“Çocuktur, şakadır.” “Kendi aralarında hallederler.” “Sen de karşılık ver, bir daha yapmaz.”
Bu üç cümle, akran zorbalığı karşısında kurulan tanıdık cümleler. Üçü de iyi niyetli olabilir. Ve üçü de aynı hatayı yapar: olan biteni iki çocuk arasında geçen bir mesele sayarlar. Oysa alanyazın son otuz yılda bu ikili çerçeveyi genişletti.
Klasik Olweus araştırma tanımında zorbalık üç ögeyle tanımlanır: zarar verme kastı, tekrar ve güç dengesizliği. Bu ölçütlerin kardeşler arasındaki çatışmayla farkı sitede başka bir yazıda ele alındı; burada tekrarlamıyorum. bkz. “Kardeş Kıskançlığı Normal midir?” Bu yazının sorusu farklı: zorbalık nerede oluyor ve kim taşıyor?
Zorbalık ikili bir olay değildir
1996’da Christina Salmivalli ve arkadaşları, zorbalığa sınıf düzeyinde baktılar. Buldukları şey şuydu: zorbalık olaylarında yalnızca iki değil, altı rol vardı. Zorbalık yapan ve maruz kalan; bir de yardımcı (fiilen katılan), pekiştirici (gülen, izleyen, tezahürat eden), dışarıda duran ve savunucu.
Bu, terminolojik bir ayrıntı değil. Kanada’da okul bahçesinde yapılan gözlemlerde akranlar zorbalık olaylarının yüzde 85’inde bir biçimde olayın içindeydi. Katılımcı rolleri çerçevesine göre seyircinin tepkisi zorbalığı besleyebilir: zorbalık yapan çocuk sosyal statü arıyor olabilir ve statüyü veren, izleyen gruptur.
“Hiçbir şey yapmayan” diye bir rol yok
Burada bir yanlış anlama var: seyirciyi pasif sanmak. Kalabalıkta kimsenin yardıma koşmaması, bir acil durumda yabancılar arasında görülen ve sorumluluğun dağılmasıyla açıklanan bir olgudur. Sorumluluğun dağılması zorbalıkta da işleyebilir: İsveç’te 4-6. sınıf öğrencilerinin iki yıl boyunca üç kez izlendiği bir çalışmada, sorumluluğu dağıtma eğilimi ile zorbalığı destekleyen seyirci davranışı arasında iki yönlü olabilecek boylamsal bir ilişki bulundu.
Ama zorbalıkta bir şey daha var: sınıf, çocukların birbirini tanıdığı ve her gün bir arada olduğu süregiden bir gruptur. Roller bir ölçüde süreklilik gösterir ama sabit değildir; Finlandiya’da iki yıllık bir izlemde rollerde orta düzeyde tutarlılık bulundu. Çerçeveye göre gülmek pasif bir tepki değildir, pekiştirici rolünün tanımıdır; sessizce izlemek de zorbalık yapan çocuk tarafından onay gibi okunabilir.
Sahneyi somutlaştırmak yardımcı olur. Koridorda birinin çantası düşürülür. Üç kişi güler, beş kişi bakıp yürür, bir kişi eğilip toplar. Bu dokuz kişinin sekizi kendini olayın dışında sayabilir. Katılımcı rolleri çerçevesiyle bakıldığında ise gülen üç kişi pekiştirici, bakıp yürüyen beş kişi dışarıda duran, eğilen kişi savunucu rolündedir: her biri sahneye bir şey katar.
Nitekim sınıflar arasında zorbalık sıklığının neden değiştiğini araştıran çalışmalar, farkın önemli bir bölümünü sınıftaki savunma ve pekiştirme düzeyiyle ilişkili buluyor. Aynı okulda, aynı yaşta iki sınıfta zorbalık sıklığı farklı olabilir.
Aynı özellik, farklı sınıfta farklı ilişki
Bu çizgide bir bulgu daha var. Zorbalığa maruz kalma riskini artırdığı bilinen bireysel özellikler var: sosyal kaygı, akran grubunca dışlanmışlık. bkz. “Sosyal Kaygı, Utangaçlıkla Aynı Şey midir?“
Ama bu özelliklerin riskle ilişkisi sınıfa göre değişiyor. Finlandiya’da ilkokul öğrencileriyle yapılan çok düzeyli bir çalışmada, sosyal kaygı ve akran reddi ile zorbalığa maruz kalma arasındaki ilişki, zorbalığın pekiştirildiği ve maruz kalanın savunulmadığı sınıflarda en güçlüydü. Yani bireysel ve sınıf düzeyindeki etkenler birbirinin alternatifi değildir; çocuğa ait bir risk özelliği ile zorbalığa maruz kalma arasındaki ilişki, sınıfın tepkisine göre değişebilir.
Bu, ailelere verilen bir öğüdün de sorunu yanlış yere koyduğunu gösteriyor: “biraz daha sosyal ol, kendini sevdirirsin.” Bu öğüt, yaşanan şeyi çocuğun kusuru gibi gösterebilir. Çocuğu suçlamak başka, çocuğun ihtiyaç duyduğu sosyal ve duygusal desteği güçlendirmek başkadır. bkz. “Suçluluk ile Utanç Aynı Şey midir?“
“Büyüyünce unutur” doğru değil
Uzun vadeli bulgular, zorbalığı “geçici bir çocukluk pürüzü” saymayı zorlaştırıyor.
Kuzey Karolina’da 1.420 çocuğun 9-16 yaşları arasında dört ila altı kez değerlendirildiği ileriye dönük bir çalışma, çocukluktaki psikiyatrik sorunlar ve ailedeki güçlükler hesaba katıldıktan sonra bile, zorbalığa maruz kalanlarda genç yetişkinlikte ruh sağlığı sorunlarının daha sık olduğunu buldu. Bazı sonuçlarda en yüksek risk, hem maruz kalan hem zorbalık yapan çocuklardaydı.
İngiltere’de 1958 doğumlu bir kuşağı elli yıl izleyen çalışma daha da uzağa baktı: çocuklukta zorbalığa maruz kalmak, elli yaşındaki sosyal ilişki azlığı, ekonomik güçlük ve yaşam kalitesi algısıyla ilişkiliydi. Bunlar ortalamalar ve kimsenin kaderi değil; ama “nasılsa unutulur” cümlesini taşıyacak kadar zayıf da değiller. bkz. “Psikolojik Sağlamlık (Dayanıklılık) Doğuştan mı Gelir?“
Okul ne yapabilir, ne yapamaz
İyi haber: okul temelli programlar işe yarıyor. Kötü haber: sanıldığı kadar değil. Yüz değerlendirmeyi birleştiren 2021 tarihli bir meta-analiz, bu programların zorbalık yapmayı yaklaşık beşte bir, maruz kalmayı da benzer oranda azalttığını gösteriyor. Küçümsenecek bir etki değil, ama sorunu ortadan kaldırmıyor.
Sınıfın tepkisini hedefleyen bir program Finlandiya’da geliştirildi. Program İngiltere’de 118 okulda, on bin öğrenciyi aşan bir örneklemle rastgele atamalı olarak sınandı; bir yıllık uygulamadan sonra zorbalığa maruz kalma oranında anlamlı bir düşüş sağladı. Öğrencilerin kendi bildirdiği zorbalık yapma ölçümünde ise fark bulunmadı.
Aynı denemenin bir bulgusu da işin zorluğunu gösteriyor ve atlanmamalı: öğrencilerin kendi bildirdiği rollerde zorbalık yapan, yardımcı ve pekiştirici rolleri azalırken dışarıda duran rolü arttı, savunucu rolü ise artmadı — hatta geriledi. Yazarlar bunu çerçeveye temkinli bir destek olarak yorumluyor ve savunma davranışını geliştirmek için ayrıca çalışma gerektiğini yazıyor.
“Kendi aralarında halletsinler” yaklaşımının sorunu da burada. Çatışmada güç daha dengelidir; ama şiddet ya da tehdit varsa çatışmada da yetişkin müdahalesi gerekebilir. Zorbalıkta ise güç tanımı gereği eşit değildir. Tarafları baş başa bırakmak dengesizliği ortadan kaldırmaz, görünmez kılabilir. Bu, ergenlikteki her sürtüşmeyi sorun saymak anlamına gelmiyor; ikisini ayırmak mümkün. bkz. “Ergen İsyanı Kaçınılmaz mıdır?“
Kaçınılması gereken iki şey de var. Birincisi görmezden gelmek: “bize gelmedi, demek ki yok” geçerli bir ölçüt değil. İkincisi “sen de karşılık ver” öğüdü; bu öğüt durumu tırmandırabilir ve çocuğu güç dengesizliğiyle yalnız bırakır.
Sonuç
Akran zorbalığı bir şaka değil, ama basit bir kötülük hikâyesi de değil. Bireysel özelliklerle birlikte işleyen bir grup sürecidir ve sınıf bu süreçte önemli bir yerdir.
Bunun pratik sonucu iyimser sayılabilir: sınıfın tepkisi değiştirilebilir bir şeydir ve okul programları zorbalığı mütevazı ama gerçek bir oranda azaltabiliyor. Çerçeveye göre bir sınıfta gülmenin yerini sessizlik, sessizliğin yerini bir cümle aldığında zorbalığın sosyal ödülü azalabilir.
O yüzden “bu çocuk neden hedef oldu?” sorusunun yanına bir soru daha eklemek gerekir: “Bu sınıf, olan bitene ne yapıyor?”
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; değerlendirme, tanı ya da hukuki danışmanlık yerine geçmez ve bir kontrol listesi olarak kullanılamaz. Metindeki araştırma bulguları grup ortalamalarına dayanır; hiçbir çocuğun durumunu tek başına belirlemez. Zorbalığa maruz kalmak çocuğun kusuru, zayıflığı ya da “kendini sevdirememesi” değildir. Çocuğunuzun zorbalığa maruz kaldığından şüpheleniyorsanız — okula gitmek istememe, açıklanamayan bedensel yakınmalar, eşyalarının kaybolması, uyku ve iştah değişiklikleri, içe kapanma gibi işaretlerle birlikte — durumu çocukla suçlayıcı olmayan bir dille konuşun ve okulun rehberlik servisiyle temasa geçin; gerekirse İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’ne de başvurulabilir. Fiziksel şiddet ya da çocuğun cinsel istismarı dâhil ihmal veya istismarına ilişkin bir şüphede Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ALO 183 hattına bildirimde bulunulabilir; hat yedi gün yirmi dört saat açıktır ve yurt içinden aramalar ücretsizdir. Çocuğun güvenliği şu anda tehlikedeyse 112 aranır. Çocuğunuzda süregiden kaygı, çökkünlük ya da belirgin işlev kaybı gözlüyorsanız bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurun; bunlar beklenip geçmesi umulacak belirtiler değildir. Çocuğunuzun kendine zarar verme ya da yaşamına son verme düşünceleri varsa gecikmeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurulur; tehlikenin yakın olduğunu düşünüyorsanız ya da emin değilseniz 112 aranır ya da vakit kaybetmeden en yakın acil servise başvurulur. 112, ambulans, polis, jandarma, itfaiye ve AFAD gibi acil hizmetlerin tek numarasıdır; sabit ve mobil hatlardan ücretsiz ve 7 gün 24 saat aranabilir.
İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Christina Salmivalli, Kirsti Lagerspetz, Kaj Björkqvist, Karin Österman ve Ari Kaukiainen’in 1996’da Aggressive Behavior’da yayımlanan ve zorbalığı bir grup süreci olarak ele alarak katılımcı rollerini (yardımcı, pekiştirici, dışarıda duran, savunucu) tanımlayan çalışması; Salmivalli, Miia Lappalainen ve Lagerspetz’in rollerin iki yıl içindeki sürekliliğini inceleyen izlem çalışması; Wendy Craig ve Debra Pepler’in okul bahçesinde akranların zorbalık olaylarındaki yerini gözlemleyen çalışması; Salmivalli, Marinus Voeten ve Elisa Poskiparta’nın sınıf düzeyinde savunma ve pekiştirmenin zorbalık sıklığıyla ilişkisini gösteren araştırması; Antti Kärnä ve arkadaşlarının, sosyal kaygı ve akran reddi gibi bireysel risk etkenleri ile zorbalığa maruz kalma arasındaki ilişkinin zorbalığın pekiştirildiği ve maruz kalanın savunulmadığı sınıflarda en güçlü olduğunu bulan çalışması; sorumluluğun dağılması ile zorbalığı destekleyen seyirci davranışı arasındaki boylamsal ilişkiyi inceleyen çalışmalar; Finlandiya’da geliştirilen KiVa programı ile Lucy Bowes ve arkadaşlarının bu programı 118 okul ve on binden fazla öğrenciyle sınayan İngiltere denemesi ve denemenin rol ölçümlerine ilişkin ikincil analizi; Maria M. Ttofi ile David P. Farrington’ın okul temelli önleme programlarının etkisini ölçen meta-analizi ve Hannah Gaffney’nin katıldığı güncellemesi; William Copeland, Dieter Wolke, Adrian Angold ve Jane Costello’nun 1.420 çocuğu izleyerek yetişkinlik sonuçlarına bakan 2013 tarihli çalışması; Ryu Takizawa, Barbara Maughan ve Louise Arseneault’nun 1958 İngiliz doğum kuşağını elli yıl izleyen araştırması; ve zorbalığın tanımını (kasıt, tekrar, güç dengesizliği) kuran çizginin kurucusu olarak Dan Olweus’un çalışmaları.




