Bir tartışmada kestirme yol arayan herkesin elinin altında duran bir cümle: “Klasik Dunning-Kruger.”
Kastedilen şey genellikle şudur: cahil insan kendini dâhi sanır, bilgili insan ise alçakgönüllüdür. Bir de bunu gösterdiği söylenen bir grafik vardır — solda yükselen keskin bir tepe, ardından derin bir çukur, sonra yavaş bir tırmanış.
Bu anlatının üç sorunu var. Etki bunu söylemiyor, grafik makalede hiç yok, ve etkinin kendisi de göründüğü kadar sağlam değil.
Çalışma ne buldu?
Justin Kruger ve David Dunning’in 1999’da yayımladığı makalenin adı bile farklıydı: “Beceriksiz ve bundan habersiz.” Dört çalışmada üniversite öğrencilerine mizah, mantık ve dilbilgisi testleri verildi, ardından herkesten kendi başarısını yüzdelik dilim olarak tahmin etmesi istendi.
Sonuç iki yönlüydü ve popüler anlatım bu yönlerden yalnızca birini taşıyor.
En düşük dilimdeki öğrenciler gerçekte yüzde 12’lik dilimdeydi; kendilerini ortalama olarak yüzde 62’lik dilimde gördüler. Bu, popüler anlatımın beslendiği kısım.
Ama aynı çalışmada en yüksek dilimdekiler gerçekte 86’nın üzerindeyken kendilerini 70-75 civarında gördüler. Yani iyi olanlar kendilerini olduğundan düşük değerlendirdi. Bu ikinci yön, memde hiç yok.
Ortaya çıkan tablo “aptallar kendini dâhi sanıyor” değil. Herkesin tahmini ortaya doğru kayıyor. En kötü performans gösterenler bile kendilerini zirvede görmedi — ortalamanın biraz üstünde gördüler. Aradaki fark, iddianın tonunu tamamen değiştiriyor.
Yazarların önerdiği açıklama da kişilikle ilgili değildi: bir işi doğru yapmak için gereken beceri ile o işi yapıp yapmadığını anlamak için gereken beceri aynı beceridir. Bir cümlenin dilbilgisi hatasını göremeyen kişi, kendi cümlesindeki hatayı da göremez. Sorun kibir değil, eksik geri bildirim.
Bu açıklamayı destekleyen iki ayrıntı da makalenin içinde ve popüler anlatımda hiç geçmiyor. Alt dilimdeki katılımcılar, kendi cevaplarından hangilerinin doğru hangilerinin yanlış olduğunu ayırt etmekte de zorlandılar. Dahası, başkalarının cevaplarını okuyup iyi olanı kötüden ayırmakta da başarısızdılar. Yani sorun yalnızca kendilerine dönük bir körlük değildi; ölçütü hiç bilmiyorlardı.
Ve makalenin en umut verici bulgusu: alt dilimdekilere ilgili beceri öğretildiğinde, yalnızca performansları değil öz değerlendirmeleri de düzeldi. Yani mesele değişmez bir kişilik özelliği değil; öğrenilebilir bir ölçüt eksikliği.
O grafik nereden geldi?
Şimdi en şaşırtıcı kısım. İnternette “Dunning-Kruger eğrisi” diye dolaşan, tepesinde “Aptallık Dağı” yazan o grafik makalede yok. Dunning’in sonraki çalışmalarında da yok.
1999 makalesindeki bulgu bir tepe-çukur eğrisi değil; performans dilimleri boyunca düzenli biçimde kayan bir tahmin farkı. Yani “önce aşırı özgüven, sonra çöküş, sonra bilgelik” şeklindeki öğrenme hikâyesi veriden gelmiyor. Sonradan, 2000’lerin ortasında, yönetim sunumları ve internet mizahı içinde uydurulmuş ve makaleye geri yapıştırılmış.
Bu kendi başına küçük bir vaka incelemesi: bir bulgu, kendisini anlatan sahte bir görselle birlikte dolaşmaya başlayınca, sonunda hatırlanan şey bulgu değil görsel oluyor.
Etki gerçek mi?
Burada dürüst olmak gerekiyor, çünkü hikâyenin en az bilinen kısmı bu.
2016’dan itibaren bir dizi araştırmacı şunu gösterdi: Kruger ve Dunning’in ünlü “makas” grafiği, hiçbir gerçek etki olmasa bile ortaya çıkabiliyor. Bunun iki sebebi var. Birincisi ortalamaya gerileme: ölçümde her zaman bir miktar gürültü olduğu için, en düşük puanı alanların gerçek düzeyi ölçülenden yüksek, en yüksek puanı alanlarınki ölçülenden düşük olma eğilimindedir. İkincisi tavan ve taban etkisi: en alttaki kişi ancak kendini olduğundan yüksek tahmin edebilir, çünkü daha aşağısı yok.
2020’de yapılan bir çalışma bunu doğrudan sınadı ve etkinin “büyük ölçüde istatistiksel bir yan ürün” olduğu sonucuna vardı. Sonraki tartışmalarda yöntem itirazları geldi; farklı bir dönüşümle yapılan yeniden çözümlemeler de Dunning-Kruger varsayımını destekleyen bulgu üretmedi. Dunning ve arkadaşları ise etkinin uygun düzeltmelerden sonra da ayakta kaldığını savunuyor.
Yani durum şu: tartışma sürüyor ve “kanıtlanmış bir yasa” muamelesi görecek durumda değil. Bu, alanın bir zaafı değil işleyişi. bkz. “Psikolojinin “Replikasyon Krizi” Nedir?” Ölçüm gürültüsünün kendi başına örüntü üretebilmesi de sık atlanan bir konu. bkz. “İki Şeyin Birlikte Görülmesi Neden Neden-Sonuç Değildir?”
Terimin kendisi nasıl kullanılıyor?
Şimdi asıl soruya gelelim: “cahil cesareti” demek mi?
Hayır, ve üç sebeple.
Ama önce şunu görmek gerekiyor: “cahil cesareti” deyimi bir kişilik yargısı, Dunning-Kruger ise bir ölçüm bulgusu. Biri karşısındakini tanımlıyor, diğeri bir testteki tahmin hatasını. İkisini eşitlemek, terimi bilimsel bir kılıf hâline getiriyor.
Birincisi, etki göreve özgü. Bir kişinin dilbilgisi testindeki öz değerlendirmesi hakkında bir şey söylüyor; kişiliği, genel zekâsı ya da karakteri hakkında değil. Herkes bir alanda beceriksiz ve habersizdir. bkz. “IQ Zekâyı Ölçer mi?”
İkincisi, terim neredeyse her zaman başkası için kullanılıyor. Oysa etkinin kendi iddiası tam da bunun mümkün olmadığı: bilmediğinizi bilemediğiniz için, kendinizde fark edemezsiniz. Yani “onda Dunning-Kruger var” cümlesini kuran kişi, farkında olmadan, kendisini muaf tuttuğunu ilan etmiş oluyor.
Üçüncüsü ve en yaygını: terim bir tartışmayı bitirme aracına dönüşmüş durumda. Karşı tarafın iddiasına cevap vermek yerine, o iddiayı kuran kişinin yetersiz olduğu söyleniyor. Bu bir argüman değil, argümandan kaçınmanın kibar hâli.
Bir de gözden kaçan simetri var. Etki iki yönlüyse, yetkin insanların kendini olduğundan düşük görmesi de aynı tablonun parçası. Bu ikinci yön hakkında konuşmak genellikle daha faydalı, çünkü sessiz kalan çoğu zaman o taraf oluyor. bkz. “Impostor Sendromu (Sahtekârlık Hissi) Bir Hastalık mı?”
Sonuç
Dunning-Kruger etkisi, kimin aptal olduğuna dair bir kuram değil. Öz değerlendirmenin neden zor olduğuna dair bir gözlem — ve gözlemin kendisi de hâlâ tartışılıyor.
Bu yazının başında kurulan “klasik Dunning-Kruger” cümlesine dönersek: o cümle çoğu zaman bir gözlem bildirmiyor, bir tartışmayı kapatıyor. Popüler hâline bakınca ilginç bir şey de görünüyor. Karmaşık bir bulgu basit bir hakarete, iki yönlü bir tablo tek yöne, olmayan bir grafik ise kanıta dönüşmüş. Ve bunların hepsi, “psikoloji şunu kanıtladı” cümlesinin arkasına saklanarak olmuş. bkz. “Psikoloji “Zaten Herkesin Bildiği Şeyler” mi?”
En kullanışlı çıkarım da belki şu. Bir konuda ne kadar bilgisiz olduğunuzu ölçmenin tek güvenilir yolu, kendinize sormak değil: o konuda sınanmak. Kendi kendini değerlendiren hiçbir sistem, ölçtüğü şeyden daha iyi olamaz.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel bir değerlendirme yerine geçmez. Metinde anlatılan öz değerlendirme güçlüğü herkeste görülen olağan bir işleyiştir; bir bozukluk, kişilik kusuru ya da zekâ göstergesi değildir. Dunning-Kruger etkisi bir tanı değildir ve kimse hakkında — kendiniz dâhil — bir yargı aracı olarak kullanılamaz. Metinde aktarılan bulguların bir kısmı hâlâ yöntemsel tartışma altındadır; buradaki anlatım, alanın bugünkü tartışmalı durumunu yansıtmayı amaçlar.
İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Justin Kruger ve David Dunning’in 1999’da Journal of Personality and Social Psychology’de “Unskilled and Unaware of It” başlığıyla yayımladıkları dört çalışmalık makale — mizah, mantık ve dilbilgisi testleri, en düşük dilimdekilerin kendilerini yaklaşık altmış ikinci yüzdelik dilimde görmesi ve en yüksek dilimdekilerin kendilerini olduğundan düşük değerlendirmesi; yazarların önerdiği üstbilişsel açıklama, yani bir işi yapmak için gereken becerinin aynı zamanda o işi değerlendirmek için gerekli olması; Dunning’in kavramı sonradan genişlettiği gözden geçirme yazısı; internette dolaşan “Aptallık Dağı” eğrisinin ne özgün makalede ne de sonraki çalışmalarda bulunmadığı, 2000’lerin ortasında sonradan üretilip bulguya geri yakıştırıldığı; Edward Nuhfer ve arkadaşlarının rastgele sayı benzetimleriyle, ünlü makas grafiğinin hiçbir gerçek etki olmadan da ortaya çıkabildiğini gösteren çalışmaları; Gilles Gignac ile Marcin Zajenkowski’nin 2020’de Intelligence’ta yayımlanan ve etkinin büyük ölçüde istatistiksel bir yan ürün olduğunu savunan çalışması ile buna gelen yöntem itirazları ve yeniden çözümlemeler; ortalamaya gerileme ile taban-tavan etkilerinin öz değerlendirme verilerinde nasıl sahte örüntü üretebildiği; ve Dunning ile arkadaşlarının etkinin uygun düzeltmelerden sonra da korunduğunu savunan yanıtları.




