Türkçede bu ikisi için iki ayrı sözcük var ve gündelik dil onları ahlaken ayırmış durumda. “Gıpta ettim” demek kolaydır, hatta bir iltifat gibi durur. “Haset ettim” demek zordur; itiraf gibi çıkar ağızdan.
Ama sözcüklerin ayrı olması, arkalarındaki duyguların da ayrı olduğunu göstermez. Belki iki duygu var. Belki tek bir duygu var ve biz onun ahlaken kabul edilebilir bulduğumuz hâline ayrı bir ad veriyoruz. Bu, alanda hâlâ tartışılan bir soru — ve tuhaf olan şu: Türkçe, tartışmanın iki tarafına birden malzeme veriyor.
Türkçenin fazladan bir sözcüğü var
Önce sınırı çizelim: haset kıskançlık değildir. Kıskançlık elimizdekini birine kaptırma korkusudur ve üç taraf ister; haset ise elimizde olmayan bir şeyin başkasında olmasıdır ve iki taraf yeter. Bu ayrım sitede ayrıca kuruldu (bkz. “Kıskançlık Sevginin Kanıtı mıdır?“).
Bu yazının sorusu hasedin içinde. Alanda yaygın bir görüş, hasedin iki türü olduğunu söylüyor. İyicil haset kişiyi yukarı çekiyor: aradaki farkı kendini yükselterek kapatma isteği doğuruyor. Kötücül haset ise ötekini aşağı çekiyor: üstteki kişinin konumuna zarar verme isteği. Aynı acı, iki farklı yön.
Bu görüşün ilk kanıtlarından biri dilden geldi. Kimi diller hasedi tek sözcükle karşılıyor — İngilizce, İspanyolca, İtalyanca. Kimileri ikiye ayırıyor: Hollandaca, Lehçe, Tayca. Türkçe o listede yok. Ama ölçeğin 2017’de yapılan Türkçe uyarlaması iki boyutu doğrudan haset ve gıpta diye karşıladı; gerekçesi de o güne dek kullanılan ölçeklerin hasedin yalnızca kötücül yanını ölçmesi, Türkçede gıpta denen güdüleyici yanı ölçmemesiydi. Sözcüklerin ayrı olduğu bir dilde insanlara iki türü ayrı ayrı hatırlatıp anlattırdığınızda, anlatılan yaşantılar da ayrışıyor.
Peki bu iki duygu mu, bir duygu mu?
Alanın öteki kanadı bu tabloya itiraz ediyor ve tartışma yeterince ciddi ki iki taraf 2020’de aynı dergide karşılıklı bir derleme yazdı: her soruyu önce bir kanat, sonra öteki cevapladı.
İtiraz eden görüşe göre haset tek bir duygudur: yukarı doğru bir karşılaştırmanın ürettiği acı. Bu acı hasmane bir yapıdadır, ama sonuçları hasmane olmak zorunda değildir — kişi aradaki farkı kapatmanın birçok yolunu bulabilir ve bunların çoğu zarar vermeyen yollardır. Bu kanada göre “iyicil haset” ayrı bir duygu değil, aynı duygunun bir çıktısıdır; ve duyguyu çıktısına göre ikiye bölmek, ne olduğu ile ne yaptığı sorularını birbirine karıştırmaktır.
Bu kanadın bir kaygısı da ölçmeyle ilgili. Duyguyu ikiye bölerseniz her biri için ayrı bir ölçek gerekir, ve “iyicil haset” ölçtüğünü söyleyen bir araç gerçekte hasedi değil imrenmeyi ya da hayranlığı ölçüyor olabilir. Kavramları çoğaltmanın kendisi bir maliyet taşıyor: her yeni ayrım, ölçtüğü şeyin gerçekten ayrı olduğunu ayrıca göstermek zorunda.
Türkçe hangi tarafı destekliyor?
İşte ilginç yer burası. Dil kanıtı ilk bakışta ikili görüşü destekliyor gibi duruyor, ama itiraz eden kanat aynı kanıtı kendi lehine çeviriyor.
Savları şu: iki sözcüğü olan dillerde o iki sözcük ortak bir kök taşımıyor, ve İngilizceye çevrildiklerinde iki farklı duygunun adına dönüşüyorlar — birinde “haset” ve “kin”, ötekinde “istek” ve “gücenme” gibi. Yani ortada bir duygunun iki türü değil, baştan beri iki ayrı duygu olabilir.
Türkçe bu itirazın da örneği. “Haset” ile “gıpta” ortak bir kökten gelmiyor: ikisi de Arapçadan, ama ayrı köklerden. Gündelik kullanımda gıpta çoğu zaman acıyla anılmıyor, imrenmeye hatta hayranlığa yakın duruyor — bu bir dil gözlemi, ölçülmüş bir bulgu değil. Ama doğruysa dikkate değer, çünkü iki kanadın anlaştığı noktalardan biri hasedin acı veren bir duygu olduğu. O hâlde “iyicil haset” diye anılan şey, belki de haset değil.
Ama ayrım dile bağlı da değil
Bu, tartışmayı kapatmıyor — çünkü ikili görüşün asıl dayanağı dil değil.
Aynı araştırma, ayrımı yalnızca iki sözcüklü bir dilde sınamadı. Hasedi tek sözcükle karşılayan iki ülkede de insanlara yaşantılarını anlattırdılar ve anlatılanları içeriklerine göre öbeklediler; iki ayrı yaşantı örüntüsü orada da çıktı. Yani ayrım, onu adlandıracak sözcüğü olmayan yerlerde de görünüyor.
Sonraki ölçüm çalışmaları da aynı yöne işaret etti. Dört ülkede yapılan bir incelemede ölçek yine iki boyutlu çıktı ve bu yapı, dilde iki ayrı sözcük bulunup bulunmamasından bağımsız olarak ülkeler arasında büyük ölçüde korundu — ölçümün bütün düzeylerinde tam eşdeğerlik sağlanmasa da. Yazarlar sonucu ikili görüş lehine yorumladı.
Bu yüzden Türkçenin iki sözcüğü tartışmayı çözmüyor; taraflara örnek veriyor, karar vermiyor. Son yıllarda iki örüntünün ayırt edilebilirliğini destekleyen yeni bulgular yayımlandı. Bunun gerçekten iki ayrı duygu mu, yoksa tek bir duygunun iki yolu mu olduğu ise açık kalıyor — ve tartışmanın asıl düğümü de burası.
Okur için ne değişiyor?
Adlandırma tartışmasının pratik bir karşılığı var ve sanıldığından farklı bir yerde duruyor.
Gündelik dil bu iki sözcüğü ahlaki bir sınıflandırma olarak kullanıyor: biri kabul edilebilir, öteki ayıp. Oysa iki kanadın hiçbiri duyguyu böyle ayırmıyor; ayrım güdüde ya da çıktıda, ahlakta değil. Bir duyguyu ayıp ilan etmenin ne işe yaradığı ise ayrı bir konu — ve sitede benzer bir soru başka bir duygu çifti için zaten soruldu (bkz. “Suçluluk ile Utanç Aynı Şey midir?“).
İkincisi, haset gizlenen bir duygudur ve gizlenmesinin nedeni de ahlaki: itiraf eden kişi kendini küçük düşürmüş sayar. Başkalarının gözünün duyguları nasıl yönettiği de ayrıca ele alındı (bkz. ““El Âlem Ne Der?”: Utanç Bizi Nasıl Yönetir?“). Gizlenen duygunun sorunu şu: adlandırılmadığı için yönü de seçilemiyor.
Üçüncüsü ve en somutu: hasedin ölçüsü mutlak değil göreli. Hedefi çoğunlukla yakındaki, benzeyen, “ben de olabilirdim” dedirten kişidir. Göreli konumun mutlak konumdan ağır basması, gelir alanında ayrıca gösterildi (bkz. “Para Mutluluk Getirir mi?“). Ve hoş olmayan bir duygunun işe yarayabilmesi hasede özgü değil; sitede başka bir duygu için de aynı soru soruldu (bkz. “Can Sıkıntısı Zararlı mıdır?“).
Sonuç
Haset ile gıpta etmek aynı şey mi? Dürüst cevap: alan bunu tartışıyor. Bir kanada göre iki ayrı duygu, bir kanada göre tek bir acının iki çıktısı — ve Türkçenin iki ayrı sözcüğü tartışmayı çözmüyor, iki tarafa da örnek veriyor.
Ama anlaşılan noktalar da var: iki kanat da hasedin çekirdeğinde acı olduğunda ve kaynağının yukarı doğru bir karşılaştırma olduğunda birleşiyor. Buradan tek yönlü bir ölçü çıkıyor. Gıpta ettiğinizi söylediğiniz şey hiç acıtmıyorsa, muhtemelen haset değil. Tersi geçerli değil: acıtan her şey haset olmaz, çünkü acıtan başka duygular da var.
Sözcük seçmek duyguyu değiştirmiyor; onu nasıl anlattığımızı, bazen de kendimize itiraf edip edemediğimizi değiştiriyor.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır. Haset yaygın ve insani bir duygudur; hissetmek bir karakter kusuru değildir. Ancak başkalarıyla karşılaştırma günlük hayatınızı, ilişkilerinizi ya da işinizi belirgin biçimde daraltıyorsa, ya da yanında süregelen bir değersizlik duygusu varsa, bunu bir ahlak sorunu sayıp kendinizle uğraşmak yerine bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak yararlı olabilir.
İleri okuma / kavramsal kaynaklar:
İyicil ve kötücül haset ayrımının ilk sistemli sınanması ve dillerin bu ayrımı sözcükleştirip sözcükleştirmemesi için Niels van de Ven, Marcel Zeelenberg ve Rik Pieters’in 2009 tarihli çalışması. Hasedin tek bir duygu olarak ele alınmasını savunan görüş için Yochi Cohen-Charash ve Elliott Larson’ın 2017 tarihli yazısı. İki görüşün aynı dergide karşılıklı olarak karşılaştırıldığı derleme için Jan Crusius, Manuel Gonzalez, Jens Lange ve Cohen-Charash’ın 2020 tarihli çalışması. Ölçeğin Türkçe uyarlaması ve iki boyutun haset ile gıpta olarak adlandırılması için Yasemin Çırpan ve Asil Ali Özdoğru’nun 2017 tarihli çalışması. İki boyutlu yapının, dilde ayrı sözcük bulunup bulunmamasından bağımsız olarak dört ülkede aynı kalması için Maria Magdalena Kwiatkowska, Radosław Rogoza ve Tatiana Volkodav’ın 2020’de çevrimiçi yayımlanan çalışması. Kavram olarak yukarı doğru sosyal karşılaştırma, güdü yönü (yukarı çekme ve aşağı çekme), duygunun ne olduğu ile ne yaptığı ayrımı, ayırt edici geçerlilik.




