İçeriğe geç
Uygulamalı Psikoloji ve Bilim

Öğrenilmiş Çaresizlik Kuramı Neden Yeniden Yazıldı?

Öğrenilmiş çaresizlik kuramının kurucuları 2016'da, büyük ölçüde sıçan deneylerine dayanan sinirbilim bulgularıyla çaresizliğin mekanizmasına dair açıklamalarını tersine çevirdi: uzayan kontrolsüz strese pasiflik varsayılan tepkidir, öğrenilen kontroldür. Bunun insana ne ölçüde taşınabileceği ise tartışmalı.

Podcast

Bu yazıyı dinle

Podcast metnini göster

Bu bölüm, meşhur öğrenilmiş çaresizlik kuramının 50 yıl sonra nasıl tamamen tersyüz edildiğine dair kaynakların hızlı bir özetidir.
Biliyor musunuz, tam yarım asır boyunca psikoloji bize çaresizliği sonradan öğrendiğimizi söyledi. Ama kuramın asıl yaratıcıları sinirbilim bulgularına tekrar baktıklarında mekanizmayı başından beri tamamen ters anladıklarını fark ettiler. Ve inanın bana, bu durum strese bakış açımızı kökünden değiştiriyor.
Birincisi: Pasiflik ve çaresizlik aslında öğrendiğimiz bir şey değil, beynin strese verdiği tamamen otomatik, varsayılan tepkisidir. 1967'deki o orijinal deneylerde şoklar karşısında çaresizliğin öğrenildiği sanılmıştı. Oysa yeni araştırmalara göre, uzayan olumsuz durumlarda beynimizdeki bir bölge otomatik olarak serotonin salgılayıp kaçma davranışımızı resmen kilitliyor. Yani bunu, kötü bir durum uzadığında beynimizin kendi kendine el frenini çekmesi gibi düşünebilirsiniz.
İkincisi: Madem pasiflik otomatik, o zaman biz aslında neyi öğreniyoruz? Şöyle söyleyeyim; öğrenilen şey çaresizlik değil, aksine kontrol duygusu. Beynimizin ön kısmı durumu kontrol edebildiğini algıladığında, hemen devreye girip o otomatik el frenini aktif bir şekilde indiriyor. Yani psikolojik dayanıklılık dediğimiz şey, aslında hiç stres hissetmemek değil; beyninizin "Hey, burada kontrol bende" diyerek o stres tepkisini aktif olarak bastırması demek.
Son olarak, bu kontrolü öğrenmek sadece o anı mı kurtarıyor? Yo, hayır! Geleceğimizi de şekillendiriyor. Kontrol deneyimi kalıcı bir umut devresi, adeta davranışsal bir aşı yaratıyor. Kontrolü bir kez deneyimlediğinizde, ileride yeni bir strese maruz kalsanız bile pasifleşmiyorsunuz. İşte bu yüzden terapiler geçmişi deşmekten çok, geleceği kontrol edebilme inancına odaklanmalı. Üstelik kendi kuramlarını yıllar sonra düzelten bu bilim insanları, bilimin asıl gücünün yanıldığını kabul etmek olduğunu hepimize kanıtlıyor.
Unutmayın, bazen bilimdeki en büyük ilerlemeler yeni bir şey keşfetmekten değil, çok iyi bilinen eski bir gerçeği aslında tamamen baş aşağı okuduğumuzu fark etme cesaretinden doğar.

Bu podcast, yazının içeriği temel alınarak yapay zekâ ile oluşturulmuş ve yayımlanmadan önce editoryal olarak gözden geçirilmiştir. Ayrıntılar için Yapay Zekâ Kullanım Politikası sayfasını inceleyin.

Öğrenilmiş çaresizlik, psikoloji derslerinden tanıdık gelebilecek ve depresyonu açıklamak için de kullanılmış bir kuramdır. Hikâyenin bir de devamı var: kuramı ortaya atan bilim insanları, yaklaşık elli yıl sonra özgün açıklamalarının çaresizliğin mekanizmasını tersten kurduğunu yazdılar.

Bu, bilimin kendi kendini düzelttiği güzel hikâyelerden biri — üstelik düzeltmeyi yapanlar, kuramın kurucularının ta kendisi. Peki tam olarak ne değişti ve bu neden önemli?

Klasik hikâye: çaresizlik “öğrenilir”

1967’de yayımlanan deneylerinde Martin Seligman ve Steven Maier köpeklerle çalıştı. Kaçınılması mümkün olmayan, kontrol edilemez elektrik şokları alan köpeklerin çoğu, ertesi gün kaçışın mümkün olduğu farklı bir düzenekte kaçmayı öğrenemedi; sanki “yaptıklarının hiçbir işe yaramadığını” öğrenmiş, pes etmişlerdi. Şokları kendi davranışlarıyla kesebilen köpekler ise kaçmayı kolayca öğrendi.

Bu duruma “öğrenilmiş çaresizlik” adı verildi. Yorum şuydu: organizma, tepkilerinin sonuç doğurmadığını öğreniyor ve bu “çaresizim” beklentisi genelleşerek pasifliğe yol açıyor.

Kuram kısa sürede insana ve depresyona uyarlandı. 1978’de, özgün modelin insanlardaki yetersizliklerini tartışan bir yeniden düzenlemeyle, insanların olumsuz olayları nasıl açıkladığı (yükleme biçimi) da işin içine katıldı. Bu modele göre, kontrol edemediği bir olayı kalıcı ve her alana yayılan nedenlere bağlayan kişide çaresizlik daha uzun sürer ve daha geniş bir alana yayılır.

Elli yıl sonra gelen itiraf

2016’da Maier ve Seligman, son yirmi yılda biriken ve büyük ölçüde sıçan deneylerine dayanan sinirbilim bulgularıyla kurama yeniden baktılar. Vardıkları sonuç şaşırtıcıydı: özgün kuram, kaçma başarısızlığının mekanizmasını tersten kurmuştu.

Bunu anlamak için, bu deneylerde beyinde ne olduğuna bakmak gerekiyor.

Sıçan deneyleri ne gösterdi: öğrenilen pasiflik değil, kontrol

Yeni yoruma göre, sıçanlarda uzayan ve kontrol edilemeyen şoklar karşısında ortaya çıkan pasiflik ve artan kaygı öğrenilmiş bir şey değildir; uzayan olumsuz uyarana verilen varsayılan, öğrenilmemiş bir tepkidir. Bu tepkide beyin sapındaki dorsal rafe çekirdeğinin serotonin hücreleri belirleyicidir: bu hücreler yoğun biçimde etkinleşir; salgıladıkları serotonin, ulaştığı bazı bölgelerde kaçma davranışını ketler, amigdalada ise korku ve kaygıyı artırır. Etki birkaç gün sürer.

Peki o zaman gerçekten öğrenilen ne? Cevap çarpıcı: öğrenilen şey kontroldür.

Sıçan şoku kendi davranışıyla kesebildiğinde, beynin ön bölgesindeki medial prefrontal korteksin bir kısmı, çizgili cismin (striatum) bir bölümüyle birlikte “burada kontrol var” bilgisini algılar ve dorsal rafe çekirdeğini aktif olarak bastırır. Belirleyici olan kaçma hareketini yapmak değil, bu algılama devresinin devreye girmesidir: devre deneysel olarak devre dışı bırakıldığında, kaçmayı kusursuz öğrenen sıçanlar da sonradan kontrol edilemez şok almış gibi tepki verdi. Bu deneylerde öğrenilen şey çaresizlik değil, kontrolün varlığıdır. Yazarlar bunun, beynin başka koşullarda kontrolsüzlüğü algılayamadığı anlamına gelmediğini de belirtiyor.

Bir benzetmeyle: bu modelde, olumsuz bir durum uzadığında beyin bir el frenini kendiliğinden çeker. Durumun kontrol edilebildiği algılandığında, ön beyin o freni indirir.

Bu ters çevirme neyi değiştiriyor?

Bu ince görünen fark, yazarların dayanıklılığa (resilience) bakışını da değiştirdi.

Özgün açıklamaya göre, önceden kontrol deneyimi yaşamış bir hayvan, sonraki kontrol edilemez şokta “çaresizlik dersini” öğrenmekte zorlanıyordu. Yeni yoruma göre ise koruma etkin bir süreçtir: kontrol, ön beyindeki bir devrenin stres tepkisini bastırmasıyla koruyor.

Bundan önemli bir sonuç çıkıyor: kontrol deneyimi, en azından erkek sıçanlarda, koruyucudur. Şoku kontrol edebilmiş sıçanlar, bir hafta sonra bambaşka bir ortamda kontrol edilemeyen başka bir strese, örneğin daha iri bir sıçana yenik düşmeye maruz kaldıklarında bile pasiflik ve kaygı göstermedi; ergenlikte yaşanan bir kontrol deneyimi yetişkinlikte de koruyabiliyor. Araştırmacılar buna “davranışsal bağışıklama” diyor. Ama koruma koşullara bağlı: ön beyindeki devrenin bir stres etkeni sırasında devreye girmesi ve kontrolün amaca yönelik öğrenme devresiyle algılanması gerekiyor. Dişi sıçanlarda ise aynı kaçma tepkisini başarıyla öğrenmek bu korumayı kendiliğinden sağlamadı.

Yazarlar bir adım daha ileri gidiyor. Önceden kontrol deneyimi yaşamış sıçanlarda bu devrede uzun süren bir değişiklik oluşuyor ve devre, sonraki stres etkenlerine kontrol edilebilirlermiş gibi yanıt veriyor. Yazarlar bunu bir “kontrol beklentisi” olarak yorumluyor ve bu devreyi “umut devresi” diye düşünmeyi öneriyor; bunu kendileri de bir spekülasyon olarak sunuyor.

İnsan için ne anlama geliyor?

Bu bulguların insana ne ölçüde taşınabileceği ise tartışmalı (bkz. “Psikolojik Sağlamlık (Dayanıklılık) Doğuştan mı Gelir?“). İnsanlarda da kontrol edebilmenin acı ya da korku veren uyaranlara tepkiyi hafifletebildiğini ve ön beyin etkinliğiyle ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar var; yazarlara göre bunlar hayvan verilerini insana genellemeyi bir ölçüde destekliyor.

Bu bulgulardan kişiye dair kesin bir açıklama çıkmıyor. Uzun süreli bir stres altında kendini çökmüş, pasif, “elimden bir şey gelmiyor” hissinde bulmak, senin bir zayıflığın ya da kişisel bir kusurun değildir. Ama sıçanlarda birkaç gün süren bir stres tepkisi, haftalar ya da aylar süren bir çökkünlüğü tek başına açıklamaya yetmez. Böyle bir hâl belirgin bir sıkıntı veriyor ya da hayatını zorlaştırıyorsa, onu olağan bir biyolojik tepki sayıp beklemek yerine destek aramak gerekir.

Yazarlar tedaviye dair bir öneri de getiriyor: terapi, geçmişi çözümlemekten çok kişinin gelecekteki zorlukları kontrol edebileceği beklentisini kurmaya ağırlık verirse daha yararlı olabilir. Sonraki derlemelerinde korumanın alışkanlıkla değil, eylemle sonucu arasındaki bağı izleyen düşünmeyle ilişkili olduğunu vurguluyorlar. Ancak bunları kendileri de spekülasyon olarak sunuyor.

Bilimin kendini düzeltmesi üzerine

Bu hikâyenin bir de daha geniş bir dersi var. Kuram ilk yıllarından itibaren eleştirildi, başka açıklamalarla sınandı ve 1978’de insanlar için yeniden düzenlendi; yine de çaresizliğin öğrenildiği fikri onlarca yıl baskın görüş olarak kaldı. Onu yeni kanıtlarla yeniden yazanlar ise kuramın kurucularının kendisi oldu. Bu, bilimin zayıflığı değil, gücüdür: yeni kanıt geldiğinde, en sevilen fikri bile — hatta kendi fikrini bile — gözden geçirebilme alçakgönüllülüğü.

Sonuç

Uzun süre öğrenilmiş çaresizlik, kontrolsüzlüğün öğrenildiği ve bu öğrenmenin pasifliğe yol açtığı biçiminde anlatıldı. Kuramın kurucularının sıçan deneylerine dayanan yeniden yorumu ise tersini söylüyor: uzayan ve kontrol edilemeyen bir olumsuz durumda pasiflik varsayılan tepkidir; öğrenilen ve deneyimle güçlenebilen şey kontroldür. Bunun insana ne ölçüde taşınabileceği ise hâlâ araştırılıyor.

Bazen bilimde ilerleme, yeni bir şey bulmaktan çok eski bir bulguyu baş aşağı okuduğumuzu fark etmekle gelir.


Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı ya da tedavi yerine geçmez. Burada anlatılan bulgular büyük ölçüde hayvan deneylerinden gelir; yaşadığınız bir çökkünlüğün nedenini belirlemeniz ya da onu “beynin olağan tepkisi” sayıp beklemeniz için değil, bir kuramın nasıl yeniden yazıldığını anlatmak için yazılmıştır. Çaresizlik, umutsuzluk ya da çökkünlük hissi belirgin bir sıkıntı veriyor ya da günlük hayatınızı, işinizi veya ilişkilerinizi zorlaştırıyorsa bir ruh sağlığı uzmanına başvurun; bunun için durumun uzun sürmesini beklemeniz gerekmez. Kendinize zarar verme ya da yaşama son verme düşünceleriniz varsa gecikmeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurulur; tehlikenin yakın olduğunu düşünüyorsanız ya da emin değilseniz 112 aranır ya da vakit kaybetmeden en yakın acil servise başvurulur. 112 acil çağrı numarasıdır; ambulans, polis, jandarma, itfaiye, AFAD ve sahil güvenlik çağrılarının tamamı bu tek numaradan karşılanır ve numara her yerden, her zaman ücretsiz aranabilir.

İleri okuma / kavramsal kaynaklar: Seligman ve Maier’in 1967 tarihli öğrenilmiş çaresizlik deneyleri; Abramson, Seligman ve Teasdale’in 1978 tarihli yükleme temelli yeniden düzenlemesi; Maier ve Seligman’ın 2016 tarihli “Learned Helplessness at Fifty: Insights from Neuroscience” başlıklı yeniden değerlendirmesi ve kontrolün prefrontal korteks ile dorsal rafe çekirdeği üzerinden düzenlenmesine dair sinirbilim çalışmaları; bu çalışmaları dayanıklılık açısından yeniden ele alan ve dişi sıçanlarda kontrolün aynı korumayı sağlamadığını da aktaran Michael V. Baratta, Martin Seligman ve Steven Maier’in sonraki derlemesi.