Soru bir cevap bekliyormuş gibi duruyor. Bir kuşaktır popüler cevap “hayır”: sosyal medyada dolaşan bilişsel yanlılık listeleri, “öngörülebilir biçimde irrasyonel” olduğumuzu söyleyen kitap başlıkları. Bu yazı o cevaba karşı çıkmayacak; ondan önce gelen bir soruyu soracak. Rasyonel — neye göre? Çünkü psikolojide “yanlılık”, havada asılı bir kusur değildir; belirli bir normdan ölçülmüş bir sapmadır. Ve normun kendisi, kırk yıldır süren bir tartışmanın konusudur.
Cetvel olmadan eğrilik ölçülmez
Bir yargının “yanlı” sayılabilmesi için önce doğru cevabın ne olduğunu söyleyen bir kural gerekir. Yetmişli yıllardan itibaren Amos Tversky ile Daniel Kahneman’ın kurduğu kestirmeler ve yanlılıklar programı bu kuralı olasılık kuramından, mantıktan ve istatistikten aldı: insanların sezgisel tahminleri bu kuralların verdiği cevapla karşılaştırıldı ve sistematik sapmalar birer birer adlandırıldı. Programın 1974’te Science’ta yayımlanan kurucu makalesi bir dizi sapmayı tek çerçevede topladı; bunların bir bölümü olasılık yargılarıyla, çoğu ise sayı tahminleri, sıklık kestirimleri ve rastlantısallık algısıyla ilgiliydi. Kurucular sonradan, eleştirinin yalnızca olasılık ayağını hedef aldığını hatırlatacaktı.
İnce nokta şudur: sapma, cetvele göre ölçülür. Cetvel olasılık kuramıysa, kuramın o soruya uygulanıp uygulanamayacağı da sorulabilir. Başlıktaki sorunun altındaki asıl tartışma budur.
Banka memuru Linda
Tartışmanın simgesi 1983’te Psychological Review’da yayımlanan Linda problemidir. Linda tarif edilir: otuz bir yaşında, bekâr, açık sözlü, felsefe okumuş, öğrenciliğinde ayrımcılık ve toplumsal adalet konularıyla ilgilenmiş. Sonra sorulur: Linda’nın banka memuru olması mı daha olasıdır, yoksa banka memuru olup feminist harekette etkin olması mı? Katılımcıların yüzde seksen beşi ikinciyi seçti. Oysa iki koşulun birlikte olasılığı tek birininkinden büyük olamaz; her feminist banka memuru, banka memurudur. Tversky ile Kahneman buna birleşim yanılgısı dedi.
Bulgu sağlamdır: kırk yılda defalarca tekrarlandı, farklı karakterlerle, farklı konularla, seçenekler ayrı gruplara gösterildiğinde bile çıktı. Tartışma bulgunun varlığı üzerine değil, ne anlama geldiği üzerinedir.
Aynı soru, başka bir dille
Doksanlı yılların başında Gerd Gigerenzer bir itiraz getirdi: “olası” sözcüğünün gündelik dilde tek bir anlamı yoktur; matematiksel olasılığın yanı sıra “makul”, “tipik”, “tarife uyan” anlamlarını da taşır. Katılımcı “Linda’nın banka memuru olması” seçeneğini konuşma kurallarının olağan işleyişiyle “banka memuru ama feminist değil” diye anlayabilir. Öyleyse ölçülen şey bir mantık kusuru değil, dilin işleyişinin sonucudur; olasılık kuramı böyle bir cümleye içeriğe kör bir norm olarak uygulanmıştır.
İtirazın sınanabilir kısmı şuydu: soru belirsizlik bırakmayan bir biçimde sorulursa sapma ne olur? Ralph Hertwig ile Gigerenzer 1999’da aynı Linda tarifini kullandı ama soruyu sayıya çevirdi: bu tarife uyan iki yüz kadın düşünün; kaçı banka memurudur, kaçı hem banka memuru hem feminist harekette etkindir? Derledikleri sıklık biçimli Linda çalışmalarında kural ihlalinin ortancası yüzde on yediye düşüyordu. Daha eski bir bulgu aynı yöne işaret ediyordu: 1995’te Gigerenzer ile Ulrich Hoffrage, aralarında mamografi ve taksi probleminin de bulunduğu on beş Bayesçi çıkarım problemini altmış öğrenciye, bilginin biçimi ve düzeni bakımından çaprazlanmış dört sürümde vermişti; standart düzende bilgi olasılık yerine doğal sıklık olarak sunulduğunda, hem sonucu hem çözüm yolu Bayes kuralına uyan cevapların payı yüzde on altıdan yüzde kırk altıya çıkıyordu. Cetvel aynıydı, sorunun dili değişmişti ve “irrasyonel” görünenlerin önemli bir bölümü normun cevabını veriyordu.
Tartışma nasıl sürdü, ne çıkardı
1996’da Psychological Review iki tarafı aynı sayıda karşı karşıya getirdi. Kahneman ile Tversky, “bilişsel yanılsamaların gerçekliği” başlıklı yazılarında sıklık biçiminin sapmayı azalttığını ama ortadan kaldırmadığını, ayrıca 1974’teki sapmaların çoğunun olasılık yargısıyla hiç ilgisi olmadığını yazdı. Gigerenzer’in yanıtı “dar normlar ve belirsiz kestirmeler” başlığını taşıyordu: sorun yanılsamaların kaç kez kaybolduğu değil, ne zaman ve neden kaybolduğunu öngören bir modelin varlığıdır. Yazı burada bitseydi “iki taraf da haklı” diye kapanırdı; ama tartışma burada bitmedi.
2001’de Barbara Mellers’ın hakemliğinde Hertwig ile Kahneman bir hasım işbirliği yürüttü: hangi deneyin anlaşmazlığı çözeceğini önceden birlikte kararlaştırıp deneyi yaptılar. Sonuç ikisini de tatmin etmedi: sıklık biçimi tek başına birleşim etkisini ortadan kaldırmadı; etki ancak dolgu maddeleri çıkarılıp Hertwig’in önerdiği belirsizliksiz ifadeler kullanıldığında kayboldu. Yazarlar başlarken de bitirirken de aynı fikirde olmadıklarını yazdı. 2021’de bin otuz iki kişilik önkayıtlı bir tekrar çalışması Linda problemini yeniden sınadı: birleşim etkisi tekrarlandı, anlam belirsizliği açıklaması destek bulmadı; ama ikinci bir karakterle etki hiç çıkmadı ve yazarlar bağlam duyarlılığını kaydetti. 2025’te ise 1972 tarihli kurucu makaledeki dokuz problemden sekizi altı yüz yirmi üç kişilik örneklemde tekrarlandı.
Tablo şudur: yanlılık bulguları gerçektir, tekrarlanır ve dilin temizlenmesiyle tümüyle silinmez. Bu, replikasyon krizinin ünlü örneklerinden ayrılır; irade tükenmesi büyük tekrar çalışmalarında küçüldü, Dunning-Kruger etkisinin bir bölümü istatistiksel bir yapıntıyla açıklandı, ama Linda ayakta kaldı (bkz. ”İrade Gücü Tükenen Bir Yakıt mıdır?“ ve ”Dunning-Kruger Etkisi “Cahil Cesareti” Demek midir?“; genel tablo için bkz. ”Psikolojinin “Replikasyon Krizi” Nedir?“). Öte yandan sorunun biçimi performansı büyük ölçüde değiştirir ve bu da tekrarlanan bir bulgudur. Etkinin varlığı ve sunuma duyarlılığı böylece iyi belgelenmiştir; tartışılmaya devam eden şey, aynı verinin hangi cetvelle okunacağı ve hangi süreçten çıktığıdır.
Cetvelin kendisi bir bulgu mu?
Bu noktada bir başka öneri tartışmayı başka bir yere taşıdı. Keith Stanovich ile Richard West 2000’de Behavioral and Brain Sciences’ta bireysel farkları kattı: bir görevde normun verdiği cevabı, bilişsel yeteneği daha yüksek olan katılımcılar daha sık veriyorsa, o normun görev için uygun bir ölçüt olduğu düşüncesi güçlenir; böyle bir ilişki yoksa normun uygunluğu tartışmaya açıktır. Öneri “hangi cetvel” sorusunu ampirik zemine çekti: bazı görevlerde norm kendini savunuyor, bazılarında savunamıyordu.
Gigerenzer çizgisinin ikinci ayağı da buradan okunur. Çalışma arkadaşlarıyla birlikte, bazı tahmin görevlerinde az bilgi kullanan basit kuralların daha karmaşık modellerden daha isabetli tahmin verdiğini bildirdi. Bulgu kestirmelerin nereden geldiği hakkında değil, belirli ortamlarda nasıl performans gösterdiği hakkındadır: bir kuralın hangi koşulda iyi çalıştığı ölçülebilir bir sorudur ve cevap ortama göre değişir. Üçüncü bir açıklama ailesi ise soruyu norm tarafından değil süreç tarafından ele alır. Jian-Qiao Zhu, Adam Sanborn, Nick Chater ve arkadaşlarının Psychological Review’da yayımladığı örnekleme modeli, zihnin olasılıkları hesaplamak yerine olası cevaplardan az sayıda örnek çektiğini varsayar; altta yatan olasılıklarda yanlılık yoktur; ama az sayıda örnekten üretilen yargı bir yanıt önseliyle ortaya doğru çekilir, birleşik bir olay için daha da az örnek çekildiğinde bu çekim büyür ve birleşim yanılgısı dahil bir dizi sistematik sapma kendiliğinden doğar. Sapma vardır; irrasyonel bir mekanizma gerektirmez. Duygu ile aklın karşıtlığı ya da beynin “rasyonel” bir katmanı gibi anlatılar ise bu tartışmanın parçası değildir; ikisinin de ayrı hikâyesi vardır (bkz. ”Duygular Mantığın Düşmanı mıdır?“ ve ”Beynimiz İç İçe Geçmiş Üç Farklı Beyinden mi Oluşur?“).
Sonuç
“İnsan rasyonel bir varlık mıdır?” sorusuna veri “evet” ya da “hayır” demiyor, çünkü soru bir cetvel varsayıyor ve cetvelin kendisi araştırma konusu. Ölçülebilir olan şudur: belirli bir görevde ve sunumla insanların cevabı belirli bir normdan ne kadar uzaklaşır, sunum değişince bu uzaklık ne kadar kapanır. Bu ölçümde tarafların kazandığı ve kaybettiği yerler bellidir. Yanlılık bulgularının gerçek ve dayanıklı olduğu iddiası sınandı ve tuttu; sıklık biçiminin yanılsamaları ortadan kaldırdığı iddiası güçlü hâliyle tutmadı, zayıf hâliyle — performansı önemli ölçüde iyileştirdiği — tuttu. Normun uygulanabilirliğinin göreve göre sorgulanması gerektiği ise artık bir itiraz değil, alanın kendi sorusudur; ve sapmanın hangi süreçten çıktığı sorusu bu ikisinin yanına üçüncü bir soru olarak eklenmiştir. Popüler anlatı, bir cetvelden ölçülmüş sapmaları insan hakkında bir hüküm sanır; düzeltilen mit budur. Sapmalar vardır. “İrrasyonel varlık” onlardan çıkmaz.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı ya da değerlendirme yerine geçmez. Karar verirken yanılmak, sonradan pişman olmak ve bazen kötü seçim yapmak herkesin yaşadığı olağan deneyimlerdir ve tek başına bir ruhsal bozukluk belirtisi değildir. Ancak karar vermekte güçlük sürekli hâle geldiyse, işinizi, eğitiminizi, sağlığınızı ya da ilişkilerinizi belirgin biçimde daraltıyorsa ya da yanında uzun süren kaygı, uykusuzluk ya da keyif alamama gibi durumlar varsa, bunu bir karakter kusuru sayıp beklemek yerine bir ruh sağlığı uzmanına başvurun. İnternette dolaşan yanlılık testleri kişisel bir değerlendirme aracı değildir.
İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Kestirmeler ve yanlılıklar programının kurucu metinleri Amos Tversky ile Daniel Kahneman’ın 1974’te Science’ta ve 1983’te Psychological Review’da yayımlanan makaleleridir. Norm eleştirisinin sınanabilir hâli Gerd Gigerenzer ile Ulrich Hoffrage’ın 1995 tarihli doğal sıklık çalışmasında ve Ralph Hertwig ile Gigerenzer’in 1999’da Journal of Behavioral Decision Making’de yayımlanan birleşim yanılgısı yeniden incelemesindedir. 1996’da Psychological Review’un aynı sayısında Kahneman ile Tversky’nin “bilişsel yanılsamaların gerçekliği” yazısı ve Gigerenzer’in “dar normlar ve belirsiz kestirmeler” yanıtı bulunur. Hasım işbirliği yöntemi bu tartışmaya Barbara Mellers, Ralph Hertwig ve Daniel Kahneman’ın 2001’de Psychological Science’ta yayımlanan çalışmasıyla uygulanmıştır; yöntemin daha eski bir örneği 1988’de Gary Latham, Miriam Erez ve Edwin Locke tarafından kullanılmıştır. Bireysel farkları rasyonellik tartışmasına katan hedef makale Keith Stanovich ile Richard West’in 2000’de Behavioral and Brain Sciences’ta yayımlanan yazısıdır; basit kuralların tahmin başarımı üzerine Gerd Gigerenzer ile Henry Brighton’ın 2009 tarihli “Homo heuristicus” makalesi okunabilir. Örnekleme modeli Jian-Qiao Zhu, Joakim Sundh, Jake Spicer, Nick Chater ve Adam Sanborn’un Psychological Review’da yayımlanan makalesidir (çevrimiçi 2023, cilt 131, 2024). Güncel tekrar çalışmaları Chandrashekar ve arkadaşlarının (Gilad Feldman’ın grubu) 2021’de Meta-Psychology’de ve Lewend Mayiwar ve arkadaşlarının 2025’te Quarterly Journal of Experimental Psychology’de yayımlanan makaleleridir.




