Şizofreni, hakkında yanlış bilgilerin yaygın olduğu bir ruhsal bozukluktur. Filmlerde “tehlikeli deli” olarak gösterilir, günlük dilde bir hakaret gibi kullanılır, gazete manşetlerinde şiddet haberlerinin yanına iliştirilir.
Bu yanlışların bedelini ise o tanıyla yaşayan insanlar öder: damgalanma, dışlanma, iş bulamama ve yardım istemekten çekinme. O yüzden bu yanlışlardan beşini, olgularla düzeltelim.
Yanlış 1: “Şizofreni, çoklu kişilik demektir”
Bu, kamuoyunda yerleşmiş bir karışıklık. Şizofreni, bir insanın içinde birden fazla “kişilik” olması değildir.
Karışıklığın kaynağı muhtemelen adın kendisi: “şizofreni” kelimesi Yunanca “bölünmüş zihin” anlamına gelir. Ama adı koyan İsviçreli psikiyatrist Eugen Bleuler’in kastettiği “bölünme”, kişiliklerin bölünmesi değildi; düşüncelerin kendi aralarındaki ve duygularla olan bağının bozulmasıydı.
Kastedilen o “çoklu kişilik” durumu ise tümüyle farklı bir tanıdır (dissosiyatif kimlik bozukluğu). İki tanı aynı şey değildir; ama bazı belirtileri benzeşebildiği için klinikte birbirleriyle karıştırılabilirler.
Yanlış 2: “Şizofreni hastaları tehlikelidir”
Bu yanlışın bedeli ağırdır. Gerçek şu: şizofreni tanısı olan insanların büyük çoğunluğu şiddet uygulamaz.
Dahası, bu kişiler şiddete maruz kalma bakımından belirgin bir risk taşırlar; istismara, mağduriyete ve dışlanmaya toplumun geri kalanından daha açıktırlar.
Genel nüfusa göre şiddet riskindeki artış gerçektir, ama mutlak risk düşüktür. Eşlik eden madde kullanımı şiddet riskini belirgin biçimde artırır; madde kullanımı olmadığında da risk genel nüfusa göre bir ölçüde yüksek kalır (bkz. “Ruhsal Rahatsızlığı Olan İnsanlar Tehlikeli midir?”). Ama medya, nadir şiddet olaylarını manşete taşıyıp milyonlarca sıradan hayatı görmezden geldiği için, kafamızda çarpık bir resim oluşur.
Yanlış 3: “Şizofreni kötü ebeveynlikten kaynaklanır”
Geçmişte psikiyatride bu yönde talihsiz kuramlar vardı (“şizofrenojenik anne” gibi) — ve bu fikirler, ailelere yıllarca haksız bir suçluluk yükledi. Aileyi hastalığın kaynağı sayan bu kuramlar bugün terk edilmiştir.
Bugünkü bilgiye göre şizofreninin tek bir nedeni belirlenmemiştir: genetik yatkınlık, beyin gelişimi ve çeşitli çevresel etkenler bir arada rol oynar. Stres, var olan yatkınlığı tetikleyebilir. Çocuklukta yaşanan istismar, ihmal ve benzeri olumsuz yaşantılar ise ileride psikoz görülme olasılığının artmasıyla ilişkilidir; bu bir neden-sonuç kanıtı değil, bir ilişkidir. Aileler suçlu değildir; uygun destek ve bilgiyle iyileşme sürecinde önemli bir destek olabilirler.
Yanlış 4: “İyileşme mümkün değildir”
Bir inanışa göre bir kez şizofreni tanısı alan kişi kaçınılmaz biçimde giderek kötüleşir. Bu doğru değildir.
Gidişat kişiden kişiye çok değişir. Bazı insanlar tek bir dönem yaşayıp toparlanır; birçoğu tedaviyle belirtilerini önemli ölçüde kontrol altına alır; bazıları için ise sürekli bir destek gerekir. Erken tanı ve tedavi, daha iyi bir gidişatla ilişkilidir.
En önemlisi, “iyileşme” (recovery) mutlaka her belirtinin yok olması demek değildir; anlamlı, üretken ve dolu bir hayat sürebilmek demektir. Ve bu, tanıyla yaşayan pek çok insan için mümkündür — çalışırlar, okurlar, sever, evlenir, ebeveyn olurlar.
Yanlış 5: “Şizofreni sadece sesler duymaktır”
Halüsinasyonlar (özellikle işitsel olanlar) ve sanrılar, şizofreninin en görünür belirtileridir; ama tablonun tamamı değildir. Bunlara “pozitif belirtiler” denir — yani normalde olmayanın eklenmesi.
Bir de çok daha az konuşulan, ama günlük hayatı belki daha fazla etkileyen belirtiler vardır. Negatif belirtiler: motivasyonun azalması, duygusal ifadenin donuklaşması, sosyal geri çekilme, konuşmanın azalması. Ve bilişsel belirtiler: dikkat, bellek ve planlama güçlükleri.
Bu ayrım önemli: dışarıdan “tembellik” ya da “ilgisizlik” gibi görünen şey, hastalığın negatif belirtileriyle ilgili olabilir — bir karakter kusuru değil.
Peki neden bu yanlışları düzeltmek önemli?
Çünkü bu mitlerin somut bir bedeli var. Damgalanma, insanları yardım istemekten alıkoyabilir; bu da tanı ve tedavinin gecikmesine yol açabilir. Damga; iş, konut ve sosyal hayattan dışlanmaya yol açar ve yalnızlaştırır.
Oysa şizofreni, dünya genelinde yaklaşık her 300 kişiden birini, toplamda yaklaşık 27 milyon insanı etkileyen bir durumdur. Doğru bilgi, o insanların hayatında doğrudan bir fark yaratır.
Ve dil de önemlidir: “şizofren” değil, “şizofreni tanısı olan kişi” demek. Çünkü kimse tanısından ibaret değildir.
Sonuç
Şizofreni; çoklu kişilik değildir, ailelerin suçu değildir, umutsuz bir gidişat demek değildir ve yalnızca “sesler duymak”tan ibaret değildir. Şizofreni tanısı, bir kişinin tehlikeli olduğu anlamına da gelmez.
Gerçek olan şudur: karmaşık, tedavi edilebilir bir ruhsal bozukluktur — ve onunla yaşayan insanlar korkulacak değil, desteklenecek insanlardır. Bu yanlışları düzeltmek sadece bir bilgi meselesi değil; birinin yardım istemesini kolaylaştırabilen bir insanlık meselesidir.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı ya da tedavi yerine geçmez ve kimseye — kendinize ya da bir yakınınıza — tanı koymak için kullanılamaz. Şizofreni ancak ayrıntılı bir klinik değerlendirmeyle tanınabilir; ilaç tedavisine ilişkin kararlar sizi izleyen hekimle birlikte verilir. Kendinizde ya da bir yakınınızda gerçeklik algısını, düşünceyi ya da davranışı etkileyen değişiklikler belirgin bir sıkıntıya yol açıyor ya da günlük hayatı, işi, ilişkileri zorlaştırıyorsa, beklemeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurun. Kendinize ya da bir başkasına zarar verme ya da yaşamınıza son verme düşünceleri varsa gecikmeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurulur; tehlikenin yakın olduğunu düşünüyorsanız ya da emin değilseniz 112 aranır ya da vakit kaybetmeden en yakın acil servise başvurulur. 112 acil çağrı numarasıdır; ambulans, polis, jandarma, itfaiye ve AFAD çağrılarının tamamı bu tek numaradan ücretsiz ve 7 gün 24 saat karşılanır. Bir yakınınız için endişeleniyorsanız, profesyonel yardıma ulaşmasını kolaylaştırın; bunu yaparken kendi güvenliğinizi tehlikeye atmayın.
İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Eugen Bleuler’in şizofreni kavramı ve Heinz Katschnig’in bu kavramın kamuoyundaki kalıp yargıya dönüşmesine dair tarihsel incelemesi; Martin Dorahy ve arkadaşlarının dissosiyatif kimlik bozukluğuna dair kanıtları derleyen incelemesi; şizofreninin küresel yaygınlığına dair Küresel Hastalık Yükü tahminleri; belirti kümeleri (pozitif, negatif ve bilişsel belirtiler) ve tedavisine dair psikiyatri literatürü; Seena Fazel ve arkadaşlarının psikoz ile şiddet ilişkisine dair meta-analizleri ve mağduriyet oranları üzerine epidemiyolojik araştırmalar; “şizofrenojenik anne” kuramının reddi; Lan Zhou ve arkadaşlarının çocukluk olumsuz yaşantıları ile psikoz arasındaki ilişkiye dair meta-analizi; erken müdahale programları, tedavi edilmemiş psikoz süresi ve iyileşme (recovery) yaklaşımı; ruhsal bozukluklarda damgalanmanın etkileri üzerine çalışmalar.




