini** yapıyorsun. Bu, dayanıklılığın doğuştan bir özellik olup olmadığı tartışmasına da bağlanıyor (bkz. “Psikolojik Sağlamlık (Dayanıklılık) Doğuştan mı Gelir?”).

Şaşırtıcı ayrım: bastırma ile baskılama

Listede ilk bakışta yanlışlık gibi duran bir şey var. Nevrotik düzeyde bastırma yer alıyor; olgun düzeyde ise baskılama.

Türkçede ikisi de çoğu zaman “bastırmak” diye söyleniyor, ama tarif ettikleri şey farklı. Bastırma bilinçdışıdır: zihin rahatsız edici olanı farkındalığın dışında tutar, kişi onu düşünmediğini bile bilmez. Baskılama ise bilinçlidir: “şimdi bunu düşünmeyeceğim, akşam düşüneceğim” demek ve gerçekten dönmek.

Fark, konuyu geri getirme niyetinde. Erteleme geçiciyse ve sonunda yüzleşmeye varıyorsa işlevsel; kalıcı bir kaçınmaya dönüşüyorsa değil.

Buradaki incelik önemli, çünkü duygunun **dışa vurumunu** anlık olarak gizlemek — yüz ifadesini, sesini kontrol etmek — bambaşka bir şey ve bedeli araştırmalarda gösterilmiş durumda. bkz. “Duyguları Bastırmak Neden İşe Yaramaz?

Peki hangisi ne zaman sorun olur?

Belirleyici olan savunmanın adı değil, üç şey.

Esneklik. Aynı savunmanın her durumda devreye girmesi sorun yaratır. Cenazede mizah bir yere kadar taşır; her acıda mizaha kaçmak taşımaz.

Bağlam. Ameliyat sabahı korkuyu bir kenara koymak işlevseldir. Aynı erteleme, altı ay boyunca doktora gitmemeye dönüşürse değildir.

Bedel. Bir savunma sizi rahatlatırken ilişkilerinizi, işinizi ya da sağlığınızı aşındırıyorsa, rahatlama tarafı artık hesabı kapatmıyor demektir.

Vaillant’ın verisinde savunmaların yaşla birlikte değişebildiği de görülüyordu: aynı kişilerde yıllar içinde olgunlaşmamış biçimler azalma, olgun olanlar artma eğilimindeydi. Bu herkes için ve her dönemde geçerli değil; ama tabloyu sabit bir etiket olmaktan çıkarmaya yetiyor. Bu, tabloyu bir kişilik etiketinden çıkarıp bir gidişata dönüştürüyor — bugün ağırlıklı olarak kullandığınız savunma, ömür boyu kullanacağınız savunma değil.

Olgunlaşmamış savunmaların yoğun ve katı kullanımı, klinik tablolarla da ilişkilendiriliyor — ama bu, her inkâr edenin bir tanısı olduğu anlamına gelmez (bkz. “Kişilik Bozuklukları Nedir, Nasıl Anlaşılır?”).

Zorla sürdürülen olumluluk da benzer bir yerde duruyor: kısa vadede rahatlatan, uzun vadede yalnızlaştıran bir inkâr biçimine dönüşebiliyor. bkz. “Olumlu Düşünmek Her Zaman İyi midir? (Toksik Pozitiflik)

Tezi bozan bulgular

Bu tablo kulağa fazla düzenli geliyorsa, haklı bir sezgi. Dört ciddi çekince var ve dördü de yazılmalı.

Bulgu her sonuca uzanmıyor. Aynı çözümlemede savunma olgunluğu, kişinin kendi bildirdiği bedensel kısıtlılıkla ilişkiliydi — ama hekim değerlendirmesine dayanan nesnel engellilikle ilişkisiz çıktı. Yani olgun savunmalar insanı hastalıktan korumuyor; hastalıkla yaşamayı değiştiriyor olabilir.

Örneklem dardı. Çalışma iki grubu izledi: seçkin bir üniversitenin öğrencileri ve aynı şehirden, çok daha yoksul bir çevreden gelen gençler. İkinci grubun varlığı tabloyu güçlendiriyor, ama katılımcıların tamamı erkek, tamamı beyaz ve tamamı 1920’lerde doğmuş Amerikalıydı. Vaillant bu sınırı kendisi belirtti ve bulguların başka topluluklarda — özellikle kadınlarda — doğrulanması gerektiğini yazdı.

Ölçmek zor. Savunmaların tanımı gereği bilinçdışı olması, kişinin kendi kendini bildirmesini baştan sorunlu kılıyor. En yaygın kullanılan öz-bildirim ölçeğinin psikometrik özellikleri çok sayıda çalışmada eleştirildi.

Tanı sistemi mesafeli durdu. Savunma düzeylerini ölçen bir ölçek DSM’nin dördüncü baskısına girdi — ama ana metne değil, “ileri araştırma için” ayrılmış eke. Sonraki baskıda ana sınıflandırmaya taşınmadı.

Yani elimizdeki şey, sağlam bir bulgudan çok yararlı bir çerçeve. Olgun ve olgunlaşmamış savunmalar arasındaki fark tekrar tekrar bulunuyor; ama bu farkın nasıl ölçüleceği ve sınırlarının nerede olduğu hâlâ tartışmalı.

Sonuç

Savunma mekanizmaları her zaman zararlı değil. Zihnin zorlanmayla baş etme yollarından biri ve bir kısmı — mizah, öngörü, başkasına yönelme, zorlanmayı üretime çevirme — iyi işleyen bir hayatın parçası.

Zararlı olan, tek bir savunmanın her duruma yapışması ve gerçeğin sürekli dışarıda tutulması. Ayrım burada: bir savunma sizi güne devam ettiriyorsa iş görüyordur; günü sizden alıyorsa görmüyordur.

Bu da savunmaların neden kolayca “kötü” ilan edilemeyeceğini gösteriyor. Hiçbirini kullanmayan bir zihin, her zorlanmayı tam şiddetiyle ve tam zamanında karşılamak zorunda kalırdı. Sorun korumanın kendisinde değil, korumanın kalıcı bir duvara dönüşmesinde.

Bir de şu var: kavramı bir tartışmada silah olarak kullanmak, onu kullanılamaz hâle getiriyor. Karşınızdakine “savunma yapıyorsun” demek, gerçekten öyle olsa bile hiçbir şeyi ilerletmez — çünkü savunmalar zaten farkında olunmadan çalışır. Duyguyu tanımayı bir beceri gibi düşünmenin sınırları da buradan başlıyor (bkz. “Duygusal Zekâ Gerçek Bir Zekâ mıdır?”).


Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve bir değerlendirme yerine geçmez. Buradaki hiçbir tarif tanı ölçütü değildir. Baş etme biçimlerinizin hayatınızı daralttığını düşünüyorsanız, kendinizi ya da bir yakınınızı sınıflandırmaya çalışmak yerine bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak daha yararlı olur.

İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Kavramın ilk sistemli derlemesi için Anna Freud’un 1936 tarihli çalışması. Düzeyler ve uzun süreli izleme bulguları için George Vaillant’ın 1977 tarihli Adaptation to Life kitabı ile sonraki Aging Well ve Triumphs of Experience çalışmaları; başarılı yaşlanma çözümlemesi için Vaillant ve Kenneth Mukamal’ın 2001’de American Journal of Psychiatry’de yayımladıkları makale. Savunma düzeylerinin ölçülmesi için Christopher Perry ve arkadaşlarının geliştirdiği derecelendirme ölçekleri ile DSM’nin dördüncü baskısının ekinde yer alan savunma işlevselliği ölçeği. Ölçüm tartışması için öz-bildirim temelli savunma biçimi ölçeğine yöneltilen psikometrik eleştiriler. Çocuklukta savunmaların gelişimi için Phebe Cramer’ın çalışmaları. Kavram olarak otomatiklik, uyum sağlayıcılık düzeyi, esneklik, bağlama duyarlılık.