Bir psikoloji bulgusunu birine anlattığınızda alacağınız en yaygın tepki bellidir: “Ee, bunu zaten biliyorduk.”
İtiraz haksız da değil gibi görünür. Fizik atom altı parçacıklardan söz eder, kimya gözle görülmeyen tepkimelerden. Psikoloji ise insanlardan söz eder — herkesin ömrü boyunca izlediği, üzerine düşündüğü, hakkında kanaat sahibi olduğu şeyden. Doğal olarak sonuçlar tanıdık gelir.
Ama bu tanıdıklık hissinin kendisi, psikolojinin en iyi belgelenmiş bulgularından birinin sonucudur. Ve o bulgu tam da şunu söyler: bir şeyi duyduktan sonra onu “zaten biliyordum” sanmak, insanın standart ayarıdır.
1949’da kurulmuş bir tuzak
İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD ordusu, kendi askerleri üzerinde tarihin en kapsamlı araştırmalarından birini yürüttü: yaklaşık 300 çalışma, 600 binin üzerinde görüşme. Sonuçlar savaştan sonra The American Soldier adıyla dört cilt hâlinde yayımlandı. Kitap çıkar çıkmaz eleştiri de geldi: bunca para ve emek, herkesin zaten bildiği şeyleri kanıtlamak için mi harcanmıştı?
Sosyolog Paul Lazarsfeld, 1949’da yazdığı tanıtım yazısında okuruna küçük bir sınav yaptı. Araştırmadan altı bulgu sıraladı ve her birinin yanına, akla ilk gelen açıklamayı da koydu. Örneğin:
Eğitimli askerler, eğitimsizlere kıyasla daha fazla ruhsal belirti gösterdi. (Entelektüelin kırılganlığı, sokaktaki adamın sağlamlığı — çok konuşulmuş bir şey.)
Kırsaldan gelen askerler, şehirlilere göre asker ocağında daha iyi ruh hâlindeydi. (Ne de olsa zorluğa alışkınlar.)
Çatışma sürerken askerler eve dönmeyi, Almanya teslim olduktan sonrakine kıyasla daha çok istiyordu. (İnsanı ölmek istememesinden dolayı suçlayamazsınız.)
Okur bu satırları geçerken başını sallar. Sonra Lazarsfeld cümleyi kurar: Bu ifadelerin altısı da, gerçekte bulunanın tam tersidir. Eğitimsiz askerler daha fazla belirti gösterdi. Şehirliler daha iyi durumdaydı. Ve saire.
Asıl vurucu kısım devamındaydı. Lazarsfeld şunu ekledi: gerçek sonuçları baştan yazsaydık, okur onlara da “bariz” derdi. Yani sorun bulguların basitliğinde değil, “barizlik” iddiasının kendisinde.
Sonradan bariz görme
Lazarsfeld’in sezgisel olarak yakaladığı şey, yirmi beş yıl sonra laboratuvara girdi. Baruch Fischhoff’un 1975 tarihli çalışması bugün alanın klasiklerinden biridir.
Kurgu basitti. Katılımcılara tarihsel bir olay anlatılıyor, sonra dört olası sonuç veriliyor ve her birine olasılık vermeleri isteniyordu. Bir gruba sonucun ne olduğu önceden söylendi ve “bunu bilmiyormuş gibi” tahmin etmeleri istendi. Sonucu bilenler, o sonuca belirgin biçimde daha yüksek olasılık verdi — bilmemeye çalışsalar bile. Fischhoff buna sinsi determinizm adını verdi: olan şey, olduktan sonra kaçınılmaz görünmeye başlıyor.
İki yıl sonra Paul Slovic ile birlikte yaptığı çalışma konumuza doğrudan değiyor. Katılımcılara uydurma bilimsel deneyler anlatıldı ve sonucun tekrarlanma olasılığını tahmin etmeleri istendi. Bir gruba deneyin sonucu söylendi, diğerine söylenmedi. Sonucu bilenler, aynı sonucun yeniden çıkmasını daha olası buldu. Yani bir bilimsel bulguyu duymak, onu hem daha beklenebilir hem de daha sağlam gösteriyor.
Bu etki, psikolojinin son on yılda pek çok bulgusunu sarsan yeniden üretim taramalarından sağ çıkan azınlıktan. Yüzden fazla çalışmayı birleştiren meta-analizlerde ve büyük örneklemli yeni kopyalamalarda tutarlı biçimde görülüyor. bkz. “Psikolojinin “Replikasyon Krizi” Nedir?”
Sağduyunun iki cevabı vardır
Sağduyu neden her sonucu açıklayabiliyor? Çünkü elinde her zaman birbirine zıt iki hazır cevap var.
“Acele işe şeytan karışır” doğrudur. “Sona kalan dona kalır” da doğrudur. “Gözden ırak olan gönülden de ırak olur” ile “ayrılık sevgiyi büyütür” aynı anda kullanılır ve kimse rahatsız olmaz.
Karl Halvor Teigen 1986’da bunu ölçtü. Öğrencilere atasözleri ile bu atasözlerinin tersine çevrilmiş hâllerini verip doğruluk puanı istedi. Sonuç şuydu: bir atasözünün aldığı doğruluk puanı ile onun tersinin aldığı puan arasında hiçbir ilişki yoktu — ikisi de rahatlıkla doğru bulunabiliyordu. Adrian Furnham bir yıl sonra benzer bir örüntü buldu.
Bu, sağduyunun aptal olduğu anlamına gelmez. Sağduyu bir açıklama deposudur ve deposu geniştir. Yapamadığı tek şey, iki makul açıklamadan hangisinin doğru olduğunu önceden söylemektir.
Sitede bunun örnekleri var. “Zıt kutuplar birbirini çeker” bariz gelir; “benzerler birbirini bulur” da bariz gelir. İkisi birden doğru olamaz ve hangisinin doğru olduğunu ancak ölçerek bilirsiniz. bkz. “Zıt Kutuplar Birbirini Çeker mi?” Aynı şey çiftlerin tartışması için de geçerli. bkz. “Tartışmayan Çiftler Daha mı Mutludur?”
Bazen sağduyu haklıdır — sorun orada değil
Yaygın bir yanlış anlama şu: psikoloji, sağduyuyu çürütmek için vardır.
Değildir. Araştırmaların bir kısmı halk bilgisini doğrular. Uykusuz kalmanın dikkati bozduğu, desteğin yası hafiflettiği, cezanın korku ürettiği — bunlar hem sezilir hem doğrudur.
Araştırmanın kattığı şey doğru/yanlış hükmünden ibaret değil. Ne kadar, kimde, hangi koşulda ve ne pahasına sorularının cevabı sağduyuda yoktur. “Beden dili önemlidir” cümlesi doğrudur; “iletişimin yüzde 93’ü beden dilidir” cümlesi ise aynı derecede bariz gelir ve yanlıştır. bkz. “Beden Dili İnsanı Okur mu? (“İletişimin %93’ü” Efsanesi)”
Sağduyunun asıl zaafı da burada görünür: olayları açıklamakta çok iyidir, öngörmekte zayıf. Sonradan her şey yerli yerine oturur; öncesinde hangi kutuya oturacağı belli değildir.
Barizlik hissinin bedeli
Bu his zararsız bir yanılgı değil. Üç yerde fatura çıkarıyor.
Birincisi, araştırmayı gereksiz gösteriyor. “Zaten biliyorduk” diyen kişi, bilmediğini bir daha hiç fark etmiyor.
İkincisi, kendi yargımıza fazla güven veriyor. Geçmişi doğru okuduğunu sanan insan, geleceği de okuyabileceğini sanır.
Üçüncüsü ve en ağırı, başkalarını sonucu bilerek yargılıyoruz. Kötü biten bir kararın, karar anında ne kadar belirsiz göründüğünü artık göremeyiz. Fischhoff’un çizgisini izleyen çalışmalar bunu hekim değerlendirmelerinde ve mahkeme kararlarında gösterdi: kötü sonucu bilenler, aynı kararı daha kusurlu buluyor. Aynı şey gündelik hayatta da işler — “nasıl anlamadın?” diye sorulan kişi, çoğu zaman anlaşılabilecek bir şeyi kaçırmamıştır.
Bir de küçük bir uyarı: barizlik hissi ters yöne de çalışır. Bir bulgu kulağa bariz geldiği için doğru sanılabilir; oysa doğru olup olmadığı ancak veriyle anlaşılır ve her yayımlanan bulgu da sağlam çıkmaz. bkz. “İki Şeyin Birlikte Görülmesi Neden Neden-Sonuç Değildir?”
Sonuç
Psikolojinin bulguları bariz görünür, çünkü zihin duyduğu her sonucu hızla “olması gerekene” çevirir. Bu, bulgunun basit olduğunu değil, insanın sonradan bilme konusunda çok yetenekli olduğunu gösterir.
Test basit ve herkes kendi kendine yapabilir. Bir bulguyu duyduğunuzda “tabii ki” demeden önce şunu deneyin: bulgunun tersini kurun ve ona da bir açıklama bulun. Açıklama üç saniyede geliyorsa, o “tabii ki” bilgiden değil, kolaylıktan geliyordur.
Psikolojinin işi, herkesin bildiğini tekrarlamak değil. Herkesin bildiğini sandığı iki şeyden hangisinin doğru olduğunu söylemek.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; bilimsel yöntem üzerine bir tartışmadır ve kişisel bir değerlendirme yerine geçmez. Burada anlatılan sonradan bariz görme eğilimi herkeste görülen olağan bir zihinsel işleyiştir; bir bozukluk ya da kişisel bir kusur değildir. Metinde adı geçen çalışmalar alanın klasikleri arasında yer alsa da, psikolojideki her bulgunun aynı ölçüde sağlam olmadığını akılda tutmakta yarar var.
İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Paul Lazarsfeld’in 1949’da Public Opinion Quarterly’de yayımlanan ve Samuel Stouffer yönetiminde hazırlanan The American Soldier ciltlerini tanıtırken okuruna kurduğu “altı bulgu” tuzağı; Baruch Fischhoff’un sonucu bilmenin geçmişe dair yargıyı nasıl değiştirdiğini gösteren 1975 tarihli çalışması ve “sinsi determinizm” kavramı; Fischhoff’un Ruth Beyth ile birlikte, insanların kendi geçmiş tahminlerini olay gerçekleştikten sonra yanlış hatırladığını gösteren çalışması; Paul Slovic ve Fischhoff’un, sonucu bilinen bilimsel bulguların daha beklenebilir ve daha tekrarlanabilir görüldüğünü ortaya koyan deneyi; sonradan bariz görme yanlılığının yüzden fazla çalışmayı birleştiren meta-analizlerde ve büyük örneklemli ön kayıtlı kopyalamalarda tutarlı biçimde görülmesi; Karl Halvor Teigen’in atasözleri ile bunların tersine çevrilmiş hâllerinin aynı anda doğru bulunabildiğini gösteren 1986 tarihli çalışması ve Adrian Furnham’ın buna yakın bulguları; bu yanlılığın hekim değerlendirmeleri ve hukuki sorumluluk kararları üzerindeki etkisine ilişkin uygulamalı alanyazın.




