“İnsanlar kayıpları kazançlardan daha ağır hisseder.” “İnsanlar çoğunluğa uyar.” Popüler psikoloji yazılarının en sık kurduğu cümle kalıbı bu ve içinde sessiz bir iddia taşıyor: ölçülen şey insanın kendisidir.
Peki ölçüm kimin üzerinde yapıldı?
Örneklem, dünyanın küçük bir köşesinden
2010’da yayımlanan ve alanda hâlâ tartışılan bir derleme, davranış bilimlerinin dayandığı katılımcı havuzunu tarif etmek için bir kısaltma önerdi: WEIRD — İngilizce baş harflerinden: Batılı, eğitimli, sanayileşmiş, zengin ve demokratik toplumlardan gelen katılımcılar. Kısaltma İngilizcede “tuhaf” demek ve seçilmesinin nedeni de bu: derlemenin iddiası, bu grubun insanlığı temsil etmediği değil yalnızca; birçok ölçümde dağılımın ucunda durduğu. Ortalamayı temsil etmeyen bir gruptan ortalama insan hakkında sonuç çıkarılıyor.
Havuzun nasıl oluştuğu bunu açıklıyor. Katılımcılar çoğunlukla dersi alan üniversite öğrencileri arasından toplanır: ulaşması kolay ve ucuzdur. Araştırma bütçesinin yoğunlaştığı ülkeler de sınırlı. İki eğilim üst üste bindiğinde, “insan davranışı” hakkındaki birikim birkaç ülkenin birkaç kampüsünde toplanıyor.
Sayılar bunu destekliyor. 2008’de yayımlanan ve altı önde gelen derginin beş yıllık üretimini tarayan inceleme, yazarların yüzde yetmişten fazlasının, örneklemlerin ise yaklaşık üçte ikisinin dünya nüfusunun yüzde beşini oluşturan tek bir ülkeden geldiğini gösterdi; örneklemlerin yüzde doksan altısı Batılı sanayileşmiş ülkelerdendi. On yıl sonra, 2018’de yayımlanan ve tek bir derginin 2014 yılındaki bütün üretimini kodlayan bir başka inceleme benzer bir tablo buldu: dört yüz elli örneklemin yarısı Amerika Birleşik Devletleri’nden geliyordu ve coğrafi kökeni belirlenebilenlerin yaklaşık yüzde yetmiş biri İngilizce konuşulan ülkelerdendi.
Asıl mesele farklılık değil, hangi uçta durduğumuz
Buraya kadarı kulağa “kültürler farklıdır” gibi geliyor ve o kadar da yeni değil. Derlemenin asıl iddiası daha rahatsız edici: bazı ölçümlerde Batılı üniversite öğrencileri ortalama bir insan grubu değil, en uçtaki grup.
Paylaşım ve adalet davranışı bunun en çok çalışılmış örneklerinden biri. Bu sitede daha önce ele alınan, on beş küçük ölçekli toplulukta yürütülmüş bir çalışma, laboratuvar oyunlarındaki “âdil pay” davranışının topluluktan topluluğa belirgin biçimde değiştiğini göstermişti (bkz. ““El Âlem Ne Der?”: Utanç Bizi Nasıl Yönetir?“). Gelirin iyi oluşla ilişkisinde de benzer bir durum var: ilişkinin biçimi dünya bölgelerine göre farklılaşıyor (bkz. “Para Mutluluk Getirir mi?“).
Onlarca yıl boyunca bu iddianın ders kitabı örneği başkaydı: çizgi uzunluğu yanılsaması. Dik açılı yapılar arasında büyüyenlerin yanılsamayı güçlü, farklı görsel çevrelerde büyüyenlerin zayıf gördüğü bildirilmiş, buradan “görme bile kültürel bir yan ürün olabilir” sonucu çıkarılmıştı.
Tam da bu örnek 2025’te alanın önde gelen bir kuram dergisinde yeniden ele alındı. İnceleme, kültürel farklılığın kendisine ilişkin kanıtın tutarsız olduğunu, özgün çalışmaların yöntemsel sorunlar taşıdığını ve sonuçların sonraki kaynaklarda yanlış aktarıldığını savundu; itirazın başka birkaç yanılsama için de geçerli olduğunu ekledi. Tartışma kapanmış da değil. 2025’te, kırsal bir Afrika topluluğu ile Batılı kentli gruplar arasında çeşitli yanılsamalarda büyük farklar bildiren yeni bir çalışma dolaşıma girdi — henüz hakem sürecini tamamlamamış bir ön baskı. 2026’da yayımlanan bir yazı ise çevresel açıklamayı, bu yeni bulguları açıklamak üzere ve açıkça bir hipotez olarak yeniden önerdi.
Bu tartışma yazının tezini çürütmüyor, yanına ikinci bir soru koyuyor — ve ikisi karıştırılmamalı. Genelleme sorusu: sağlam bir bulgu hangi nüfuslara uzanıyor? Sağlamlık sorusu: ortaya konan farkın kendisi güvenilir biçimde gösterilmiş mi? Yanılsama tartışması ikinci soruya ait; bu yazının konusu birincisi. Ama sıraları belli: bir bulgunun kime kadar uzandığını sormadan önce, bulgunun kendisinin ne kadar sağlam olduğunu ayırmak gerekiyor.
Adres yazılmıyor
İkinci sorun örneklemin dar olması değil, darlığın yazılmaması. Aynı incelemede örneklemlerin yüzde on birinde katılımcıların hangi ülkeden geldiği makaleden çıkarılamıyordu; makalelerin büyük bölümü cinsiyet dışında bilgi vermiyordu.
İyi uygulamanın nasıl göründüğü belli: örneklemin neden bu örneklem olduğunun yazılması, iddianın örneklemi aşmaması ve genelleme sınırının bulgunun yanına konması. Zor işler değil; yaygın olmamalarının nedeni teknik değil alışkanlık.
Sonuç şu: çalışma tek bir ülkedeki üniversite öğrencileriyle yapılıyor, ama sonuç cümlesi “katılımcılar” değil “insanlar” diyor. Sınır bir yere yazılmadığı için, sınırın olmadığı sanılıyor. Bu sitede yayımlanan yazılarda o sınırı defalarca yazmak zorunda kaldık — bulguların ağırlıkla Batılı nüfuslardan geldiği, ölçeklerin İngilizce konuşan gruplarda geliştirildiği, bir tablonun kültürden kültüre değişebileceği (bkz. “Boşanma Çocuklarda Kalıcı Hasar Bırakır mı?“). Her seferinde sınırı yazdık ama adını koymadık. Adı bu.
Çeviri, denklik demek değil
Üçüncü katman en az konuşulanı. Bir ölçek Türkçeye çevrildiğinde aynı şeyi ölçtüğü kendiliğinden doğru olmuyor. Maddelerin aynı yapıyı ölçüp ölçmediği ayrı bir sınamanın konusudur ve bu sınama seyrek yapılıyor. Verisi açık olan dört yüz yirmi altı psikoloji makalesini tarayan bir inceleme, bunların doksan altısında gruplar, koşullar ya da zaman noktaları arasında yapılmış dokuz yüz yirmi dokuz ölçek karşılaştırması saptadı; yalnızca yüzde dördünde denklik sınanmıştı. Ekip, verisi buna elverişli olan yüz yetmiş dört karşılaştırmayı kendisi sınadığında yeterli denklik yalnızca yüzde yirmi altısında çıktı. Bir kişilik modelinin farklı kültürlerde aynı ölçme özellikleriyle çalışıp çalışmadığının hâlâ açık bir soru olması bu yüzden (bkz. “Her Kişilik Testi Bilimsel midir? (MBTI ve Beş Faktör)“).
Türkiye bu tablonun neresinde? Ne “WEIRD” tanımının içinde ne de karşılaştırma için kullanılan küçük ölçekli topluluklar arasında. Bu iki yönlü bir belirsizlik doğuruyor: bir bulgunun buraya uzandığı da uzanmadığı da gösterilmiş değil. Türkçe uyarlama çalışmaları var ve bir bölümü ölçme denkliğini de sınıyor. Ama hangi alanda kaç bulgunun Türkiye’de doğrudan sınandığını gösteren bir sayım yok. Bu yüzden “Türkiye’de de böyle” cümlesi de, “Türkiye’de böyle değil” cümlesi de çoğu zaman kanıttan önce kuruluyor.
Düzeliyor mu?
Kısmen. Aynı altı dergi 2014-2018 için yeniden tarandığında Amerika kaynaklı yazar ve örneklem oranı yüzde altmışın biraz üzerine inmişti — düşüş gerçek ama yavaş. Aynı inceleme, dünya nüfusunun yüzde seksen dokuzunun bu dergilerde hâlâ temsil edilmediğini ve çoğunluk dünyasından gelen yazar ve örneklemlerin yüzde dört-beş düzeyinde kaldığını bildirdi.
Tezi zayıflatan bulgular
Üçünü kaydetmek gerekiyor. Birincisi: WEIRD kısaltmasının kendisi kaba bir kategori. Birbirinden çok farklı ülkeleri tek torbaya koyuyor ve geri kalan herkesi “WEIRD olmayan” diye tek bir artık kümeye indiriyor — bu da eleştirdiği genellemenin bir başka biçimi.
İkincisi: her bulgu kültürden kültüre savrulmuyor. Bazı temel algı, bellek ve öğrenme bulguları geniş bir yelpazede benzer çıkıyor. “Örneklem dardı” demek, “bulgu yanlıştır” demek değil; bilinmeyeni işaretlemek demek. Eleştirinin popüler kullanımı çoğu zaman bunu atlayıp her bulguyu birden geçersiz sayan bir kestirmeye dönüşüyor.
Üçüncüsü: bu eleştiri de aynı kurumlardan, aynı dergilerde ve aynı dilde yapılıyor. İnternet üzerinden toplanan büyük havuzlar coğrafyayı bir ölçüde genişletti, ama kendi çarpıklıklarını getirdi: küçük ödeme karşılığı anket dolduran ve bu işi düzenli yapan bir grup da dünya nüfusunun temsilcisi değil.
Sonuç
Bu, psikolojinin güvenilmez olduğu anlamına gelmiyor. Tekrarlanabilirlik ayrı ve daha önce ele alınmış bir tartışma (bkz. “Psikolojinin “Replikasyon Krizi” Nedir?“); bu yazının sorduğu soru bulgunun sağlamlığı değil, kime kadar uzandığı.
Pratik karşılığı da sade. Bir psikoloji bulgusunu okurken sorulacak soru “doğru mu?” değil yalnızca; “kimde ölçüldü ve bana kadar uzanıyor mu?” da. Bu ikinci soru, bulguyu reddetmenin değil, yerine oturtmanın sorusu. Bir ilacın hangi yaş grubunda denendiğini sormak nasıl ilaca güvensizlik değilse, bir bulgunun hangi grupta ölçüldüğünü sormak da bilime güvensizlik değil.
Çünkü bir cümlenin öznesi “insanlar” olduğunda, o öznenin kimlerden oluştuğu artık bir ayrıntı değil, iddianın yarısıdır.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır ve tek tek araştırmaların değerini yargılamak için bir ölçüt sunmaz. Burada anlatılan sınır, bir bulgunun yanlış olduğu anlamına gelmez; hangi gruba kadar uzandığının bilinmediği anlamına gelir. Kendi durumunuza ilişkin bir karar alırken, genel bir araştırma bulgusunu tek başına dayanak yapmak yerine, sizi tanıyan bir uzmanla konuşmak daha güvenilirdir.
İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Davranış bilimlerinin katılımcı havuzunu tarif etmek için WEIRD kısaltmasını öneren ve Batılı örneklemlerin birçok ölçümde dağılımın ucunda durduğunu savunan Joseph Henrich, Steven Heine ve Ara Norenzayan’ın 2010 tarihli derlemesi; altı önde gelen derginin örneklem ve yazar dağılımını çıkaran Jeffrey Arnett’in 2008 tarihli incelemesi ile aynı dergilerin 2014-2018 dönemi için yeniden tarandığı ve düşüşün yavaşlığını bildiren Amber Thalmayer, Cecilia Toscanelli ve Arnett’in devam çalışması; tek bir derginin bir yıllık üretimini örneklem coğrafyası ve demografik bilgi bildirimi bakımından kodlayan Mostafa Salari Rad, Alison Jane Martingano ve Jeremy Ginges’in 2018 tarihli incelemesi; görsel yanılsamalara verilen tepkilerin görsel çevreye göre değiştiğini bildiren kültürlerarası algı çalışmaları geleneği ile bu geleneği yeniden inceleyip kültürel farklılığa ilişkin kanıtın tutarsızlığını, yöntemsel sorunları ve sonraki kaynaklardaki yanlış aktarımı savunan Dorsa Amir ve Chaz Firestone’un 2025 tarihli değerlendirmesi ile tartışmanın açık kalmasını sağlayan güncel kanıt — kırsal bir Afrika topluluğu ile Batılı kentli gruplar arasında çeşitli yanılsamalarda büyük farklar bildiren ve henüz hakem sürecini tamamlamamış 2025 tarihli ön baskı ile bu bulguları açıklamak üzere çevresel mekanizmayı hipotez olarak yeniden öneren Rudiger von der Heydt’in 2026 tarihli yazısı; psikoloji araştırmalarında ölçme değişmezliğinin ne sıklıkta sınandığını dört yüz yirmi altı makale üzerinden inceleyen Esther Maassen ve arkadaşlarının sistematik derlemesi; ve WEIRD çerçevesine yöneltilen eleştiriler — kategorinin kaba olduğu, “WEIRD olmayan” kümesinin kendisinin bir genelleme ürettiği ve çeşitlilik tartışmasının da aynı merkezden yürütüldüğü yönündeki tartışmalar.




