İçeriğe geç
Terapi ve Yaklaşımlar

Terapist Nasıl Seçilir?

Terapiden alınan sonucu en tutarlı biçimde yordayan şey ekol değil kurulan çalışma ilişkisidir ve terapistler arasındaki fark yöntemler arasındakinden büyüktür; bu yüzden seçerken unvana değil eğitim geçmişine bakılır, ilk görüşme bir denemedir ve uymayan terapisti değiştirmek başarısızlık sayılmaz.

Podcast

Bu yazıyı dinle

Podcast metnini göster

Bu bölüm kendiniz için en doğru terapisti nasıl seçeceğinize dair kaynakların hızlı bir özetidir. Çoğu insan terapistini ya evine yakın diye ya da seans ücretine göre seçiyor. Değil mi? Ama inanın bana araştırmalar bambaşka bir şey söylüyor ve asıl nereye bakacağınızı bilirseniz tüm bu terapi süreci kelimenin tam anlamıyla baştan aşağı değişebilir. Birinci olarak terapistin kullandığı yönteme değil onunla kurduğunuz o özel ilişkiye odaklanın. İnsanlar hep en iyi terapi yöntemi hangisi diye sorar. Ama aynı eğitimi almış iki uzmanın sonuçları bile birbirinden tamamen farklı olabiliyor. Şöyle düşünün. Dünyanın en iyi enstrümanı bile doğru müzisyenin elinde değilse iyi ses vermez. Değil mi? Yani asıl mesele hangi yöntem değil, kesinlikle hangi kişi sorusudur. İkinci olarak terapistinizin sizin bir kopyanız olması gerekmiyor ama size kesinlikle güvenli bir alan sunması şart. Sizin de aynı yaşta veya görüşte olması tek başına başarı getirmez. Önemli olan sizin değerlerinizi küçümsememesidir. Bakın antrenmanda kaslarınızın yanması normaldir ama ekleminizin çıkması büyük bir tehlikedir. Terapide de zorlanmak gelişimdir ama kendinizi güvensiz hissediyorsanız bu çok net bir alarm zilidir. Kesin sonuç garantisi verenler falan inanın bunlar tartışmasız kırmızı bayraktır. Son olarak Türkiye'deki şu unvan karmaşasıma çok dikkat edin ve ilk seansta soru sorma hakkınızı sonuna kadar kullanın. Ülkemizde sadece terapist kelimesi maalesef yasal bir güvence sağlamıyor. O yüzden karşınızdaki kişinin klinik psikolog veya psikiyatrist gibi resmi eğitimlerini mutlaka sorun. Ya ilk görüşmede hocayı sorguya çekmek ayıp olmaz mı diye düşünebilirsiniz ama uymayan bir ayakkabıyı denediniz diye yürümekten vazgeçmezsiniz. Öyle değil mi? Uyuşmazlık varsa yeni birini bulmak asla başarısızlık değildir. Unutmayın terapi seçimi kusursuz olanı aramak değil size en uygun anlaşıldığınızı ve güvende olduğunuzu hissettiren o doğru yol arkadaşını bulmaktır.

Bu podcast, yazının içeriği temel alınarak yapay zekâ ile oluşturulmuş ve yayımlanmadan önce editoryal olarak gözden geçirilmiştir. Ayrıntılar için Yapay Zekâ Kullanım Politikası sayfasını inceleyin.

Çoğu insan bu seçimi üç ölçütle yapıyor: yakınlık, ücret ve arama sonuçlarının ilk sırası.

Anlaşılır bir durum. Zaten zor bir andasınızdır, karşılaştırma yapacak hâliniz yoktur ve neye bakılacağını da kimse söylememiştir.

Oysa bu seçimin nasıl yapıldığı, terapinin işe yarayıp yaramamasında sanılandan çok daha belirleyici.

Önce yanlış soruyu bir kenara koyalım

En sık sorulan soru şu: “Hangi terapi ekolü en iyisi?”

Onlarca karşılaştırmalı çalışmanın ortak sonucu, bu sorunun beklenen cevabı vermediği yönünde. Kendi kuramı, eğitimi ve uygulama düzeni olan yerleşik yaklaşımlar birbirleriyle karşılaştırıldığında, ortaya çıkan sonuçlar genellikle birbirine yakın çıkıyor.

Ama burada dürüst olmak gerekiyor, çünkü bu bulgu sık sık abartılıyor: “Ekol hiç fark etmiyor” demek de doğru değil. Bazı sorunlarda belirli yaklaşımlar açıkça öne çıkıyor — kaygı bozukluklarında ve obsesif kompulsif bozuklukta kaçınmayı hedefleyen yapılandırılmış yöntemler gibi.

Doğru özet şu: Ekol önemsiz değil, ama ilk sıradaki ölçüt de değil. Ekol seçimi genellikle sorunun türüne göre yapılır; kişinin kendisi için yapacağı seçim ise başka bir yerde.

Bir yaklaşımın somut olarak neyi hedeflediğini merak ediyorsanız, örnek olarak: bkz. “Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) Nedir?”

En güçlü yordayıcı: kurulan ilişki

Terapinin sonucunu en tutarlı biçimde yordayan şeylerden biri, danışan ile terapist arasındaki çalışma ilişkisi.

Bu ilişkinin üç bileşeni tarif ediliyor: hedefler üzerinde anlaşma, yapılacak işler üzerinde anlaşma ve aralarındaki bağ. Üçü yerindeyse, yöntem ne olursa olsun süreç daha iyi ilerliyor.

Daha az bilinen ikinci bulgu ise şu: Terapistler arasındaki fark, yöntemler arasındaki farktan daha büyük. Aynı eğitimi almış, aynı yaklaşımı uygulayan iki kişinin sonuçları belirgin biçimde ayrışabiliyor.

Bunun pratik anlamı açık: “Hangi yöntem?” sorusundan önce “hangi kişi?” sorusu geliyor.

Terapist benimle aynı olmalı mı?

Çok sorulan ama açıkça konuşulmayan bir başlık: Kadın mı olsun erkek mi? Yaşça büyük mü olsun? Benimle aynı dünya görüşünde mi olmalı? Evli mi, çocuğu var mı?

Araştırmalar açısından cevap sade: Cinsiyet, yaş ya da benzer geçmiş gibi eşleşmelerin tek başına daha iyi sonuç getirdiğine dair güçlü bir kanıt yok. “Kadın terapistler daha iyidir” ya da “yaşlı terapist daha çok bilir” türü genellemelerin dayanağı bulunmuyor.

Ama işin bir de öbür yüzü var ve o yüz önemli: Danışanın kendi tercihinin dikkate alınması işe yarıyor. Tercihi karşılanan kişiler süreci daha az yarıda bırakıyor, sürece daha çok katılıyor.

İkisi çelişmiyor. Şu ayrımı yapıyorlar: “Kadın bir terapistle daha rahat konuşurum” tamamen meşru bir ölçüt — sizin için doğrudur ve buna göre seçebilirsiniz. “Kadın terapistler daha başarılıdır” ise farklı bir iddia ve doğru değil.

Dünya görüşü konusunda da benzer bir ayrım geçerli. Terapistin sizinle aynı düşünmesi gerekmiyor; gereken, sizin değerlerinizi küçümsememesi ve kendi görüşünü seansa taşımaması. Bunu ölçmek için sorulabilecek somut bir soru var: “Benim için önemli olan şu konuyu nasıl ele alırsınız?” Cevabın içeriğinden çok tonu bilgi verir.  Türkiye’de unvanlar ne anlatıyor?

Bu bölüm can sıkıcı ama gerekli, çünkü unvanların hepsi aynı şeyi güvence altına almıyor.

Psikolog unvanı, dört yıllık psikoloji lisansını bitirenlere ait. Lisans mezuniyeti tek başına psikoterapi uygulama yetkisi anlamına gelmiyor.

Klinik psikolog, lisans üstüne klinik psikoloji alanında yüksek lisans (ya da ilgili doktora) yapmış kişiler için kullanılıyor ve mevzuatta tanımlanmış bir kategori.

Psikiyatrist bir hekim: tıp fakültesi ve ardından ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanlığı. Tanı koymak ve ilaç yazmak hekimlik yetkisi.

“Psikoterapist” ise Türkiye’de tek başına korunmuş bir unvan değil. Bu, kelimeyi kullanan herkesin yetersiz olduğu anlamına gelmiyor — ama kelimenin kendisinin bir güvence taşımadığı anlamına geliyor.

Aynısı “terapist”, “uzman”, “danışman”, “koç” gibi ifadeler için de geçerli. Alan Türkiye’de hâlâ düzenlenme sürecinde ve düzenlemelerin kapsamı meslek çevrelerinde tartışılıyor.

Bu tabloda kullanıcı için en işe yarar tutum, unvana değil eğitim geçmişine bakmak. Ayrıntılar için ayrıca: bkz. “Psikolog, Psikiyatrist, Psikoterapist: Farkları Nedir?”

İlk görüşmede sorulabilecekler

Bunları sormak ayıp değil; iyi bir terapist sorulduğunda rahatsız olmaz, aksine memnun olur.

Hangi lisans ve yüksek lisans eğitimini aldınız?

Hangi yaklaşımla çalışıyorsunuz? Bu yaklaşımın eğitimini nereden ve kaç saat aldınız?

Süpervizyon alıyor musunuz? (Deneyimli terapistler de alır; alması iyiye işarettir.)

Benim yaşadığım türde bir sorunla daha önce çalıştınız mı?

Görüşmeler ne sıklıkta olacak, ücret ve iptal koşulları neler?

İşe yarayıp yaramadığını birlikte nasıl değerlendireceğiz?

Son soru en çok atlanan ve belki de en önemlisi. Terapi belirsiz bir yolculuk değil; nereye gidildiği ve nasıl anlaşılacağı konuşulabilir bir şey (bkz. “Terapi Ne Kadar Sürer, Ne Zaman İşe Yarar?”).

Kırmızı bayraklar

Bazıları tartışılabilir, bazıları tartışmasız.

Tartışmasız olanla başlayalım: Terapistin danışanına romantik ya da cinsel yakınlaşması hiçbir koşulda kabul edilebilir değildir. Karşılıklı görünse de, isteyerek olmuş gibi görünse de. Bu bir ilişki sorunu değil, ciddi bir meslek ihlalidir ve bildirilmelidir.

Diğerleri:

Kesin sonuç ya da süre garantisi vermek. (“Üç seansta biter.”)

İlk görüşmede, konuşmadan önce tanı ya da teşhis ilan etmek.

Kendi yaklaşımı dışındaki her şeyi ve diğer meslektaşlarını sürekli kötülemek.

Yaklaşımını açıklamayı reddetmek, sorulduğunda gizemli davranmak.

Ürün, takviye, kurs ya da paket satmak.

Danışanla terapi dışında iş, arkadaşlık ya da alışveriş ilişkisine girmek.

Her itirazı ve her uyuşmazlığı “direnç” diye yorumlamak.

Gizliliği gevşek tutmak; başka danışanlardan tanınabilir biçimde söz etmek.

“Zorlayıcı” ile “güvensiz” aynı şey değil

Burası en çok karıştırılan yer ve iki yönlü hata üretiyor.

Terapi rahat bir şey değil. İnsanın kaçtığı konulara yaklaşmak huzursuzluk verir; iyi giden bir süreçte bile zor seanslar olur. “Bugün kötü hissettim” tek başına yanlış terapist işareti değil.

Ölçüt rahatlık değil, güvenlik. Şunu sorun: Zorlanıyorum ama güvende miyim? Söylediklerim ciddiye alınıyor mu? İtiraz ettiğimde ne oluyor?

Bu ayrım iki yönde de koruyor: Zorlandığı için iyi bir süreci yarıda bırakanlar da var, güvende hissetmediği hâlde “demek ki terapi böyledir” diyerek kalanlar da.

Değiştirmek başarısızlık değil

İlk görüşme bir karşılıklı deneme. Uymadığını düşünüyorsanız devam etme zorunluluğunuz yok ve bunu söylemek kabalık değil.

Ama sırayla: Önce konuşmayı deneyin. “Bu yaklaşımın bana uyduğunu düşünmüyorum” cümlesi çoğu zaman süreci bitirmez, aksine ilerletir — çünkü bir kopukluğun konuşulup onarılması terapinin kendisinde de olan bir şeydir. İyi bir terapist bunu bir saldırı gibi karşılamaz.

Konuşulduğu hâlde değişmiyorsa, değiştirmek makul bir karardır. Yeni terapiste öncekinde neyin işe yaramadığını anlatmak da süreci hızlandırır.

Çevrim içi terapi olur mu?

Pek çok yaygın sorun için çevrim içi görüşmelerin sonuçları yüz yüze görüşmelerle karşılaştırılabilir düzeyde çıkıyor. Yani “gerçek terapi değil” demek doğru değil.

Pratik tarafına bakmak yine de gerekiyor: kesintisiz bir bağlantı, kimsenin duymayacağı bir oda, açık kimlik ve iletişim bilgileri, kriz durumunda ne yapılacağının baştan konuşulmuş olması. Bunlar yoksa mesele yöntem değil, düzendir.

Bir de sınırı belirtelim: Bir sohbet uygulamasıyla yazışmak terapi değildir (bkz. “Yapay Zekâya Derdini Anlatmak Terapi Sayılır mı?”).

Ücret bir engelse

Özel görüşme ücretleri pek çok kişi için erişilebilir değil ve bu, yardım almamak için bir gerekçe hâline geliyor.

Bakılabilecek yerler var: devlet ve üniversite hastanelerinin psikiyatri poliklinikleri, toplum ruh sağlığı merkezleri, üniversitelerin psikoloji ve PDR bölümlerine bağlı uygulama birimleri, bazı belediyelerin danışma merkezleri. Üniversite birimlerinde görüşmeler genellikle süpervizyon altında yürütülür — bu bir eksiklik değil, aksine ek bir denetim katmanıdır.

Ayrıca terapiye başlamak için “yeterince kötü” olmayı beklemek gerekmiyor (bkz. “Psikoloğa Gitmek İçin ‘Yeterince Kötü’ Hissetmek Gerekir mi?”).

Sonuç

Terapist seçimi bir en iyiyi bulma işi değil, bir uyum bulma işi. Aranan şey listenin başındaki isim değil, sizinle çalışabilecek kişi.

Üç şeye bakmak çoğu durumda yetiyor: eğitim geçmişi gerçekten var mı, konuşulanlar açık ve sorulabilir mi, ve o odada güvende hissediyor musunuz.

Ve şunu da eklemek gerekiyor: İlk seçim tutmayabilir. Bu, terapinin işe yaramadığı anlamına gelmiyor — yalnızca o kişiyle olmadığı anlamına geliyor. Uymayan bir ayakkabıyı denemiş olmak, yürümekten vazgeçmeyi gerektirmez.


Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır ve belirli bir kişi, kurum ya da yaklaşım önermez. Türkiye’de ruh sağlığı alanındaki unvanlara ve yetkilere ilişkin mevzuat değişebilmektedir; güncel durumu ilgili meslek kuruluşlarından ve Sağlık Bakanlığı düzenlemelerinden teyit edebilirsiniz. Görüşeceğiniz kişinin eğitim belgelerini sormak hakkınızdır. Bir terapistin meslek ihlali yaptığını düşünüyorsanız ilgili meslek örgütüne ve gerektiğinde Sağlık Bakanlığı’na başvurabilirsiniz. Kendinize ya da bir başkasına zarar verme düşünceleriniz varsa, uygun terapisti aramayı beklemeyin: 112’yi arayın ya da en yakın acil servise başvurun.

İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Farklı yerleşik psikoterapi yaklaşımlarının sonuçlarının birbirine yakın çıkmasına ilişkin karşılaştırmalı derlemeler ve bu bulgunun sınırlarını tartışan eleştiriler; terapötik ittifakı hedefler, görevler ve bağ olmak üzere üç bileşende tanımlayan Edward Bordin’in çerçevesi ile ittifak-sonuç ilişkisini inceleyen Adam Horvath ve Christoph Flückiger’in meta-analizleri; terapiste bağlı farklılıkların yönteme bağlı farklılıklardan büyük olabildiğini gösteren “terapist etkileri” araştırmaları ve Bruce Wampold’un ortak etkenler modeli; buna karşılık belirli bozukluklarda belirli yöntemlerin öne çıktığını savunan özgül etkenler tartışması; terapide yaşanan kopuklukların konuşulup onarılmasının sürecin kendisine katkısına ilişkin Jeremy Safran ve Christopher Muran’ın ittifak onarımı çalışmaları; çevrim içi ve yüz yüze psikoterapinin karşılaştırıldığı derlemeler; terapist-danışan arasındaki sınır ihlallerini ele alan meslek etiği kaynakları ve Türk Psikologlar Derneği Etik Yönetmeliği; Türkiye’de psikoterapi yetkisinin çerçevesini belirleyen 1219 sayılı Kanun’un ek 13. maddesi ve sonrasındaki Sağlık Bakanlığı düzenlemeleri.

Bir soru sor veya yorum bırak

E-posta adresiniz yayımlanmaz. Yorumlar onaylandıktan sonra görünür.