Şöyle bir haber başlığı görürsün: “Araştırma: Kahvaltı yapanlar daha başarılı.” Ya da “Kitap okuyan çocuklar daha mutlu.” Ya da “Sosyal medya kullanımı depresyonu artırıyor.”
Bu cümleler kulağa bilimsel gelir ve çoğu zaman gerçek bir araştırmaya dayanır. Ama neredeyse hepsinde aynı sessiz sıçrama yapılır: İki şeyin birlikte görülmesi, birinin diğerine yol açtığı biçiminde okunur.
Bu, popüler psikolojideki yanlış bilgilerin belki de en büyük tek kaynağı. Ve iyi haber şu: Bunu fark etmek için istatistik bilmeye gerek yok; birkaç basit soru yeterli.
Zihnimiz neden hemen neden arar?
İnsan zihni boşluk bırakmaz. Peş peşe gelen iki olay gördüğünde aralarında bir bağ kurar ve buna bir hikâye giydirir. Bu, çoğu zaman hızlı ve işe yarar bir yetenektir; gündelik hayatta karar vermemizi kolaylaştırır.
Ama aynı kolaylık, kolayca yanılmamıza da yol açar. Bir sıralama gördüğümüzde “demek ki bu şunu yaptı” demek, zihnimize “burada bir bağ olmayabilir” demekten çok daha doğal gelir.
Üstelik hikâye ne kadar makul kurulabiliyorsa, o kadar ikna edici olur. “Kahvaltı yapmak enerji verir, enerji başarı getirir” cümlesi mantıklı görünür — ama makul görünmek, doğru olmakla aynı şey değildir.
Birlikte görülüyorsa, dört ihtimal vardır
A ile B’nin birlikte gittiğini gördüğümüzde, aslında önümüzde dört olasılık durur.
1. A gerçekten B’ye yol açıyordur. Aradığımız açıklama bu, ama sadece bir tanesi.
2. Aslında B, A’ya yol açıyordur. Yön ters olabilir.
3. Üçüncü bir şey ikisine birden yol açıyordur. A ile B arasında hiçbir doğrudan bağ olmayabilir.
4. Rastlantıdır. Yeterince çok değişken karşılaştırıldığında, hiçbir anlamı olmayan ilişkiler kaçınılmaz olarak ortaya çıkar.
İlk seçeneği otomatik olarak seçmek, diğer üçünü hiç düşünmemek demektir.
En çok gözden kaçan: Yön
İkinci ihtimal, özellikle ruh sağlığı konularında sürekli atlanır.
“Düzenli spor yapanlarda depresyon daha az” bulgusunu ele alalım. Akla gelen ilk yorum, sporun depresyonu azalttığıdır. Ama tam tersi de bu bulguyu üretir: Depresyon, kişinin hareket etme isteğini ve enerjisini azaltır (bkz. “Depresyonda Önce Hareket mi Gelir, Motivasyon mu?”). Yani daha az spor yapıyor olmak, depresyonun nedeni değil sonucu olabilir.
Bu iki açıklama, aynı veriye eşit derecede uyar. Veriye bakarak hangisinin doğru olduğunu söyleyemezsin.
Aynı sorun pek çok yerde karşımıza çıkar. “Terapiye gidenler daha kaygılı” bulgusu, terapinin kaygı yarattığını göstermez; kaygılı insanların terapiye gitme ihtimalinin daha yüksek olduğunu gösterir. Bu kadar basit bir tersine çevirme, çoğu zaman hiç yapılmaz.
Üçüncü değişken: Görünmeyen ortak neden
Üçüncü ihtimal en sinsi olanıdır, çünkü ilişki gerçektir — ama nedeni başkadır.
Klasik örnek: Dondurma satışlarının arttığı dönemlerde boğulma vakaları da artar. Aralarında bir bağ vardır, ama dondurma kimseyi boğmaz. İkisine birden yol açan üçüncü şey yaz mevsimidir.
Psikolojide de bu her yerde karşımıza çıkar. “Evinde çok kitap olan çocuklar daha başarılı” bulgusunu düşün. Kitapların sayısı mı başarıyı getiriyor? Muhtemelen hayır. Kitap sayısı, ailenin eğitim düzeyi, ekonomik durumu ve çocukla kurduğu ilişki gibi bir dizi şeyin göstergesidir. Rafa kitap dizmek tek başına bir şey değiştirmez.
Bir de “kimin o grupta olduğu” meselesi var. Bir etkinliğe katılanlar zaten belirli özellikleri taşıyan insanlardır; sonuçtaki farkın ne kadarı etkinlikten, ne kadarı katılanların baştaki farkından gelir — bunu ayırmadan konuşmak yanıltıcıdır.
Peki nedenselliği ne gösterir?
Buradaki temel araç, katılımcıların gruplara rastgele dağıtıldığı deneylerdir.
Mantığı basit ve zariftir: Kimin hangi gruba gireceğine yazı tura benzeri bir yöntemle karar verilirse, iki grup baştan birbirine benzer hâle gelir — yaş, gelir, kişilik, sağlık, motivasyon ve aklına gelmeyen yüzlerce etken dahil. Sonrasında ortaya çıkan fark, makul biçimde uygulamaya bağlanabilir.
Rastgele atama yapılamadığında da yapılabilecek şeyler var: aynı kişileri yıllar boyunca izlemek, olası üçüncü değişkenleri hesaba katmak, doğal olarak oluşmuş karşılaştırma gruplarından yararlanmak. Bunlar tabloyu güçlendirir ama tek bir çalışmanın kesin cevap vermesini beklemek yine de doğru olmaz.
Korelasyonu çöpe atmayalım
Buradan “ilişkisel araştırmalar değersizdir” sonucu çıkarmak da bir hata olur.
Bazı sorularda rastgele atama zaten mümkün değildir: Kimseyi rastgele seçip travmaya, yoksulluğa ya da kayba maruz bırakamazsın. Bu konularda bildiğimiz her şey, gözleme dayalı çalışmalardan gelir.
Ayrıca ilişkiler, araştırmanın başlangıç noktasıdır: Önce bir örüntü fark edilir, sonra üzerine gidilir. Sorun korelasyonun kendisinde değil; korelasyonu nedensellik gibi sunmakta.
Bir başlık okurken ne sormalı?
Pratik olarak dört soru işini görür:
- Karşılaştırma grubu var mı? Sadece bir gruba bakıp “işe yaradı” demek yeterli değildir.
- Kim hangi gruba nasıl girdi? Kendi seçtiyse, gruplar baştan farklıdır.
- Ters yön mümkün mü? Cümleyi tersine çevir ve hâlâ mantıklı mı bak.
- İkisine birden yol açabilecek bir şey var mı? Yaş, gelir, eğitim, sağlık, mevsim…
Bir de beşincisi: Fark ne kadar büyük? Gerçek bir ilişki bile pratikte önemsiz kalacak kadar küçük olabilir.
Sonuç
İki şeyin birlikte görülmesi, aralarında bir bağ olduğunu gösterir; ama hangisinin diğerine yol açtığını, hatta böyle bir yol olup olmadığını göstermez. Yön ters olabilir, ikisine birden yol açan görünmez bir üçüncü etken olabilir, ya da bu tümüyle rastlantı olabilir.
Bu ayrımı bilmek, psikoloji haberlerini okumanın en kullanışlı aracıdır. Çünkü popüler psikolojideki iddiaların büyük bölümü yeni bir keşiften değil, eski bir sıçramadan doğar: birlikte görülen iki şeyin biri diğerinin sebebi sayılmasından.
Bir sonraki “araştırmaya göre…” başlığında şunu sor: Bu gerçekten bir neden mi, yoksa yalnızca bir arada duran iki şey mi?
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı, tedavi ya da kişisel danışmanlık yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili kararları tek bir araştırma haberine dayanarak vermeyin; ilaç ve tedavi kararları yalnızca hekiminizle birlikte alınmalıdır.
İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Korelasyon ile nedensellik arasındaki ayrım ve ilişkisel bulguların yorumlanmasındaki sınırlar; ters nedensellik (reverse causation) ve ruh sağlığı araştırmalarında yönün belirsizliği; karıştırıcı değişken (confounding) kavramı ve üçüncü değişken açıklamaları; seçilim yanlılığı (selection bias) ve grupların baştan farklı olmasının sonuçlara etkisi; rastgele atamanın (randomizasyon) karıştırıcıları dengeleme işlevi ve rastgele kontrollü deneylerin nedensellik çıkarımındaki yeri; boylamsal tasarımlar ve doğal deneylerin katkısı; çok sayıda değişkenin karşılaştırıldığı analizlerde rastlantısal ilişkilerin ortaya çıkması; etki büyüklüğü kavramı ve istatistiksel anlamlılık ile pratik önem arasındaki fark.




