İçeriğe geç
Gelişim Psikolojisi

Akran Zorbalığı Sadece “Çocuk Şakası” mıdır?

Zorbalık iki çocuk arasında geçen bir mesele değil, bir grup ürünü: Salmivalli'nin katılımcı rolleri çerçevesi, ödülü seyircinin verdiğini gösteriyor. Aynı özellikteki çocuk, zorbalığın pekiştirildiği sınıfta hedef oluyor, karşı çıkıldığı sınıfta olmuyor. Peki okul ne yapabilir, ne yapamaz?

Podcast

Bu yazıyı dinle

Podcast metnini göster

Bu yayın akran zorbalığının ardındaki asıl gerçekleri inceleyen kaynakların hızlı bir özetidir. Zorbalığı genelde çocuklar arasında geçen masum bir şaka sanırız ya ama aslında bu tamamen statü kazanmak için sahnelenen çok boyutlu bir güç oyunudur ve hepimizin bunu neden yanlış anladığını şimdi göreceğiz. İlk olarak şunu netleştirelim. Zorbalık kesinlikle iki çocuk arasındaki sıradan bir kavga falan değil. Kurban, kışkırtıcı ve seyirciler gibi tam altı farklı rolün yer aldığı koskoca bir grup performansıdır. Olayı bir tiyatro sahnesi gibi düşünün. Seyirci alkışlamazsa veya izlemezse oyuncu neden sahnede kalsın ki? Yani zorbanın asıl amacı acı vermek değil. İzleyiciden o statü ödünü koparmaktır. Bakın sadece sessizce köşeden izlemek bile zorbaya evet buna izin var mesajını verir. İkinci olarak şu soruya bakalım. Peki bu tiyatro oyunu bittiğinde Herkes hayatına normal mi dönüyor? İnanabiliyor musunuz? İngiltere'de 1958 doğumlu bir kuşağı tam 50 yıl boyunca izleyen o dev çalışma gösteriyor ki bu durum asla o yaşta kalmıyor. Bu insanlar 50 yaşına geldiklerinde bile hem cüzdanlarında hem de psikolojilerinde o ağır hasarı taşımaya devam ediyorlar. Kendi aralarında halledip unuturlar mı? Kesinlikle hayır. Son olarak madem bu hasar kalıcı ve asıl güç de seyircide o zaman bunu nasıl çözeceğiz? Biz yetişkinler genelde ne yapıyoruz? Sen de ona vur ya da kendi aranızda halledin deyip geçiyoruz. Lütfen bu eski tavsiyeleri artık çöpe atın. Ortada çok bariz bir güç eşitsizliği varken zayıfı güçlüyle baş başa bırakmak adaleti sağlamaz. Sadece o ezilmeyi görünmez kılar. Çözüm direkt olarak sınıfın kendisindedir. O sınıftaki gülüşmeler sessizliğe, sessizlik de açık bir itiraza dönüştüğü an zorbalığın sahte ödülü anında yok olur. Kısacası Doğru soru. Bu çocuk neden hedef oldu değil, bu sınıf tüm bu olan bitene neden sessizce seyirci kalıyor olmalıdır?

Bu podcast, yazının içeriği temel alınarak yapay zekâ ile oluşturulmuş ve yayımlanmadan önce editoryal olarak gözden geçirilmiştir. Ayrıntılar için Yapay Zekâ Kullanım Politikası sayfasını inceleyin.

“Çocuktur, şakadır.” “Kendi aralarında hallederler.” “Sen de karşılık ver, bir daha yapmaz.”

Bu üç cümle, akran zorbalığı karşısında en sık kurulan cümleler. Üçü de iyi niyetli olabilir. Ve üçü de aynı hatayı yapar: olan biteni iki çocuk arasında geçen bir mesele sayarlar. Oysa alanyazının son otuz yılda vardığı yer tam tersini söylüyor.

Şakayla zorbalığı ayıran ölçütler — tek yönlülük, tekrar, güç dengesizliği — sitede başka bir yazıda tanımlandı; burada tekrarlamıyorum. bkz. “Kardeş Kıskançlığı Normal midir?” Bu yazının sorusu farklı: zorbalık nerede oluyor ve kim taşıyor?

Zorbalık ikili bir olay değildir

1996’da Christina Salmivalli ve arkadaşları, zorbalığa sınıf düzeyinde baktılar. Buldukları şey, alanın çerçevesini değiştirdi: zorbalık olaylarında yalnızca iki değil, altı rol vardı. Zorbalık yapan ve maruz kalan; bir de yardımcı (fiilen katılan), pekiştirici (gülen, izleyen, tezahürat eden), dışarıda duran ve savunucu.

Bu, terminolojik bir ayrıntı değil. Çerçevenin söylediği şu: zorbalık neredeyse hiçbir zaman gizli yapılmaz. Seyirci önünde yapılır, çünkü ödül seyircidedir. Zorbalık yapan çocuğun aradığı şey çoğu zaman acı vermek değil, statü — ve statüyü veren, izleyen gruptur.

“Hiçbir şey yapmayan” diye bir rol yok

Buradaki en sık yanlış anlama, seyirciyi pasif sanmak. Kalabalıkta kimsenin yardıma koşmaması, bir acil durumda yabancılar arasında görülen ve sorumluluğun dağılmasıyla açıklanan başka bir olgudur. Zorbalıkta işleyen mekanizma o değil.

Fark şurada: zorbalık süregiden ve herkesin birbirini tanıdığı bir grupta olur. Roller kalıcıdır, tekrar tekrar sahneye çıkar. Gülmek pasif bir tepki değil, ödülün ta kendisidir. Sessizce izlemek bile “buna izin var” bilgisini üretir.

Sahneyi somutlaştırmak yardımcı olur. Koridorda birinin çantası düşürülür. Üç kişi güler, beş kişi bakıp yürür, bir kişi eğilip toplar. Bu dokuz kişinin sekizi kendini olayın dışında sayar. Oysa gülen üç kişi ödülü vermiş, bakıp yürüyen beş kişi izni vermiş, eğilen bir kişi ise ikisini de geri almıştır. Olayda seyirci yoktu; sadece farklı katkılar vardı.

Nitekim sınıflar arasında zorbalık sıklığının neden bu kadar değiştiğini araştıran çalışmalar, farkın önemli bir bölümünü sınıftaki savunma ve pekiştirme düzeyiyle açıklıyor. Aynı okulda, aynı yaşta, iki sınıf; birinde zorbalık yaygın, diğerinde seyrek. Aradaki farkı çocukların kişilikleri değil, grubun tepki alışkanlığı taşıyor.

Aynı çocuk, farklı sınıfta farklı sonuç

Bu çizginin en çarpıcı bulgusu şu. Zorbalığa maruz kalma riskini artırdığı bilinen bireysel özellikler var: sosyal kaygı, akran grubunca dışlanmışlık. bkz. “Sosyal Kaygı, Utangaçlıkla Aynı Şey midir?”

Ama bu özelliklerin riski artırması sınıfa bağlı. Zorbalığın pekiştirildiği sınıflarda bu özellikler hedef olmayı belirgin biçimde öngörüyor; zorbalığın karşı çıkıldığı sınıflarda bağ zayıflıyor. Yani “neden ben seçildim?” sorusunun cevabı büyük ölçüde çocukta değil, odada.

Bu, ailelere sık verilen bir öğüdü de anlamsız kılıyor: “biraz daha sosyal ol, kendini sevdirirsin.” Çocuğu değiştirmeye çalışmak, sorunun kaynağını çocukta arar ve çoğu zaman utancı büyütür. bkz. “Suçluluk ile Utanç Aynı Şey midir?”

“Büyüyünce unutur” doğru değil

Zorbalığın “geçici bir çocukluk pürüzü” sayılmasının en zayıf yeri burası.

Kuzey Karolina’da 1.420 çocuğun 9-16 yaşları arasında dört ila altı kez değerlendirildiği ileriye dönük bir çalışma, çocukluktaki psikiyatrik sorunlar ve ailedeki güçlükler hesaba katıldıktan sonra bile, zorbalığa maruz kalanlarda genç yetişkinlikte ruh sağlığı sorunlarının daha sık olduğunu buldu. En yüksek risk, hem maruz kalan hem zorbalık yapan çocuklardaydı.

İngiltere’de 1958 doğumlu bir kuşağı elli yıl izleyen çalışma daha da uzağa baktı: çocuklukta zorbalığa maruz kalmak, elli yaşındaki sosyal ilişki azlığı, ekonomik güçlük ve yaşam kalitesi algısıyla ilişkiliydi. Bunlar ortalamalar ve kimsenin kaderi değil; ama “nasılsa unutulur” cümlesini taşıyacak kadar zayıf da değiller. bkz. “Psikolojik Sağlamlık (Dayanıklılık) Doğuştan mı Gelir?”

Okul ne yapabilir, ne yapamaz

İyi haber: okul temelli programlar işe yarıyor. Kötü haber: sanıldığı kadar değil. Yüzlerce değerlendirmeyi birleştiren meta-analizler, bu programların zorbalık yapmayı yaklaşık beşte bir, maruz kalmayı da benzer oranda azalttığını gösteriyor. Küçümsenecek bir etki değil, ama sorunu ortadan kaldırmıyor.

İşe yarayanların ortak yanı, tek tek çocukları değil sınıfın tepkisini hedeflemeleri. Finlandiya’da geliştirilen ve İngiltere’de 118 okulda, on bin öğrenciyi aşan bir örneklemle rastgele atamalı olarak sınanan program bunun en iyi bilinen örneği; maruz kalma oranlarında anlamlı düşüş sağladı.

Aynı denemenin bir bulgusu da işin zorluğunu gösteriyor ve atlanmamalı: zorbalık yapan, yardımcı ve pekiştirici rolleri azalırken, savunucu rolü artmadı — hatta geriledi. Yani bir sınıfa zarar vermemeyi öğretmek, birbirini savunmayı öğretmekten kolay.

“Kendi aralarında halletsinler” yaklaşımının sorunu da burada. Çatışmada taraflar kendi aralarında halledebilir, çünkü güç yaklaşık eşittir. Zorbalıkta eşit değildir — tanımı gereği. Tarafları baş başa bırakmak dengesizliği ortadan kaldırmaz, yalnızca görünmez kılar. Bu, ergenlikteki her sürtüşmeyi sorun saymak anlamına gelmiyor; ikisini ayırmak mümkün. bkz. “Ergen İsyanı Kaçınılmaz mıdır?”

İşe yaramayan iki şey de belli. Birincisi görmezden gelmek: öğretmenlerin dörtte biri bazı zorbalık türlerini fark etmediğini bildiriyor, bu yüzden “bize gelmedi, demek ki yok” geçerli bir ölçüt değil. İkincisi “sen de karşılık ver” öğüdü; bu, güç dengesizliği tanımı gereği zaten kaybedilecek bir kavgaya davettir ve çocuğu ikinci kez yalnız bırakır.

Sonuç

Akran zorbalığı bir şaka değil, ama basit bir kötülük hikâyesi de değil. Bir grup ürünüdür ve ürettiği yer sınıftır.

Bunun pratik sonucu iyimser sayılır: grup, çocuğun mizacından çok daha kolay değişir. Bir sınıfta gülmenin yerini sessizlik, sessizliğin yerini bir cümle aldığında ödül ortadan kalkar. Ve ödül kalktığında davranış, kimseyi “iyileştirmeye” gerek kalmadan azalır.

O yüzden doğru soru “bu çocuk neden hedef oldu?” değil. “Bu sınıf, olan bitene ne yapıyor?”


Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; değerlendirme, tanı ya da hukuki danışmanlık yerine geçmez ve bir kontrol listesi olarak kullanılamaz. Metindeki araştırma bulguları grup ortalamalarına dayanır; hiçbir çocuğun durumu hakkında öngörü sağlamaz. Zorbalığa maruz kalmak çocuğun kusuru, zayıflığı ya da “kendini sevdirememesi” değildir. Çocuğunuzun zorbalığa maruz kaldığından şüpheleniyorsanız — okula gitmek istememe, açıklanamayan bedensel yakınmalar, eşyalarının kaybolması, uyku ve iştah değişiklikleri, içe kapanma gibi işaretlerle birlikte — durumu çocukla suçlayıcı olmayan bir dille konuşun ve okulun rehberlik servisiyle yazılı olarak temasa geçin; sonuç alınamazsa İl/İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’ne başvurulabilir. Fiziksel şiddet, cinsel içerikli davranış ya da çocuğun güvenliğinin tehlikede olduğu durumlarda Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ALO 183 hattı yedi gün yirmi dört saat açıktır ve yurt içinden aramalar ücretsizdir. Çocuğunuzda süregiden kaygı, çökkünlük, kendine zarar verme düşüncesi ya da belirgin işlev kaybı gözlüyorsanız bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurun; bunlar beklenip geçmesi umulacak belirtiler değildir.

İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Christina Salmivalli, Kirsti Lagerspetz, Kaj Björkqvist, Karin Österman ve Ari Kaukiainen’in 1996’da Aggressive Behavior’da yayımlanan ve zorbalığı bir grup süreci olarak ele alarak katılımcı rollerini (yardımcı, pekiştirici, dışarıda duran, savunucu) tanımlayan çalışması; Salmivalli, Marinus Voeten ve Elisa Poskiparta’nın sınıf düzeyinde savunma ve pekiştirmenin zorbalık sıklığıyla ilişkisini gösteren araştırması; Antti Kärnä ve arkadaşlarının, sosyal kaygı ve akran reddi gibi bireysel risk etkenlerinin zorbalığın pekiştirildiği sınıflarda daha güçlü biçimde hedef olmayı öngördüğünü bulan çalışması; Finlandiya’da geliştirilen KiVa programı ile bu programın 118 okul ve on binden fazla öğrenciyle yürütülen İngiltere denemesi ve denemenin savunucu rolüne ilişkin beklenmedik bulgusu; Maria Ttofi ile David Farrington’ın okul temelli önleme programlarının etkisini ölçen meta-analizi ve Hannah Gaffney’nin katıldığı güncellemesi; William Copeland, Dieter Wolke, Adrian Angold ve Jane Costello’nun 1.420 çocuğu izleyerek yetişkinlik sonuçlarına bakan 2013 tarihli çalışması; Ryu Takizawa, Barbara Maughan ve Louise Arseneault’nun 1958 İngiliz doğum kuşağını elli yıl izleyen araştırması; ve zorbalığın tanımını kuran çizginin kurucusu olarak Dan Olweus’un çalışmaları.

Bir soru sor veya yorum bırak

E-posta adresiniz yayımlanmaz. Yorumlar onaylandıktan sonra görünür.