“Sinir krizi geçirdi” cümlesini herkes anlıyor. Bir sahne beliriyor: bağırma, ağlama, titreme, kendini kaybetme, belki bir şeylerin kırılması. Cümleyi duyan kimse “ne demek istedin?” diye sormuyor.
Ama sorulsa cevap veremezdik. Çünkü bu ifade bir tabloyu değil, bir görüntüyü anlatıyor — dışarıdan bakanın gördüğü şeyi. Ve aynı görüntünün altından birbirinden çok farklı şeyler çıkabiliyor.
Kısa cevap: hayır
“Sinir krizi” ne Amerikan psikiyatri sınıflandırmasında ne de Dünya Sağlık Örgütü’nün sınıflandırmasında bir tanıdır. Ölçütü yoktur, kodu yoktur, süresi tanımlı değildir. Hiçbir hekim “size sinir krizi tanısı koyuyorum” demez — çünkü diyecek bir şey yoktur.
Buraya kadar sıkıcı. İlginç olan, bunun hikâyenin tamamı olmaması.
Bir zamanlar hekimlerin de sözcüğü vardı
Gündelik dildeki “sinirler” deyimi boşlukta doğmadı. On dokuzuncu yüzyılın sonunda tıp da aynı dili konuşuyordu: Amerikalı bir nörolog 1869’da nevrasteniyi modern bir klinik kategori olarak tanımlayıp yaygınlaştırdı ve sinir sisteminin tükenmesi diye tarif etti. Terim hızla yayıldı — modern hayatın hızına, kentleşmeye ve aşırı zihinsel çalışmaya bağlandı, ve neredeyse her belirtiyi içine alacak kadar genişledi.
Ve bu bir tanıydı. Dünya Sağlık Örgütü’nün sınıflandırmasının önceki sürümünde kendi kodu vardı; güncel sürümde yok, çıkarıldı. Amerikan sınıflandırmasında da ayrı bir tanı olarak yer almıyor. Gerekçeler tek değil: terim bir belirti örüntüsünü adlandırıyor ama neyin yol açtığını söylemiyordu, altındaki tablolar tek tek tanımlanabilir hâle geldi, ve kavramın önemli bir bölümü yeni bir kategorinin içine alındı. Bu kararın her yerde tartışmasız olmadığını da eklemek gerekiyor.
Buradaki asıl ders şu: tıbbın sözcüğü kitaptan çıktı, gündelik dilinki kalmaya devam etti.
Kitapta bir yer var — ama tanı listesinde değil
Amerikan sınıflandırmasının, tanı ölçütlerinin bulunduğu bölümden ayrı bir yeri var: kültür ve psikiyatrik tanı bölümü. Orada kültürel sıkıntı kavramları ele alınıyor. Bu başlık, insanların acıyı, davranış sorunlarını ve zorlayıcı düşünce ve duyguları nasıl yaşadığını, nasıl anladığını ve nasıl anlattığını topluyor. Yani hastalıkların değil, hastalıktan söz etme biçimlerinin listesi. Üç tür ayrılıyor: bir toplulukta tanınan belirti kümeleri, sıkıntıyı anlatmak için kullanılan deyimler, ve sıkıntının nedenine dair yerleşik açıklamalar.
Orada anılan örneklerden biri İspanyolcadaki “sinir atağı” ifadesidir ve bizimkine şaşırtıcı ölçüde benziyor: yoğun bir sıkıntı epizodu, çoğu zaman ağır bir zorlanmanın ardından, kontrolü yitirme duygusuyla. Bu terimin tanılarla ilişkisi de öğretici — bazı epizotlar panik atak ölçütlerini karşılıyor, bazıları karşılamıyor. Halk kategorilerinin, tanıların aksine, standartlaştırılmış ölçütleri ve süre eşikleri olmak zorunda değil.
“Sinir krizi” bu bölümde adıyla anılmıyor. Ama ait olduğu raf burası: tanı değil, sıkıntıyı anlatma biçimi. Bir şeyin hangi kitapta ve o kitabın hangi bölümünde durduğunun neden önemli olduğu ayrıca ele alındı (bkz. “DSM ve ICD Aynı Şey midir?“).
Peki altından ne çıkıyor?
Aynı ifadeyle anlatılan epizotların altında çok farklı şeyler bulunabiliyor, ve hangisi olduğu tedaviyi değiştiriyor.
Bir kısmı panik ataktır — dakikalar içinde tepe yapan yoğun bir korku dalgası ve ona eşlik eden bedensel belirtiler. Bu tablonun neden tehlikeli hissettirdiği ve neden tehlikeli olmadığı ayrı bir yazının konusu (bkz. “Panik Atak Tehlikeli midir?“). Bir kısmı ağır bir olayın hemen ardından gelen akut bir tepkidir; travma sonrası tabloların ne zaman ve kimde yerleştiği başlı başına bir tartışmadır (bkz. “Travma Yaşayan Herkes TSSB Olur mu?“). Bir kısmı aylardır süren bir çökkünlüğün ya da tükenmişliğin görünür hâle geldiği andır. Bir kısmında ise altta yatan bedensel bir neden vardır.
Listenin uzunluğu asıl meseleyi gösteriyor: “sinir krizi” bir cevap değil, bir sorudur. Ad, hangi tablonun bulunduğunu söylemiyor — ve daha kötüsü, söylemiş gibi hissettiriyor. Bu, ifadenin boş olduğu anlamına da gelmiyor: kişinin sıkıntısını nasıl anlamlandırdığını ve nasıl anlattığını söylüyor, ki bu da klinikte işe yarayan bir bilgidir. Yalnızca başka türden bir bilgi.
Terimin kendi sorunu
Bir de sözcüğün taşıdığı yük var. “Sinir krizi” kişinin ne yaşadığını değil, çevrenin ne gördüğünü adlandırıyor — ve içinde sessiz bir yargı taşıyor: sinirlerine hâkim olamadı. Bu, kişiyi bir tablo yaşayan biri olmaktan çıkarıp kendini tutamayan biri hâline getiriyor. Oysa aynı epizot “panik atak geçirdi” ya da “çok ağır bir gün yaşadı” diye anlatıldığında ne bir yargı taşıyor ne de soruyu kapatıyor.
Bunun bedeli ölçülebilir bir şey. Ruhsal rahatsızlıklara yüklenen etiketlerin yardım aramayı nasıl geciktirdiği ayrıca ele alındı (bkz. “Ruhsal Rahatsızlığı Olan İnsanlar Tehlikeli midir?“). Klinik bir terimin gündelik dile yayılıp orada anlamını yitirmesi de tanıdık bir örüntü (bkz. “Paranoya, Birinden Şüphelenmekle Aynı Şey midir?“). “Sinir krizi”nin durumu biraz farklı. İngilizcedeki karşılığı bir dönem tıp yazınında kullanılmış ve eski sınıflandırmalarda, başka bir başlığın altında kodlanabilen bir terim olarak yer almış — ama o sınıflandırmalarda da kendi ölçütleri olan bağımsız bir tanı değilmiş. Sonuç yine aynı yere çıkıyor: sözcük yerinde duruyor, karşılığı yok.
Bu ifadeyle gelen birine ne bakılıyor?
Muayenehanede bu cümle sık duyuluyor ve ilk iş adı tartışmak olmuyor. Sorulan şeyler daha sade: ne oldu, ne kadar sürdü, öncesinde ne vardı, ilk kez mi oluyor, sonrasında ne kaldı. Bedensel belirtiler öndeyse tıbbi nedenler ayrıca değerlendiriliyor.
Bu soruların her biri listeyi daraltıyor. Dakikalar içinde tepe yapıp geçen bir epizot ile saatlerce süren bir çöküş aynı yere gitmiyor; belirgin bir olayın hemen ardından gelen bir tepki ile aylardır biriken bir şeyin taşması aynı şey değil; ilk kez olması ile yinelemesi farklı sorular açıyor. Yani adı bir şey söylemiyor ama çevresi söylüyor.
Yakınlar için de aynı sıra geçerli. Epizodun ortasında doğru adı bulmaya çalışmanın bir yararı yok; yararı olan şey kişinin güvende olması. Yakın ve somut bir kendine zarar verme riski varsa kişiyi mümkünse yalnız bırakmamak gerekiyor — ama ortada saldırganlık ya da fiziksel tehlike varsa kendi güvenliğinizi riske atmadan, güvenli bir mesafeden yardım çağırmak doğrusu. Adlandırma sonraya kalabilir — ama değerlendirme kalmamalı, çünkü aynı görüntünün altındaki tablolar birbirinden çok farklı yollar istiyor.
Sonuç
“Sinir krizi” bir tanı değil. Hiçbir sınıflandırmada ölçütü yok, ve olmaması bir eksiklik de değil: bu ifade bir hastalığı değil, bir sıkıntının nasıl göründüğünü ve nasıl anlatıldığını adlandırıyor.
Bu, yaşananın gerçek olmadığı anlamına gelmiyor. Tam tersi: gerçek olduğu için altına bakmak gerekiyor. Terimin sorunu sahte olması değil, kapatıcı olması — bir cevap gibi durduğu için soruyu bitiriyor.
Bir şeye ad vermek onu anlamakla aynı şey değil. Bazen tam tersini yapıyor: anladığımızı sandığımız için bakmayı bırakıyoruz.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı ya da değerlendirme yerine geçmez. Burada anlatılanlar, bir epizodun adını kendi başınıza koymanız için değil, bu adın tek başına hangi klinik tablonun bulunduğunu neden söylemediğini göstermek için yazılmıştır. Kendinizde ya da bir yakınınızda yoğun sıkıntı epizotları yaşanıyorsa — özellikle yineliyorsa, günlük hayatı, işi ya da ilişkileri belirgin biçimde daraltıyorsa, yahut yanında uzun süren çökkünlük, uykusuzluk ya da bedensel belirtiler varsa — bunu bir karakter meselesi sayıp beklemek yerine bir psikiyatri hekimine ya da klinik psikologa başvurunuz; bedensel belirtiler öndeyse ilk değerlendirme bir hekimindir. Epizodun ortasında doğru adı bulmaya çalışmayınız; önce güvenlik gelir. Kişinin kendine ya da bir başkasına yönelik somut bir zarar riski varsa beklemeyiniz: 112’yi arayınız. 112 ülke genelinde tek acil çağrı numarasıdır; sağlık, itfaiye, polis ve jandarma başta olmak üzere acil yardım çağrılarının tamamı bu numaradan karşılanır.
İleri okuma / kavramsal kaynaklar:
Kültürel sıkıntı kavramları başlığı, bu başlığın üç türü ve tanımı için Amerikan psikiyatri sınıflandırmasının beşinci baskısının gözden geçirilmiş metnindeki kültür ve psikiyatrik tanı bölümü; aynı bölümde anılan “sinir atağı” ifadesinin panik atak ölçütleriyle kısmen örtüşmesi ve halk kategorilerinin belirlenmiş ölçütler taşımaması üzerine bu kavramı doğrudan inceleyen araştırmalar. Nevrasteni teriminin ortaya çıkışı ve sınıflandırmalardan çekilişi için nevrasteniyi 1869’da sistematik bir klinik kategori olarak tanımlayan nörologun kendi yazıları ile bu kategorinin tarihçesini inceleyen çalışmalar. 112’nin tek acil çağrı numarası olarak kapsamı için İçişleri Bakanlığı’nın ve 112 Acil Çağrı Merkezi’nin kendi sayfaları. Kavram olarak halk kategorisi ile tanı kategorisi ayrımı, sıkıntı deyimi, kültürel sendrom, ayırıcı değerlendirme.




