Gündelik dile yerleşmiş psikoloji kelimelerinden biri: “narsist”. Eski sevgililer narsist, patronlar narsist, kendine güvenen insanlar narsist, selfie çeken herkes narsist… Kelime kimi zaman yalnızca “hoşlanmadığım kişi” anlamında kullanılıyor.
Oysa narsisizm, “kendini çok sevmek”ten daha karmaşık bir şey: araştırmalar onu tek bir örüntü olarak değil, farklı yüzleri olan bir özellik kümesi olarak ele alıyor.
Önce ayıralım: özellik mi, bozukluk mu?
İki farklı şeyden bahsediyoruz.
Narsisistik özellikler, bir yelpaze üzerinde hepimizde bir miktar bulunur. Takdir edilmekten hoşlanmak ya da başarıyla gurur duymak insanidir ve tek başına narsisizm sayılmaz.
Narsisistik kişilik bozukluğu ise Amerikan Psikiyatri Birliği’nin sınıflandırmasında (DSM-5-TR) ayrı bir tanıdır ve nüfusun küçük bir azınlığında görülür. Dünya Sağlık Örgütü’nün sınıflandırmasında (ICD-11) ise bu adla ayrı bir tanı yoktur; kişilik bozukluğu şiddet düzeyi ve kişilik özelliği alanlarıyla tanımlanır (bkz. “DSM ve ICD Aynı Şey midir?“). Tanı, belirli ölçütlere dayanan ayrıntılı bir klinik değerlendirmeyle konur. Yani “narsisistik bir davranış sergilemek” ile “narsisistik kişilik bozukluğu olmak” arasında dağlar kadar fark vardır.
Kısacası: bencilce davranan herkes narsist değildir.
Klinik tabloda ne var?
DSM-5-TR’de tanı, büyüklenmecilik, hayranlık ihtiyacı ve empati eksikliğinden oluşan yaygın bir örüntüye dayanır. Ölçütler arasında kendini abartılı biçimde önemli görme, sürekli hayranlık beklentisi, ayrıcalık beklentisi, başkalarını kendi çıkarı için kullanma, empati kurmakta isteksizlik ya da güçlük ve başkalarını kıskanma ya da başkalarının kendisini kıskandığına inanma gibi örüntüler bulunur; tanı için dokuz ölçütten en az beşi aranır.
Dikkat edilmesi gereken nokta: bunlar arada bir yapılan davranışlar değil; yetişkinliğin başından itibaren farklı bağlamlarda görülen, kalıcı ve belirgin sıkıntıya ya da işlev kaybına yol açan örüntülerdir.
Altında hep kırılganlık mı var?
Narsisizmle ilgili yaygın bir açıklama, gösterişli bir dış görünüşün altında kırılgan ya da düşük bir benlik saygısının yattığıdır; psikanalitik kuramdan gelen bu açıklamaya “maske modeli” denir. Araştırmalar bu açıklamayı bütün narsisizm için doğrulamıyor: modeli sınayan çalışmaların bir kısmı destek bulmuş, bir kısmı bu örüntüyü tekrarlayamamıştır. Kişilik araştırmalarında büyüklenmeci narsisizmin bazı ölçümleri genel benlik saygısıyla olumlu ilişkilidir; ilişkinin gücü kullanılan ölçeğe ve ölçülen bileşene göre değişir. Düşük benlik saygısıyla daha yakından ilişkili olan ise kırılgan narsisizmdir.
Klinik tabloda ise benlik değerinin dalgalanması tanımın parçası olabilir: DSM-5-TR’nin alternatif kişilik bozuklukları modeli bu bozukluğu tanımlarken, kendini tanımlamada ve benlik saygısını düzenlemede başkalarına aşırı başvurmayı ve kendini değerlendirmenin abartılı biçimde yüksek, düşük ya da ikisi arasında gidip gelen olmasını sayar.
Eleştiri ya da küçümsenme, bazı narsisistik örüntülerde bir saldırı gibi yaşanabilir; psikanalitik kuram buna “narsisistik yaralanma” der. Tepki öfke, küçümseme, geri çekilme ya da utanç biçiminde olabilir. Araştırmalar narsisizmi saldırganlıkla ilişkili buluyor ve bu ilişki kışkırtma durumlarında daha güçlü; ama bu, narsisistik özellikleri olan herkesin eleştiriye öfkeyle karşılık verdiği anlamına gelmez.
Narsisizmin iki yüzü
Araştırmacılar narsisizmin iki yüzünü ayırır.
Büyüklenmeci narsisizm gösterişli, baskın, kendini öven ve ilgi arayan bir örüntüdür.
Kırılgan narsisizm ise daha içe dönük görünebilir: eleştiriye aşırı duyarlılık, kolay incinme, mağduriyet hissi ve içten içe “aslında hak ettiğim değeri görmüyorum” duygusu. Bu, utangaçlık ya da hassasiyetle aynı şey değildir; ayırt edici olan, bu duyarlılığın ayrıcalık beklentisi ve benmerkezcilikle birlikte görülmesidir.
İki yüz genel nüfusta büyük ölçüde birbirinden bağımsızdır; büyüklenmecilik çok yüksek olduğunda ise kırılganlıkla birlikte görülme eğilimi artar.
Yani narsisizm her zaman gürültülü değildir.
Peki ne DEĞİLDİR?
Şimdi kelimenin nereye yapıştırılmaması gerektiğine bakalım:
Sağlıklı özgüven değildir. Kendine güvenmek tek başına narsisizm göstergesi değildir; ayırt edici olan, kendine güvenin başkalarını küçümseme, ayrıcalık bekleme ve empati eksikliğiyle birlikte görülüp görülmediğidir.
Kendine bakmak değildir. Kendi ihtiyaçlarını gözetmek, dinlenmek, sınır koymak narsisizm değil; sağlıklı benlik bakımıdır.
Bencillik değildir. İnsanlar bazen bencilce davranır. Bu bir kişilik bozukluğu değil, bir davranıştır.
Seninle anlaşmamak değildir. Fikir ayrılığı narsisizm belirtisi değildir.
Kaba ya da kırıcı olmak değildir. Kötü davranan herkes narsist değildir — bazen insanlar sadece kötü davranır.
Selfie çekmek değildir. Tek bir davranıştan narsisizm ya da kişilik bozukluğu sonucu çıkarılamaz. Yine de araştırmalar, bazı sosyal medya davranışlarının — özellikle kendini sunma ve fotoğraf paylaşma — büyüklenmeci narsisistik özelliklerle küçük ile orta arası bir düzeyde ilişkili olduğunu gösteriyor.
Etiketin bedeli
“Narsist” etiketini savurmanın gerçek bir maliyeti var.
Birincisi, birinin anlatısından ya da sosyal medyadaki bir listeden tanı konamaz. Bir kişilik bozukluğu tanısı, kişinin kendisiyle yapılan ayrıntılı bir klinik değerlendirme gerektirir.
İkincisi, etiket bir suçlama aracına dönüşebilir: birini “narsist” ilan etmek, sorunun tamamını tek bir kişiye yüklemenin kolay yolu olabilir ve ilişkideki dinamiklerin konuşulmasını zorlaştırabilir.
Üçüncüsü, kelime her yerde kullanıldıkça anlamını yitirebilir. Bir ilişkide gerçekten örselenmiş biri yaşadığını anlatmaya çalıştığında, “herkes eskisine narsist diyor zaten” diye karşılanma riski doğabilir. Örselenmenin gerçekliği, karşıdaki kişiye bir tanı konmuş olmasına bağlı değildir.
Son olarak, narsisistik kişilik bozukluğu olan insanlar da acı çekebilir; klinik çalışmalar bu tabloda benlik saygısını ve duyguları düzenlemede güçlükler tanımlar. Bu, davranışlarının zararını hafifletmez — ama onları da birer insan olarak görmemizi sağlar.
Peki ne yapmalı?
Hayatında zorlandığın biri varsa, şunlar yardımcı olabilir:
Tanı koymaya çalışma; davranışa bak. Önemli olan kişinin etiketi değil, davranışının sana ne yaptığıdır. “O narsist mi?” sorusu yerine “Bu ilişkide kendimi nasıl hissediyorum, bana ne oluyor?” diye sor.
Sınır koy. Etiketten bağımsız olarak, zararlı davranışa sınır koymak hakkındır. Ama şiddet, tehdit ya da korkutucu bir kontrol varsa önce kendi güvenliğini düşün: yüzleşmeyi tek başına planlamadan önce destek al.
Destek al. Bir uzmanla konuşmak, yaşadığını anlamlandırmana ve ne yapacağına karar vermene yardımcı olabilir.
Sonuç
Narsisizm, sadece kendini beğenmek değildir. Büyüklenmeci ve kırılgan yüzleri olan, ayrıcalık beklentisi ve başkalarına karşı tutumla da ilgili bir özellik kümesidir; altında her zaman kırılgan bir benlik yattığı ise kanıtlanmış bir genel kural değildir. Hepimizde bir miktar bulunan bir özellik ile nüfusun küçük bir azınlığında görülen klinik bir bozukluk arasında büyük bir fark vardır. Ve her zaman gürültülü değildir; daha içe dönük, alıngan bir yüzü de vardır.
Bu kelimeyi doğru kullanmak, aslında ona sahip çıkmaktır. Çünkü herkes narsist olduğunda, kelime hiçbir şey anlatmaz olur.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı ya da tedavi yerine geçmez ve kimseye — kendinize ya da bir başkasına — tanı koymak için kullanılamaz. Kişilik bozukluklarının tanısı ayrıntılı bir klinik değerlendirme gerektirir. Bir ilişkide zorlanıyor, örselendiğinizi ya da güvende olmadığınızı hissediyorsanız, bir uzmandan destek almaktan çekinmeyin; güvenlik desteği almak için karşınızdaki kişiye bir tanı konmuş olması gerekmez. Güvenliğiniz şu anda tehlikedeyse ya da şiddet görüyorsanız 112 aranır. Şiddetle ilgili danışmanlık ve bildirim için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ALO 183 hattına (7 gün 24 saat, ücretsiz) başvurulabilir; kadına yönelik şiddette Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) ve KADES uygulaması da bakanlığın gösterdiği başvuru yolları arasındadır. 112, ambulans, polis, jandarma, itfaiye ve AFAD çağrılarının tamamının karşılandığı tek acil çağrı numarasıdır, ücretsizdir ve 7 gün 24 saat hizmet verir.
İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Narsisistik kişilik bozukluğunun DSM-5-TR’deki tanı ölçütleri, alternatif kişilik bozuklukları modeli ve ICD-11’in kişilik bozukluğunu şiddet düzeyi ve özellik alanlarıyla tanımlayan modeli; büyüklenmeci ve kırılgan narsisizm ayrımı ve iki boyutun ilişkisini inceleyen Emanuel Jauk ve arkadaşlarının bireysel veri meta-analizi; narsisizm ile benlik saygısı arasındaki ilişkiye ve “maske modeli”nin sınanmasına dair Jennifer K. Bosson ve arkadaşlarının derlemesi; narsisistik kişilik bozukluğunda benlik saygısı ve duygu düzenlemeye dair Igor Weinberg ve Elsa Ronningstam’ın klinik derlemesi; narsisizm ile saldırganlık arasındaki ilişkiye dair Sophie Kjærvik ve Brad Bushman’ın meta-analizi; narsisizm ile sosyal ağ davranışı arasındaki ilişkiye dair Timo Gnambs ve Markus Appel’in meta-analizi; klinik kavramların gündelik dilde seyrelmesi ve görülmeden tanı koymanın sakıncaları.




